Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Eylül '15

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
68
 

Bu gün hava küskün gibi

Nedendir bilmiyorum. Bu aralar içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Böyle zamanlarda Karaköy’e inerim. Sekiz yıldır haftanın iki üç günü gittiğim mekâna… Öyle de yaptım. Can sıkıntımı orada ya büyütüyorum, ya da başımdan savıyorum. İkisinden biri. Genelde ikincisini beceriyorum.

Bu gün hava küskün gibiydi… Öğle saatleri olmasına rağmen ortalığa keyif kaçıran bir karanlık hükmetmiş... En çok da bana. Dahası iç dünyama… Tezgâhlardaki balıklar da öyle, balıkçılar da… Onlar da pek keyifsiz… Daha sekiz on yıl öncesine kadar aynı tezgâhlardaki balıkları yeniden denize atsan yüzecek gibi bakıyorlardı.  Etrafta da yeşillik diye bir şey kalmamış. Kapkara bulutlar yere değdi değecek gibi duruyor. Ağaç dalları yemeden içmeden kesilmiş ve zayıf düşmüş insan görünümde.  Sadece, iki gün önceki yağmurdan ötürü yerdeki çimenler biraz şımarmış ve yeşile boyanmış sanki. Sekiz yıllık dostum çınarın yaprakları renkten renge bürünüp kısmen yerde, kısmen dallarında fazla kaynamış ıhlamur renginde…. Daldakiler de adam akıllı seyrelmiş. Her biri düştü düşecek gibi son duruşlarını sergiliyor.

Bu ülke bir garip… Bu ülkede bir kişinin dudağından çıkan dayatmalar ve her gün değişen gündem insanlara gülmeyi ve düşünmeyi yasaklıyor gibi. Her an sakin olmak, güzeli düşünmek, mutlu olmak veya görünmek mümkün değil. Dahası düşünmek, gülmek ve mutlu olmak sağlığa zararlıymış gibi bilinçli bir şekilde zihinlere yerleştirilmeye çalışılıyor.

Bir zamanlar çay içtiğim masayla deniz arası mesafesizdi. Elini uzatsan denize değecek gibiydi. Şimdi bu mesafe tel çitlerle bölünmüş. Çitlerle deniz arasında da betondan daracık bir yol yapmışlar.  Yani koridor… Sonrası deniz ve özel iskele. Zaten bu ülkenin yerleşim yerlerinde toprak diye bir şey kalmadı. Her taraf beton ve göğe değdi değecek gibi yükselen binalarla kaplı. İskelede duran üç gençten biri seslenerek,

‘’Baba çakmağın varsa atar mısın?’’dedi

‘’Atmam. Neden atayım ki. Getiririm.’’ dedim

Çakmağı götürdüğümde aynı genç karşısındakini göstererek:

‘’Baba bu şerefsiz var ya bu şerefsiz… ‘’diyecek olunca,

‘’Dur ya, neden şerefsiz diyorsun gencecik çocuğa.’’dedim

‘’Baba seni gösterip şu ihtiyardan iste çakmağı.’’ dedi.

‘’O da amma şerefsizmiş ya…’’ dedim ve gülüştük.

Dedim ya bu ülke bir garip. Kimse farkında değil ama bu ülkede gülmek bile yasaklandı. Ama ben yine de istediğim zaman gülüyorum. Beni güldüren candan öte can bir dostum var. Üstelik deniz aşırı. Biraz uzakta olsa da, deniz önemli değil. Telefon var ya… Nedendir, nasıl oluyor hala çözebilmiş değilim, ama gülmek istediğimde hemen onu arıyorum. Az önce yaşadığım olayı anlatmaya başlamadan hemen gülmeye başladı. Ben de öyle… Telefonda sesimi duyar duymaz başlıyor gülmeye… Sonra rahatlıyorum… Böylece can sıkıntım nereye gidiyorsa alıp başını gidiyor…

Bu gün hava biraz küskün gibiydi. Umurumda bile değil… Çaycı da çay getirirken şarkı söylüyordu. Sanki güneş açtı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 522
Kayıt tarihi
: 01.05.09
 
 

29.05.1949 Uşak doğumluyum. Lise dahil eğitimimi uşakta tamamladım. Yıldız üniversitesi inşaat bölüm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster