Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ocak '09

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
361
 

Çatışma yoluyla gelişim

Çatışma yoluyla gelişim
 

Biz insanlar bu harika gezegende binlerce yıldır hep çatışma içinde yaşadık ve hala da çatışma içinde yaşamaya devam ediyoruz. Sadece birbirimizle, doğayla, çevremizle değil, spritüel denilen içsel çatışmalar da yaşıyoruz. Doğduğumuz andan ölüme dek sürekli çatışma içinde olmak bizi daha verimli ve doyum verici bir yaşamdan mahrum etmekte değil mi? Artık o kadar alışmışız ki, sanki çatışma olmazsa herşey sıradan ve vasat gelecek... Hatta bunun gelişime katkıda olduğunu düşünerek, gerekliliğine dahi inanıyoruz. Eğer düşündüğümüzü yaşıyorsak, o zaman çatışmaya devam! Sorun yok. Çatışma içinde olabilmek için gerekçelerimiz de her zaman mevcut.

Böylelikle ileriye gidebileceğimizi dışsal ve içsel başarıya ulaşabileceğimizi sanıyoruz. Bu güzel dünyayı ne hale getirdik. Tarihimiz acılarla, savaşlarla ve birbirimizi yok ederek ve doğayı harabeye çevirerek geçmiş ve öyle de devam ediyor. Doğaya aldırış etmeden, yanımızda yaşayan insanlara dikkat etmeden ve tek düşüncemiz kendi küçük çıkarlarımızın ve sorunlarımızın peşinde koşmakla geçiyor ömrümüz...Tüm bunlara da uygarlık deniliyor. Spritüel felsefe ile ilgilenler ise, sevgi maskesi altında yine aynı çatışma ve egosal tatminlerinin kurbanı olmaya farkında olmadan devam ediyor. Farkındalık içinde olduğu zannederek farkında olmamak ne büyük bir yanılgı olsa gerek...

Bir çok anlam, sizce önemli bir çok kavram yaratabilirsiniz ama ne kadar az veya çok yaşarsak yaşayalım günlük yaşamımız hızla tüm anlamını yitirmeye başladı. Sadece para peşinde, önemli biri olma peşinde , güçlü biri olma peşinde koşuyoruz. Hiçbir politika ve politikacı sorunlarımızı çözemeyecek. Politikacılar sorunların çözümünden çok, iktidarda kalmanın yollarını arıyor. Hiçbir bilim adamı ve dini lider de sorunları çözemeyecek, çünkü onların da çoğunluğu sadece kendi çıkarlarını koruma ve egolarını tatmin etme yolunda. Ülkeleri bu hale getirenlerde onlar değil mi?

Aynı amaç için yola çıkan insanlar, aynı ideali paylaşanlar bile çatışma içinde...Tamam eğer çatışmanın gerekliliğine inanıyorsak ve gelişim için olmalı diyorsak, o zaman kesinlikle dünyanın şu an ki durumundan şikayet etmeyelim.

''HERŞEY OLMASI GEREKEN EN HARİKA ŞEKİLDE OLUYOR'' demeye devam...Fakat merak ediyorum ve sorgulamaktan kendimi alamıyorum. Acaba bir lokma ekmek bulabilmek için ağır şartlarda çalışanlar, geceleri yataklarında gurultayan aç karınlarının sesleriyle uyuyanlar. Çocuklarını , eşlerini ya da yakınlarını savaşlarda veya teröre kurban edenler onlarda herşey olması gerektiği gibi oluyor diyebiliyor mu? Geleceklerine umutla bakabiliyor mu?

05/12/2008

Mesa/ Ankara

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Farklı olan (nonself) hücrelere vücudun bağışıklık sistemi hücreleri (makrofajlar) saldırır. Ya da insan gerginlik halinde iken kaçma ya da saldırma davranışı sergiler. Çatışma insanın doğasında vardır özetle. "Farklılıklara saygı" öğrenilen bir kavram. Zamanla ve içi dolu bir eğitimle kazanılıyor. Çatışmanın sosyalize olmuş bir iletişime yerini bırakabilmesi için çok sabırlı toplumsal manevralar yapılmalı. Ama taktir edersiniz ki bu o kadar kolay değil. Saptamalarınıza katılıyorum. Saygılar.

Uguristanbul 
 07.01.2009 17:48
Cevap :
Acaba başka bir yol yok mu?  10.01.2009 1:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 121
Toplam mesaj
: 60
Ort. okunma sayısı
: 945
Kayıt tarihi
: 24.05.07
 
 

Herkes bu evrende bir şekilde var olmaya çalışıyor. Kimi güzelliğiyle, kimi zenginliğiyle, kimi resi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster