Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ekim '16

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
692
 

Bu gece seni aldattım!

Bu gece seni aldattım!
 

Görsel internetten alınmıştır.


Gözleri kan çanağı gibi olmuştu kadının. Duyduklarına hiç inanmamıştı bugüne kadar ama ya şimdi gördükleri… Tüm bunların kötü bir rüya, bir kâbus olmasını ne çok dilemişti.

Aysel’in tek arzusu beden eğitimi öğretmeni olmaktı. Bu nedenle çılgın gibi spor yapıyor ve kendisini spor akademisi sınavlarına hazırlıyordu. Azmi, sonunda meyvesini verdi ve büyük bir kentte bulunan spor akademisine kabul edildi. Mutluluktan havalara uçuyordu adeta. Kayıt işlemlerinin ardından okulunda eğitime başladı.

Öğrenci yurduna yerleşmişti. Odasını beş kız arkadaşıyla birlikte paylaşıyordu.

Dört yıl su gibi akıp geçmişti.

O gün sabah erkenden kalktı. Sıcak su vardı yurtta, bunu kaçırmayacaktı ve hemen duşa girdi. Hızla giyinip kahvaltı salonuna indi. Neşe içerisinde kahvaltısını yapıp arkadaşlarıyla okula gitmek üzere yurttan ayrıldı. Okulu bitirmesine iki ay gibi az bir zaman kalmıştı.

Yürüme mesafesindeki okulunun bulunduğu kavşağa geldiğinde, trafiğin ne kadar yoğun olduğunu fark etti ve yayalara kırmızı ışığın yandığını da gördü. Araç sürücüleri kendileri için henüz sarı ışık yanmasına rağmen bir an evvel ileri atılmak için fırsat kolluyorlardı. Ders saati oldukça yaklaşmıştı. Derse geç kalma korkusuyla yola attı kendini Aysel. O anda çalan bir polis düdüğü ile neye döndüğünü şaşırdı.

Polis yavaşça yanına yaklaştığında kalbi küt küt atmaya başlamıştı. Polis memuru gözlerini kısarak “Hanımefendi yayalara kırmızı ışık yanıyor neden geçmek istiyorsunuz? Hayatınızın hiç mi önemi yok?” dedi.

Şaşırmış, biraz da utanmıştı Aysel. Şimdi ne diyecekti, nasıl cevap verecekti? Polis haklıydı. Trafik kurallarını çiğnememesi gerekiyordu. Üstelik bir öğretmen adayının daha dikkatli olması gerekirdi. Yoksa yarın öğrencilerine nasıl örnek olacaktı? Üstelik her gün meydana gelen onlarca trafik kazası neticesinde kaç insan hayatını kaybediyordu. Birçoğu da engelli olarak yaşamına devam etmek zorunda kalıyordu.

Bu düşünceler içerisinde polis memurunun gözlerine baktı bir an ve nefesinin kesildiğini hissetti. “Aman Allah’ım ne kadar yakışıklı” dedi içinden. Koyu kahve gözleri sıcacık bakıyordu. Levent de etkilenmişti Aysel’den. Yıldırım çarpmışa dönmüşlerdi sanki. “Şeeeyyy… Bennn… Özür dilerim, daha dikkatli olmalıydım, haklısınız.” dedi Aysel ve polisin cevap vermesini beklemeden uzaklaştı oradan.

Hızlı hızlı yürürken gözlerinin önünden gözleri gitmiyordu genç polisin. Nasıl da tatlı bakıyordu. Bugüne kadar hiç kimse ona öyle bakmamıştı. Bir ara arkasına dönüp baktığında Levent’in de hala kendisine bakıyor olduğunu görünce yanaklarının kızardığını ve içinde onlarca kelebeğin dans etmeye başladığını hissetti. Dudaklarında belli belirsiz bir gülümsemeyle dersine yetişmişti.

İlerleyen günlerde karşılaşmaları artık kaçınılmaz olmuştu. Önce selamlaşmalar, iyi dilekler derken kısa bir zaman sonrasında da sevgili olmuşlardı.

Okul bitince özel bir okulda beden eğitimi öğretmeni olarak işe başladı ve kısa bir süre sonra da evlendiler.

Evlilikleri iyi gidiyordu. Aysel çok âşıktı eşine. İlk yılın sonunda bir kız çocukları dünyaya geldi. Mutlulukları katlanmıştı.

Aysel mutluluktan uçarken Levent de eşinin mutluluğuna ortak görünüyor ama çapkınlık turlarından ödün vermiyordu. Öyle ki onun ne kadar çapkın olduğunu çevresinde bilmeyen arkadaşı yoktu. O nedenle Aysel’e zaman zaman acıyan gözlerle bakıyorlardı.

Bu olumsuz davranışlarını bırakması gerektiği konusunda zaman zaman birçok arkadaşı Levent’i ihtar ediyordu ama o bildiğinden şaşmıyordu.

Bir gün Aysel’in bir arkadaşı Levent’i başka bir kadınla gördüğünü ve çok samimi olduklarını, kendisini aldatıyor olabileceğini söyledi. Aysel “asla olmaz, olamaz” diyerek arkadaşına sitem etti. “Mutlaka işi nedeniyle görüşüyordur, yanlış anlamışsındır” diyerek cevap verdi.

Zaman zaman birkaç kişiden daha bu tarz uyarılar alsa da eşine olan sınırsız sevgisi ve güveni nedeniyle dikkate almadı.

Görev yaptığı okulda bir gün aniden rahatsızlandı. Arkadaşları onu doktora götürdüler ve sonrasında istirahat etmesi için eve bıraktılar. Aysel evin kapısını açtığında içeriden sesler geldiğini duydu ve yatak odasına yöneldi. Gördüğü manzara karşısında dili tutulmuştu adeta ve sadece “Defolun evimden!” diyebildi. Sonra bir koltuğa yığıldı çünkü ayakları onu taşımaz olmuştu. Kalbi sıkışıyor, boğazı düğümleniyordu. Sevdiği, âşık olduğu, o çok güvendiği adam, üstelik kendi arkadaşıyla ve kendi evinde birlikte olmaktan çekinmemişti.  “Ne kadar aptalmışım!”  diye düşündü. “Oysa beni kaç kişi uyarmıştı.”  “Ahhh aptal kafam, nasıl da güvendim!” diyerek kendi kendine hayıflanıyordu. Gözyaşları hücum ediyordu göz pınarlarına, o karşı koyuyordu. Ağlamayacaktı, güçlü duracak, yıkılmayacaktı ama daha fazla direnmeyi bıraktı. Özgür kalan gözyaşları çoktan süzülmeye başlamıştı yanaklarından. Yüreğinin acısıyla günlerce, gecelerce ağladı, ağladı…

Levent aracılar gönderip pişman olduğunu, kendisini affetmesini söylüyordu ama Aysel’in affetmeye niyeti yoktu. Deli deli düşünceler geçiyordu aklından…

Aradan yaklaşık altı ay geçmişti. Henüz boşanma kararı almasalar da ayrı yaşıyorlardı. Bu arada sosyal medyada bir gençle tanışmıştı Aysel. Genç onunla buluşmak istiyordu. Önceleri dirense de sonunda gencin buluşma isteğini kabul etti.

İlerleyen günlerde buluşmalar sıklaşmaya başladı ve gencin evine gitmeye ikna oldu Aysel.

Gece eve döndüğünde karmakarışıktı. Bir yandan ağlıyor, bir yandan gülüyordu. Doldurduğu şarap kadehini eline alıp “Şerefine Levent” dedi gülerek. Sonra yine ağlamaya başladı. “Bu hale gelmek zorunda mıydık? “diye mırıldandı. “Ama bunu sen istedin, beni bu hale sen getirdin.” diye öfkeyle söylenmeye devam etti. Bir ara bilgisayarının başına geçerek “Bu gece seni aldattım, zevkliydi…” yazıp sosyal medyada paylaştı.

Aynı saatlerde bir el silah sesi yırttı gecenin karanlığını. Polis olay yerine geldiğinde kapalı olan daire kapısını kırarak içeri girmiş ve gördükleri manzara karşısında şaşkına dönmüşlerdi. Başına tek el ateş etmek suretiyle gözlerini sonsuza kadar kapamıştı Levent. 

Açık olan bilgisayarında Aysel’in sosyal medya hesabı görülüyordu… 30 Eylül 2016

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aldatmak kötü,aldatılmak daha kötü.İnsan onurunun kabullenmekte zorlanacağı bir durum.Çok acı biten bir son.İlginç olan,aldatmayı başlatanın,aldatılmayı kabullenememesi.Erkek egemen toplumun günahlarından biridir bu."Kadın elinin kiridir,yıkar,kurtulursun" derler hep erkeklere,cesaretlendirirler.Kadın yaparsa adı değişir,başka olur,namusu kirlenir,yıkanmakla da çıkmaz.Bu hastalıklı zihniyet,böyle nice ölümlere neden olmuştur.Burada erkek canına kıymış ama,kadını öldüren,yetmedi kendini de öldüren,hatta çocuklarını öldüren,aile katliamı yapanlar var.Çok gerçekçi bir öyküydü,elinize,yüreğinize sağlık.Sevgi ve selamlar gönderiyorum sevgili Ayşegül hanımcığım,sağlıcakla kalın...

Fisun Gökduman Kökcü 
 03.08.2018 17:58
Cevap :
Gerçek bir olaydan öyküleştirdim bunu da Fisun Hanımcığım. Tanıdığın, bildiğin insanların başına gelmesi de ayrı üzücü oluyor. Ne yazık ki bu toplum erkeğe her şey hak anlaşıyla cesaret vermeye devam ettiği sürece kan akışı durmayacaktır. Bu olayda farklı da olsa kanın aktığı yer. Aldatmak, aldatılmak insan psikolojisini darmadağın eden olaylar. Zaman zaman ölüme kadar giden bir süreç olabiliyor ne yazık ki. Biraz akıl, biraz akıl demekten başka elimden bir şey de gelmiyor... Teşekkür ediyorum...Selamlar, mutlu kalın...  08.08.2018 18:19
 

Şok edici bir sonuç gerçekten...Etkili bir öykü.

Kerim Korkut 
 30.10.2016 15:42
Cevap :
Maalesef yaşanıyor böyle olaylar. Teşekkür ediyorum. Selamlar, mutlu kalın.  30.10.2016 20:27
 

Neden aldatır kişi eşini bir çok sebebi olabilir elbette. Günümüzde öykünüzdeki gibi aldatmalar çok duyuluyor ve ne yazık ki çok üzücü. Her şey çok güzel giderken birden değişen ilişkiler ve sonrasında oluşan travmalar, acı sonları da beraberinde getiriyor. Evlilik de eskisi gibi değil ki Ayşegül Hanım.. kişiler saygı ve sevgiyle yürütürlermiş birlikteliklerini eskiden. Evlenmek de çözüm değil artık güven konusunda ve de elbette psikolojik olan boyutları da cabası. Etkilenerek okudum öykünüzü elinize sağlık. Sevgi ve selamlarımla.

Nermin Ayduran 
 24.10.2016 22:07
Cevap :
Güven arayanlar için evet evlilik asla bir güvenli yaşam devresi değil artık.Aldatmanın da çok çeşitli nedenleri vardır muhakkak ama hiç bir neden aldatanı haklı çıkarmıyor Nermin Hanım. İnsanlar birbirine dürüst olsa ne kadar güzel olur. Aşk bittiyse, saygı bittiyse, sevgi bittiyse oturun, konuşun ve ayrılın değil mi ama. Bazı aldatanlar da ne yardan, ne serden misali hiç birinden vaz geçmiyor. Bir gönüle kaç aşk sığar anlamış değilim. Bu olsa olsa birinde heyecan bulup, diğerinden de hayatının düzeninin devamını sağlamasını istemek gibi bir şey. Yani her türlü aldatanın kendini düşünmesi, bencillik gibi geliyor bana. Öykümdeki aldatma da daha farklı bir safhası...Teşekkür ediyorum...Selamlar, mutlu kalın...  26.10.2016 9:41
 

Okunmaya değer bir öykü Ayşegül Hanım, Diliniz, Türkçeniz de güzel. Yaşayan bir Türkçe. Ayrıca akıcı ve duru...Dilinize sağlık.

Abdülkadir Güler 
 20.10.2016 21:01
Cevap :
Çok teşekkür ediyorum Abdulkadir Bey, beğeniniz yüreklendiriyor, sağolun...Selamlar, mutlu kalın.  21.10.2016 21:21
 
 
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 3989
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1421
Kayıt tarihi
: 20.11.10
 
 

Bir Kamu Kurumundan emekliyim. Bloğumda; yaşadıklarımı, çevremde gözlemlediğim olaylar ile kendi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster