Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '12

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
1327
 

Büyük Britanya izlenimlerim

Büyük Britanya izlenimlerim
 

BÜYÜK BRiTANYA

Britanya İmparatorluğu, kapladığı çok geniş alan nedeniyle "Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk" olarak adlandırılır-dı. Bu artık tarih sayfalarında bir masal.  

İSKOÇYA ağırlıklı adına “Büyük Britanya” dediğimiz  “Tur Andiamo” ile yapılan ilk turun başında bulunmak istedim. Rota Manchester’den başladı, Glaskow, Edinburg, Leeds’in ardından York ve Oxford’a uğrayarak Londra’da turu bitirdik.  

İşte bu Futbol, Şatolar ve Viskiler ülkesinden izlenimlerim;

Öncelikle sorayım; Gökyüzü ne renktir? Mavi mi? Olmadı işte. O sizin için. Burada gri. Gökyüzü gri, Evler gri, Şatolar gri, Kiliseler gri. Bazı duvarlar sıvasız  tuğla olmalarına rağmen onlar da zaman içerisinde grileşmiş. Ama insanları renkli, komplekssiz, geleneklerine bağlı, saygılı, esprili, duyarlı, doğasever, hayvansever ha bir de kadın-erkek, çoluk-çocuk, genç-yaşlı hepsi futbolsever.  

FUTBOL
Burada burunlar büyük. Aşağılıyorlar Avrupa futbolunu. Ağır çekim buluyorlar, durarak oynuyorsunuz diyorlar, en ufak dokunmada kendinizi yere atıyorsunuz, kız gibi oynuyorsunuz diyorlar. Önce “Rugby”yi icat ettik. Sert oyundur. Futbolu da Rugby’den esinlenip uyarladık. Futbol sert oynanır. Bu bale değil. Yok öyle çıtkırıldım oyunu diyorlar.  

ViSKi;
Özellikle İskoçlar için viski adeta kutsal içecek. Hadi gidin bir bara da viskinizi “on the rocks” yani buzlu isteyin. Ya yabancıyım diyerek pasaportunuzu göstermeniz lazım ya da anında kapıda bulursunuz kendinizi. En fazla alkol derecesini azaltmak amacı ile su koyabilirsiniz. Yanında yemek, kuru yemiş v.s. de olmaz. Bozar ağız tadını. Kitabında yazıyor. Ha, bir tek “lahmacun” serbest” o da biz bazı Türklere :)  Viskiyi ustaları vücut sıcaklığında içiyorlar. Dikkat oda değil “vücut” sıcaklığında. Bu iş için kısa ve geniş viski bardağını iki avucunuzun içerisinde 3, 5 dakika ovarak viskiyi vücut sıcaklığına getirmeniz gerekiyor.

Yine viski ustaları diyorlar ki; Her yıllanmış viski iyi viski anlamına gelmez. Viski, içtiği insanın “kimyasına” uygun olmalı. Bir viskinin sizin bünyenize uygun olup olmadığını nasıl anlarsınız? diye sordum. Şöyle anlattılar; Tadıma geçmeden önce ağzınız, mideniz, boğazınız, ciğerleriniz temiz olacak. En az bir saat sigara içmemiş, yemek yememiş durumda olacaksınız. Viskiyi yukarıda ki metod ile vücut sıcaklığına getiriyorsunuz, sonra burnunuzu bardağa sokup, derin ve hızlı bir koklama deneyimiyle başlıyorsunuz. Kokusu burnunuzu yaktı mı? yaramaz o. Dökün o viskiyi. Yakmadıysa devam. Şimdi dilinizi kayık şekline sokun ve viskiden bir yudum dilinizin üstüne koyun. Yaktı mı dilinizi? Kola içtiğinizde ki gibi cız-cız etimi yanaklarınız. O halde asidiktir o. Dökün. Devamsa; şıp diye yudumlayın viskinizi. Genzi yakmadı ama yemek borusunu “ısıttı”, mideyi kavurmadı ve hatta midenizden hoş bir koku boğazınıza kadar geldi mi? Güzel. Bu işte sizin viskiniz. Afiyet olsun.  

İskoçya’yı baştan başa otobüsle dolaştık. Şatolar harici gözüme en çok çarpan yemyeşil ovalarda ki tombul koyunlar ve bunların binlercesini idare eden çoban köpekleri oldu. Tek bir komutla binlerce koyunu firesiz yola çıkmalarını, kaybolmalarını önleyen, ahırlarına sokan bu akıllı Shetland cinsi köpekleri izlerken hayran olmamak mümkün değil.  

Gezdiğimiz yerlerden biri de Fort Augustus'ta ki Loch Ness gölü. Hani şu meşhur "canavarlı göl". Burada aklıma VAN GÖLÜ CANAVARI geldi. Yanılmıyorsam sene 1993. Van valiliği şehri tanıtım amacı ile gazeteci ve tur şirketlerini davet adiyor. Gölde ki tekne gezintisi sırasında Karadenizli arkadaşım Vahit ruhsatlı silahını çekip suyun üzerinde yüzen bir pet şişeye ateş ediyor. Gezi dönüşü valinin de bulunduğu ortamda neden ateş ettiğini "canavarı vurmak için" olarak izah ediyor. İşte Van'ın Gavaş ilçesinde heykeli bile dikilen "Van canavarının öyküsü" :))

Britanya'da, bizim Londra Hyde Park’tan bildiğimiz ama hemen her şehirde bulunan büyük parklarında ki “serbest kürsü”lerine bayılıyorum. O kürsüden Kraliçeye de çakarsın, Başbakan’a da. Savaşa da karşı çıkarsın, Kürtaj yasağına da. O kürsüde, hakaret, aşağılama, küfür bile serbesttir. “İleri ! Demokrasi”lerde olduğu gibi, ne fişlenirsin, ne Silivri’ye gönderilirsin, ne ağır vergi cezalarına çarptırılır, ne işinden olur, ne de şirketin kapanır.  Bence bize de her şehre böyle parklar lazım. Gerçek demokrasiye geçişin ana unsurlarından biri olabilir bu parklar. Empatiyi arttırır, tahammül, sabır, nefs, eleştirilme güdülerini canlandırır, etrafımızda ki fanusları kırar, hiddeti, şiddeti azaltır, millete tercüman olur, kısaca "gaz alır". 

Bu mudur koskoca Büyük Britanya için anlatacakların? derseniz. Valla “Evet. Budur” derim. Gördüklerim budur. Yoksa; İngilizlerin “pup” larda nasıl "aksırıncaya, tıksırıncaya" kadar içip sarhoş olduklarını, kızların her gece çıktıklarında inatla iki karış topuklu ayakkabı giydiklerini ama dönüşte yağmurda çıplakayak döndüklerini, başka ülkelerin restoranları da olmasa aç kalacaklarını, doğru dürüst yemek kültürleri olmadığını, 9 milyonluk Londra’da sadece bir milyon “Beyaz İngiliz”in yaşadığını, Londra Belediye Başkanının Türk asıllı olduğunu (dedesi) mu anlatacaktım? Ya da politikaya dalıp, Amerika’nın Avrupa’da ki eyaleti, polisi olduklarını, Petrol için savaştıklarını, hala eski sömürgelerini “sömürmeye” devam ettiklerini, Kraliçelerini uluslararası ihaleleri kapmak için ordan-oraya koşturduklarını, her fakir!  İngiliz’in rüyasının “Didim’de bir ev almak” olduğunu mu?

Peki, işin hikaye kısmına geçelim;

İrlanda Adası'nın doğusunda yer alan Büyük Britanya adasında İngilizlerin haricinde, Galler (Wales) ve İskoçya da bulunmaktadır. Bunlar da İrlanda gibi Birleşik Krallığa bağlı ülkeler.

Birleşik Krallığın en eski halklarını “Keltler” oluşturmuş. Roma İmparatorluğuna bağlı “Britannia” eyaletini oluşturmuşlar. 11. Yüzyılda gene bir Germen ırkı olan “Normanlar” adayı ele geçirmişler. İngilizler de bu Germen ırkının devamını oluşturmuş, İskoçlar, Galliler ve İrlandalılar ise Keltlerin devamıdır

İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth 1588 yılında Avrupa'nın en güçlü donanması olan İspanyol Armada'sını yenilgiye uğratarak Britanya İmparatorluğunun temellerini atıyor ve 1921'e gelindiğinde bu imparatorluk Hindistan, Kuzey Amerika, Orta Doğu, Avustralya ve Afrika dahil 36,6 milyon km² lik bir alanı kapsıyor, yaklaşık 500 milyon kişilik bir nüfusa hükmediyordu. Ve o zaman ki nüfus yoğunluğuna göre de dünyanın dörtte biri Britanya'nın egemenliği altında yaşıyordu. 

Bugün bu ülkelerin hemen her biri bağımsızlığına kavuşmasına rağmen Birleşik Krallığın eski sömürgeleri günümüzde İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth) çatısı altında ekonomik ve siyasi işbirliği yapmaktadırlar. Kendi aralarında özel gümrük, vize anlaşmaları hatta olimpiyat oyunları bulunmaktadır.  

Devlet yapısı herkesin ilgisini çekmektedir. Görünürde resmi devlet başkanı, Kral veya Kraliçe gözükmekte ancak sadece sembolik görevler üstlenmektedirler. Birleşik Krallık'ta hükümdarlık, cinsiyet farkı gözetmeksizin, sadece kan bağı ile ebeveynlerden çocuklara geçer. Evlilik yolu ile kral veya kraliçe olunamaz. Bölgeli serbest seçimler, parlamenter demokrasi ülkenin vazgeçilmezleridir. Ülkenin yazılı anayasası yoktur. Dünyanın en eskilerinden olan parlamento, iki bölümden oluşuyor. Halkın (seçmenin) temsilcisi konumunda bulunan parlamento (Avam Kamarası-House of Commons) dışında soyluların oluşturduğu ve üyeliğin babadan oğula geçtiği hayat boyu üyelik yapılan bir Lordlar Kamarası (House of Lords) bulunmaktadır. Buradaki parlamenter rejime “Westminster Modeli” adı verilmektedir. Yasalar çıkarılırken önce Avam Kamarası'nda, ardından Lordlar Kamarasında ele alınır ve sonunda Kraliçenin onayı ile yürürlüğe konulur. Siyasetten anlamam, Ama kendimi bildim bileli “avam kamarasını” severim. Salonu öyle şaşalı, koca tavanlı, geyik derisi koltuklu salonlardan değil. Tüm partiler burun buruna, karşı karşıya otururlar. Kürsü ile sandalyeler arası sadece 1, 2 metredir.

Of. Bastı yine siyaset,

Londra hakkında daha önceki yazımın linki http://www.cempolatoglu.com/gezi%20yazilari/LONDRADA%20HAYAT%20VAR.htm

Büyük Britanya resimler için https://plus.google.com/u/0/photos/103101039821732824389/albums/5791740447816820177 
Sevgilerimle 
Cem Polatoğlu diğer yazıları için tıklayınız

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her zaman olduğuı gibi bir zevkle okudum, gidesim de geldi, içesim de... Bir de aklıma geldi: Keltler Haçlı ordusundan kaçıp Kapadokyaya sığınmış ve bir süre burada, yeraltı şehirlerinde yaşamışlar. Türk halkının çok küçük bir kısmını oluşturan kızılların , bu sırada burada yaşamış ve çoluk çocuğa karışmış Keltlerin soyundan geldiği tespit edilmiş. Dünya ne küçük değil mi?

Kapaparantez 
 10.10.2012 11:59
Cevap :
Harika bir bilgi. Teşekkür ederim. Beyninize sağlık.  10.10.2012 12:44
 

MERHABALAR...Sevgili BLOG arkadaşım :-) " Büyük Britanya izlenimlerim " yazınız, bir "ENGLAND" göreni olarak ilgimi çekti ve çok güzel bir rehber olmuş ilgisini çekenler için ellerinize sağlık..:-) Bu yazınızı "BEN ve OLTAMA TAKILANLAR - (5) " BLOĞUMDA tanıtıcı olarak yayınlıyacağımı size buradan bildiririm..! (Tabii ki müsaadelerinizle..! ) :-)) Sevgiler ve selamlar :-))

BEN ve OLTAMA TAKILANLAR 
 07.10.2012 15:10
Cevap :
memnuniyetle. Gurur duyarım saygılarımla cem  07.10.2012 21:26
 

Ne güzel anlatmışsın, bu cumartesimi bu geziyle geçirdim sanki. Viski tatma yöntemini de oldukça beğendim. Bu akşam bende denemeliyim, diye geçti aklımdan.Gezmeye ve anlatmaya devam edin. Takipteyim:))

Burcu Ege Acem 
 06.10.2012 15:13
Cevap :
Burcu hanım. Ben açıkçası buzsuz bir kadehi devirmekte zorlandım:))  10.10.2012 12:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 270
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 4474
Kayıt tarihi
: 23.01.07
 
 

Kayseri doğumlu, 1977'den beri Sektörde (Otel, Çarşı, Yurtdışı Acente, Profesyonel Turist Rehberi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster