Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
469
 

Bu yılın modası: "Anayasa Mahkemesi"

Bu yılın modası: "Anayasa Mahkemesi"
 

Bu yıl en uğrak Mahkemelerden biri: Anayasa Mahkemesi


İnternet ve uydu sayesinde tüm yabancı basını takip edebiliyoruz. BBC, CNN gibi başta gelen televizyon kanallarını da ilgiyle takip edenlerdenim. İnternet üzerinden İngiliz, Amerikan ve Avrupalı yazılı ve görsel basını takip ederim. Ancak her okuduğum haberde, Türkiye ile Avrupa arasındaki farklardan bir kaçına rastlıyorum.

En büyük fark, bence siyasi kriterler. Avrupa’da milletvekillerin mitinglerde birbirlerine karşı atıflarda bulunduğunu göreniniz var mı? İstisnalar kaideyi bozmaz, tabii. Ancak o kadar az ki, kimse duymaz, bilmez. Amerika da aynı şekilde. Hele İsrail. İsrail’ in tek haber konusu Filistin. Filistin’e saldırıları durdursa, Dünya İsrail’ i unutacak diyebiliriz.

Türkiye’ ye dönelim. Siyasi kriz hiçbir zaman bitmiyor. Bu yaz her hafta sonu miting yapıldı. Tabi seçimler için miting gerekli. Ancak siyasilere soruyorum: birbirlerinize atıflarda bulunarak, rakip partinin üyelerinin ya da başkanlarının kirli çamaşırlarını ortaya çıkararak ne elde edeceksiniz.

Makalemde hiçbir isim vermeyeceğim. Ancak iktidara yüklenerek Türkiye’nin ilerleyeceğini zannetmiyorum. Aksine gerileyecektir. Seçime girersin. Kazanamazsan, bir sonraki seçimi beklersin. Miting zamanında ise, yapacaklarından bahsedersin. Çok az bir zamanını da diğer partinin yapamadıklarına değinmek üzere ayırırsın. Ancak hakaret olmayacak. Bu yıl Dünya için seçim yılıydı diyebiliriz. Birçok seçim gördük, televizyonlarda. Ancak hiç aşırıya giden mitingler izledik mi, dersiniz. Hayır.

Mecliste her alınan kararı Anayasa Mahkemesi’ne taşımak da moda oldu, bu yıl. O zaman bence milletvekiline gerek yok. Halkın milletvekilini seçerek, “sözde” demokrasiye katkıda bulunmasına gerek yok. Muhalefete göre “demokrasiye” gerek yok. Her mitingde “Laiklik” elden gidiyor tartışmalarına hiç gerek yok. Nasılsa Anayasa Mahkemesi tüm milleti temsil etmiyor mu? Öyle ki, Cumhurbaşkanını dahi yargılayacak güce sahip gibi görünüyor. Başbakanı iktidardan indirecek güce de sahip. O halde Cumhurbaşkanına ve Başbakana da gerek yok. ‘Anayasa Mahkemesi Başkanı’ tüm bu görevleri üstlenmiş görünüyor. Dünyanın neresinde böyle bir siyaset gördünüz?

Söz konusu, yıllardır sorunlar bütünüyle karşı karşıya kalan, siyasi krizlerin odağı haline gelen, biricik Vatanımız, TÜRKİYE…

Avrupa Devletlerini ve Amerika’yı severim. Ve ülkemin idari şeklinin de Avrupa Devletleri ayarında olmasını isterim. Bu millet nice ekonomik krizler atlattı. Enflasyon Canavarı ile mücadele etti. Elbette siyasi kriz bunların arasında en tehlikelisi. Ancak Yüce Türk Milleti, bu zorlu mücadeleyi de atlatacaktır.

Bu ilk siyasi makalem. Yıllarca arkadaşlarla polemiğe girmişimdir. Ancak ilk kez kaleme alıyorum, düşüncelerimi.

Makalemin daha yararlı olması için parti isimleriyle örnekler vereceğim. Ben kesinlikle Cumhuriyet Halk Partisi düşmanı değilim. Olamam da zaten. Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün kurduğu bir partiye düşman olmak, Atamıza saygısızlıktır. Ancak Atamızın kurduğu partiyi yüzüne gözüne bulaştırmak, iktidarda kalmasını sağlayamamak, Atamızın İlkelerini istismar etmek ve bu ilkeleri kendi çıkarlarına kullanmak, bu ilkelerin arkasına sığınmak ve halkı bu şekilde yönlendirmek hem daha büyük saygısızlıktır ki affedilemez hem de suçtur.

Ya halkı gerektiği şekilde bilgilendirir ve halkla bütünleşirsin. Ve bunun sonucunda iktidar olursun. Ya da başkanlık koltuğunu işi bilene verirsin. Yıllarca aynı kişinin bir koltukta oturması, kesinlikle yanlıştır. Koltuktan kalkmak için gerekli süreyi beklememek gerekir. Başarı yoksa başarmanın yolları aranır. Başarısızlık tekrar ederse, bu hata değil suç olur.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu halde Devlete ve Millete sahip çıkacağına inanmıyorum. Ben sadece mantığın yanındayım. Sağ-Sol beni ilgilendirmiyor. Eğer AKP’nin yapamayacağını da düşünseydim, ona da mantıklı atıflarda bulunurdum. Ancak altını çizerek diyorum ki:”mantıklı atıflar…” Ben CHP hakkında da mantıksız bir ifade kullanmış değilim. Ve ne AKP, ne MHP ne de CHP ile en ufak bir temasım bulunmaktadır.

Milliyetçi olduğum doğrudur. Ancak “Vatan bir bütündür, bölünemez.” diyerek, çözüm aranmaz. Elbette Türkiye Cumhuriyeti bir bütündür. Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları, soyları, ırkları nereye dayanırsa dayansın, eşittir. Vatana ihanet sadece dağda olmaz. Siyasi ihanette olur.

AKP’nin yaptığı yenilikleri, gelişmeleri, uygulamaya koyduğu uluslar arası projeleri, uluslar arası siyasi ve ticari anlaşmaları, diğer partiler de yapsın. Onları da tüm gücümle desteklemeye hazırım. Şöyle bir atıfta bulunulabilir: “Biz iktidara gelsek, daha iyilerini yaparız.” Birincisi bu sizin sorununuz. Bence mesele iktidar meselesi değildir. Dini, görüşü hiç önemli değil. Bu milletin, her dine ve görüşe saygılı, halk içinde ayrım yapmayacak, ülkemizi muhasır medeniyetler seviyesine taşıyabilecek bir iktidara ihtiyacı vardır. ‘Marmaray’ başta olmak üzere yüzlerce projeye imza atıldığını unutmamak lazım.

Hem yabancı basını hem de Türk basınını yakından takip ederim. Sadece haberleri değil, yorumları da okurum. Çizgi-Yorumlara da bakarım. Hangi yazarın, kimin hakkında ne düşündüğünü iyi bilirim. Ancak herkes biliyor ve bilmeyenler de öğrensin ki; “Tarafsız Basın” diye bir kavram yoktur, olamaz. Herkesin bir düşüncesi, fikri vardır. Haliyle yazar da düşüncesini doğal olarak yazısına aktarır. Aktarmak zorundadır.

AKP öncesinde de böyle iktidarlar geldi, elbette. Ancak parti başkanları(Başbakanlar), fazla yaşayamadılar.

Yani mesele parti yönetiminde bitiyor.

Hep Avrupa’daki siyasi yaşamı imrenmişimdir. Hiç kargaşa olmaz. Sarkozy seçildi. Hiç itiraz eden olmadı. Tebrikler kabul edildi. Ve ileride de ne kargaşa olur ne de siyasi bir kriz. Ekonomi de buna oranlar iyi tabi ki. Merkel geldi. İtiraz gelmedi.

Amerika’ ya bakalım. Başkan Bush süresini dolduracak. Yine bir Clinton’ın seçilmesi muhtemeller arasında. Bir yazılı basında:”Baba Bush’un arkasını bir Clinton temizledi. Şimdiki Bush’un arkasını da bir Clinton temizleyecek.” yazıyordu. Başlık oldukça hoşuma gitmişti. Bush yönetimine bir düşmanlığım olduğu için söylemiyorum. George W. Bush yönetimini zaman zaman tebrik etmişimdir, zaman zaman da kınamışımdır. Neyse konu bu değil.

Ancak ne olursa olsun, Amerika’daki siyasi düzeni de çok takdir ediyorum. Başkan Bush bizim tabirimizle “iktidardan” indiğinde ne olacak? Ne olursa olsun, Türk Siyasetine benzemeyeceği kesin. Tabii ki Amerikan Siyaseti ile Türk Siyaseti çok farklı. Meselâ Başkan Bush, bu seçimlere giremiyor. Çünkü süresi doldu. Ancak Türkiye’de böyle bir kural yok.

Bazen suçu “Türk Basınında” bulsam da, yine de suç siyasi büyüklerindir.

İktidar tüm ülkeyi “dini rejime” sokmaya çalışmakla suçlanıyor. Öncelikle derim ki; yapabilmek, gerçekleştirebilmek başkadır, yapmak, uygulamak başkadır. Dini rejime sokabilmek için gücü var diye, bu gücü kullanacak diye bir kural yoktur. Örneğin, bir çakmağın bir evi yakabilme gücü her zaman vardır. Ancak çakmağın böyle bir gücü var diye, çakmak yasaklanabilir mi? Ki iktidar partisinin de, böyle bir niyetinin olduğunun geçerli bir kanıtı da yoktur. Millet, seçimle bir partiyi iktidara getirmiş. İlk kez seçseler, bir hatadır, olmuştur diyebiliriz. Ancak bence ikinci kez seçilen partiye karşı yapılan bu ithamlar, haksızca... Bu ithamları yapanlar, halkın halk tarafından halk için yönetilmesine karşıdırlar. Demokrasiyi savunduklarını söyleseler de, siyaset bu, söylerler...

“Parti kapansın mı?” diye, bir oylamaya gidilse yine “genel seçimlerdeki” sonuçlar çıkacaktır. Belki de iktidar partisi, oy dahi kazanabilir. Ancak sorun bu da değil. Mantıklı yapılan her türlü ithamın yanındayım. Ancak mantık, bu ithamlardan biraz uzak kalıyor.

Türkiye’nin kalkınması ve muhasır medeniyetler seviyesine çıkması için ne gerekiyorsa yapılması, hem temennim hem ümidim.

İktidar partisinin de bir çok tutumunu yanlış buluyorum. Örneğin; bu soruna yol açacak girişimlerde bulunmadan önce, yani "Anayasa" değişikliğine gidilmeden önce "Anayasa Mahkemesi'nin" görevlerini kısıtlamalıydı. Mecliste çoğunluk kendilerinde. Ve muhalefetlerden biri de onu desteklerdi. Önce ortamı hazırlayıp, sonra değişikliğe gidilmeliydi. En azından durum şimdikinden iyi olacaktı, büyük ihtimalle...

Son olarak derim ki; Her şey Vatan İçin...

Bu makalemde hiçbir görüşe saygısızlık etmedim. Hiçbir gruba ithamda bulunmadım. Hepsi kendi düşüncem ve görüşümdür. Kırdığım, incittiğim, canını sıktığım kesim olacaktır tabi. Ancak ben kesimlere ayrılmaktansa, birleşmekten yanayım. Her şey Vatan İçin. Ne olursa olsun, Vatan Sağ olsun. Ve Vatanın var olması için birlik ve beraberlik gerekir. Sağ-Sol, Kürt-Türk, Laik-Dindar diye ayrılmaya, böyle polemiğe girmeye gerek yok. Ulu Önder M. Kemal ATATÜRK’ ün izindeyiz...

Saygılar, sevgiler...


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 89
Toplam yorum
: 37
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 3132
Kayıt tarihi
: 10.11.07
 
 

Tesekkurler ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster