Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
636
 

Bütün renkler hızla kirleniyordu!...

Bütün renkler hızla kirleniyordu!...
 

'All the colours were soiling at the same speed.White was given the first prize.'' Özdemir ASAF


''Aç kapıyı bezirganbaşı, bezirganbaşı, bezirganbaşı!...'' (Şarkılı, çocuk oyunu)

''27 Mayıs İhtilali'' nin olduğu 1960'lı günlerde, okulların tatil olmasının da verdiği keyifle, çeşitli çocuk oyunları oynar ve sarı yirmibeş kuruşları basıp satınaldığımız, Atatürk ve Cemal Gürsel Paşa'nın ''renkli'' posterlerini çıtalar, Beşiktaş Yıldız'ın arka sokaklarından, Yenimahalle'ye doğru yirmi, yirmibeş kişilik gruplar halinde marşlar söyleyerek, kendimizce ''nümayiş'' yapardık!... Camlardan yapılan alkışlı tezahürat ve atılan bonbon şekerleri de, işin keyfine keyif katardı!... En büyük alkışı, '' ...Olur mu böyle olur mu, kardeş kardeşi vurur mu, kahrolası diktatörler, bu dünya size kalır mı!... '' dizelerinin ardından alırdık... O günlerden çocuk aklımda kalan, bir de annemin alyansını ''Cumhuriyet'' e hediye ettiği ve küçük bir memur eşi olan annemin hiç bileziklerinin olmadığı!...

1960'lı yıllarda , Cumhuriyet ve onun koruyucusu ordu ve gençlik çok önemli değerlerdi... 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramı'na çok önem verilir, İstanbul'daki 19 Mayıs bayramlarında stadlar dolup taşar, harp okullarının gençleri büyük bir rekabet içinde, en müthiş, en görkemli gösterileri yapmaya özen gösterirdi ki, o gençlerin çoğu, bu gün en üst rutbelerde, asker yöneticilerdir!...

Bu gün, bu ulusun gözbebeği ordunun yönetici kadroları, haklı ya da haksız ne hale düşürülüyorlar!...

O gençlerden bazıları, ayrıca bu gün Ergenekon siyasi dava sürecinin bir yerinde de, sanık ya da tanık olarak bulunuyorlar...

Cumhuriyetin genç yeni kuşağı bir kanalda ilerlerken, Atatürk'ün ve silah arkadaşların öncülüğünde kurulmaya çalışılan ''Ulus Devlet''... Ve onun yeni üretim ilişkileri içinde tasfiye etmeye çalıştığı doğudaki feodal yapı!...

Ve de daha önemlisi; sorgulama, araştırma ve geliştirmeden iyice yoksun düşmüş, bilimden ve pozitif düşünceden uzaklaşmış, batının isteği doğrultusunda, (!) kendine özgü ''Toprak Sistemini'' aymazca bozmayı gerçekleştirip, bütün toplumsal dengeleri alt üst ederek, büyük bir gafletle devletin bel kemiği bu yapıyı değiştirmiş ve bu coğrafyadaki bilimsel düşünceden zaman içinde müderrisi, ulemasıyla kastlaşarak tamamen kopmuş, batıdaki düşünsel ve teknik konulardaki gelişmelere, kendi iç dinamikleriyle bir seçenek oluşturma marifetine bir türlü sahip olamamış, gelişemeyen, durağanlaşmış bir millet ve bir köhne devlet; atamız Osmanlı!... Ve onun devamı olarak, bir türlü demokratik hukuk devletine evrilememiş bir ''Ulus devlet'' ve onun eğretilikleri!... Ve de onun, kırk yılını benim fiilen yaşadığım, bitmez, tükenmez sancıları...

Asker-sivil bürokrasi ve diğer kurumların iyice yozlaştığı, ancak artık çöküşe geçildiğinde, özellikle Balkanlar'da ve Doğu Anadolu ve de Mezopotamya'da kendini korumaya çalışmak için bazı reformist önlemleri alsa da , Sultan Abdülhamid tarafından biraz da misyonlara karşı, bilim ve eğitime önem verilerek, toparlanmaya çalışılmış olsa da ( ve ona da pek izin verilmemiş...), formunu, niteliğini kaybetmiş bir İslami devlet yapısından kalan ve Atatürk'ün ölümünden sonra , Pax Americana desteğinde, hızla eski mecraya dönmeye asker-sivil bürokratlarca tevessül etmeyle başlayan ve nihayetinde bu günkü durumlara evrilip gelen bir siyasi süreç!...

Şimdi bu süreçin eski ve yeni tarafları, bir tarafta, ''siyasetçinin bayramlığıyla, kefeni yanındadır'' anlayışıyla siyasetin ve erkin öznelleştiği, bir erk savaşında ve Pax Americana destekli eskinin gücünü iyice hissettirdiği bir savaşımın içinde yer alıyorlar!...

Bartholomeos'un temsil ettiği ülkedekidört bin kişiye ve taleplerine siyaseten yaklaşım tarzı, Kürt Sorunu'na yaklaşım tarzı, emekçilerin yaşama haklarına yaklaşım tarzı, özelleştirme tarzı, ekonomiyi daha da borçlandırarak ekonomi-politika üretme tarzı, kadrolaşma tarzı, hukuk ve adaletin uygulanma tarzı, geçmiş zamanlardaki iktidar uygulamalarından özünde bu iktidar döneminde de pek büyük bir fark göstermediğine göre(!), bu iktidarın ve destekçilerinin hedefledikleri nokta, ordunun ve bağlaşıklarının bu ülkedeki güç ve etkinliğini zayıflatıp siyaseten yok etme olarak gözönüne geliyor!...

XXI.yüzyılda, bizce acı olan şudur:

Biz hala neden bütün renklerimizi kirletmeye devam ediyoruz?...

Neden, ''Kurtuluş Savaşı'' dönemindeki , ''Sovyet Devrimi'' nin büyük etkisiyle, kısa dönemli görece bağımsızlık hareketimiz dışında, büyük bir savaş da görmemiş bu ülkeyi, ikiyüz yıldır gizli bir yarı sömürge gibi yöneten batıya karşı, kendi iç güçlerimizce , kendimizi, kimliğimizi, kişiliğimizi kurtarabilecek ve yeniden yaratabilecek bir süreçi başlatamıyoruz?... Sorun ve çözüm, ittihak ve Terakki'yle başlayan bir siyasi ve toplumsal kutuplaşmanın bu modern zamanlarda bir hesaplaşmasıyla mı sınırlı acaba?...

Diyarbakırlı(!), Ebul-İz El Cezeri, 800 sene önce hidrolik sistemle çalışan pek çok otomatik eser ortaya koymuştu!...

Ve o zamanlarda bizim bilim insanlarımız yaptıkları robot atlara hareket verirken, Batı bilimi, bir saatin işleme düzeneğine, “Acaba içinde cin mi var ?...” diye yaklaşabiliyordu!...

Avrupalı büyük ölçüde bilimsel yapılanmasını, rönesans ve sanayi devrimini ve dünya egemenliğini, bu topraklardan çıkan bilim insanlarına borçludur!... İbni Sina, Razi ve Zehravi gibi bilim insanlarının yapıtlarına!...

Şimdi onlar sahip ve demokrasiden nasibini alamayan ya da alabilemiyen biz de , biraz da ahmaklığımızla, onların gizli köleleri... Onlar yokuşa, biz inişe!...

Bu millet kendini yenileyip, değiştirmek zorundadır; başka yol yok!...

Ve yoksa biz, bu büyük dalaşmaların, didişmelerin içinde debelenip dururken, atı alan gene Üsküdar'a geçecek!...

24.aralık.2009 /Perpa,

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızı büyük bir dikkatle okudum. Ülkenin bugüne dek sürüp giden gerçekleri. Nasıl ve neyle sınırlandırılmış. Bu duygu sınırının içinde bırakılmış. Halbuki bir tek sınır vardır misaki milli. Bir cami hocamız, bir süre Norveç'te kaldı. Döndüğünde ziyaretinde ve konuşmamızda şöyle bir sonuca geldik, bizim insanlarımız . kendini yenileyip değiştirmesi gerekli. Sizin yazınızda bu cümlelere rastladım. Başka yol yok. Ellerinize sağlık. Nabide Kılınç. Yerkesik.

Nabide Kılınç 
 05.01.2010 12:27
Cevap :
Özden yola çıkarak,sapmaları da ayıklayarak, değiştirmeli!... Dostça selamlarımla.  05.01.2010 18:42
 

Pusula bir Cin icadidir;MO dorduncu yuzyilda yazilmis bir Cince kitapta " Seytan vadisinin kralinin kitabi" inda pusulanin izine rastliyoruz; Kitapta " Magnetit'in demiri kendine cektigi veya yonlendirdigi" anlatilir;Bu yazimdan besyuz sene sonra yani MS 80 senesinde Lun Heng'in kitabinin 47 bolumunde " Magnetitenin demirden bir igneyi kendine cektigi" ayrintili olarak aciklanir;Ancak bu aletin Cinde varligi 1040 senelerinde Song sulalesi zamaninda kesinlesir; Elimizde bugunku bulgularla Lun Heng zamanindan kalma pusula tanimi olmakla birlikte simdilik iki bin senelik bir pusula bulunamamistir.

David Auget 
 30.12.2009 16:59
Cevap :
Karıncanın bile ışığı polarize ederek, yönünü bulabildiği bu gezegende, insan kızı ve insan oğlunun da farklı coğrafyalarda, benzer keşifler yapması insansı bir iç güdüden mi kaynaklanır acaba?... Çinlilerin pusulaya yakın bir şey bulması gibi, Amerikaya bile ulaşan Normanlar'ın da ilkel bir pusula üretmesi bilimin evrenselliği açısından ne kadar güzel bir şey!... Arapların, Yunanlıların keşfettiği Usturlap'ı geliştirip kullandığını biliyorum, pusulayı da... Obama'nın danışmanları o aleti karıştırmış galiba... Dostça selamlarımla.  31.12.2009 0:24
 

Sizin ne demek istediginizi iyice anliyorum; merak etmeyin; Ama bu PAX lar meselesi belki o donemleri izah etmek icin somurgecilige atfedilen pozitif bir bakis olabilir; Yanliz PAX veya baska bir butunlestirici bir durum Osmanlinin digerleri gibi( hatta bazi yonlerden daha agir) bir somurgecilik oldugunu degistirmez;Mesela Ingiltere PAX i Hindularin kadinlarin yakilmasini yasal yolla engelleyerek "positif somurgecilik" yapmistir denebilir; Osmanlinin devsirme sistemi ile " negatif somurgecilik" yaptigida dusunulebilir; Ancak her ikisi de somorgeci ve somurucu olmaktan cikamaz;Yani bu PAX lar mantigi somurgeciligi susleyen birseye benziyor...

David Auget 
 29.12.2009 23:45
Cevap :
Küresel sömürgeciliğin önderi ABD'nin başı Obama, Mısır'dan bu coğrafyayaya şöyle hitap ediyordu: ''...medeniyetin İslam`a borçlu olduğunu biliyorum. Öğrenim bayrağını yüzyıllar boyunca taşıyan (El Ezher gibi yerlerde) İslam`dı. Avrupa`nın Rönesans`ına ve Aydınlanması`na yol açtı. Cebir`in gelişmesini sağlayan, manyetik pusula ve navigasyon araçları, kalem ve resim ustalığımız, hastalıkların nasıl yayıldığı ve iyileştirildiğine yönelik bilgilerimiz hep Müslüman topluluklardaki keşiflerdi. İslami kültür bize ihtişamlı kemerler, yükselen kuleler, zamansız şiir ve sevgiyle anılan müzikler verdi; zarif kaligrafiler huzurlu tasavvur mekânları verdi. Ve tarih boyunca İslam, sözleriyle ve hareketleriyle dini toleransın ve ırk eşitliğinin mümkün olduğunu gösterdi.''... Ve ben bu kanlı coğrafyada ''taraf'' olarak, Doğu Roma'nın devamı olan Osmanlı'ya biraz öznel bakıyorsam, affola!... Dostça selamlarımla.  30.12.2009 14:30
 

Avrupa iyi veya kotu eski somurgeleri ile masaya oturmus ve somurgecilik tarihini bu ulkelerle ele almistir.Turkiye'de Bulgarlar,Yunanlilar,Sirplar,Romen ve Macarlarla (digerleri de var, fazla ayrintiya girmiyorum) bir araya oturup bu tarihi olguyu ele almak ve bu milletlerin bu konuya nasil yaklastiklari konusunda herhangi bir caba varmi bilmiyorum.Ancak bu ulkelerin Osmanli isgallerine karsi amansizca direndikleri ve isgalden sonrada sık sık bas kaldirdiklari dusunulurse, bu ulkelerin Osmanliya kapi acmadiklarini ve esir olmak istemedikleri bence aciktir.

David Auget 
 29.12.2009 0:26
Cevap :
Ben, işim gereği dar zamanlardayım...Biraz da bu yüzden,sizin farklı yorumlarınıza kısa bir yanıt vereceğim: Dünya siyasi tarihinde benim bildiğim dört özel şey var:Pax Romana'nın ardından, Pax Ottomana ve Pax Britannica ve de en son Pax Americana!... Ama hepsinin de, ayırımsız tarihleri kanlı!...Ve maalesef tarih şu şöyle olsaydıyla da yazılmıyor...Biz bulutlar ağlasın,çocuklar ağlamasın desek de bu böyle olmuyor; çünkü her düzeyde,her özelde sınıf savaşının olduğu bu dünyada tarihler de gene emekçi,yoksul halkların, insanların aleyhine yazılııyor...Osmanlı'nın eksileri yanında en büyük artısı,saptırılmış olsa da İslam ideolojisinin, insana görece daha insani bir gözden bakmasından kaynaklanıyor... Barbarlıksa, modern zamanlarda bile her şekilde devam ediyor...Ben size Costa Gavras'ın; Z (Ölümsüz), Missing ve çok değer verdiğim ''Amen'' filmini hatırlatacağım... Bir de gene kirlenmiş Avrupa'nın, gerçek sömürgeciliğin ne olduğunu anlatan, Rolland Joffee'nin, ''Mission'' filmini!..  29.12.2009 15:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 392
Toplam yorum
: 729
Toplam mesaj
: 164
Ort. okunma sayısı
: 4550
Kayıt tarihi
: 12.03.07
 
 

İstanbul doğumluyum. Sağlıklı beslenme, yüzme, doğada yürüyüş ve çevre özel ilgi alanlarım. Şiiri ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster