Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Şubat '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
2165
 

Cemaat bu kez muhafazakarları ikna edemiyor...

Cemaat bu kez muhafazakarları ikna edemiyor...
 

 

Bu akşam KCK operasyonunda yer alan 9 polisin görev yerleri değiştirildi ve Savcı-MİT krizinde hükümet henüz sorunun küllendirmediğinin işaretini verdi. Oysa iki gündür, Gülen Cemaatine yakın gazeteler, savcı Sarıkaya’nın görevden alınmasını yarım ağız eleştirip duruyordu.

 

Yarım ağız eleştiriyorlardı çünkü bir yanıyla da hükümete zeytin dalı uzatmaya çalışıyorlardı. Cemaatin yayın organlarından Zaman Gazetesinin simge ismi Ali Bulaç bu nedenle “ Hepimize büyük sorumluluklar düşüyor. "Fitne katilden beterdir". Kardeşçe, adaletle, paylaşarak ve fedakârlık yaparak yolumuza devam etmekten başka seçeneğimiz yok.” diyordu.

 

Ali Bulaç’ın yukarıdaki pasajda geçen en ilginç nokta ise “paylaşma” ifadesi. Bu ifade ilginç çünkü sayın Bulaç yazının girişinde de bu noktayı özellikle vurgulama gereği hissetmiş;

 

“Akıllı tüccar, kazanan ve kazandıran tüccardır. "Rabbenâ hep bana" diyen tüccar bir-iki defa kazanır, ama eninde sonunda kaybeder. Siyasette de sürekli kazanmanın yolu, katılımı sağlamak, kaynaklar üzerinde tekel kurmaktan, temellükten kaçınmaktır.”

 

İfade çok fazla yorum yapmaya imkân vermiyor. Ali Bulaç açık açık, hükümete, “kaynakları, mevkileri ve makamları bize de aç, iktidarı paylaşalım” diyor. Daha doğrusu, “bu güne kadar olduğu gibi ve daha fazlası ile kaynakları bizimle paylaşmaya devam et” demeye getiriyor.

 

Hemen hemen diğer tüm cemaate yakın yazarlarda da benzer ifadeler var. Cemaatin ve AKP’nin omuz omuza yola devam etmesinin akla en yatkın olan yol olduğunu tekrarlıyorlar.

 

Ancak bu kez durumda bir farklılık var. Gülen Cemaatine yakın olan bu isimler ve içlerinde yer aldıkları gazeteler, muhafazakâr toplumu ikna etmekte oldukça zorlanıyorlar. Örneğin Zaman ve Bugün gazetelerine karşı ciddi bir güç olarak, Yeni Şafak, Star ve Sabah gazeteleri dikilmiş durumda ve bu gazetelerde yer alan yazarlar tartışmada daha ikna edici pozisyonda yer alıyorlar.

 

Aslında Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklandığı süreçte de bu gazeteler ve yazarları arasında kısmi bir kırılma yaşanmıştı. Ama Gülen Cemaatine yakın ekip, tutuklamaların, Gülen cemaatine yönelik eleştiriden kaynaklanmadığı, Ergenekonla mücadelenin bir parçası olduğuna dair, “cemaate uzak, hükümete yakın” ekibi ikna edebilmişti.

 

MİT’in eski ve yeni müsteşarının savcı tarafından “şüpheli” olarak ifadeye çağrılması sürecinin, “derin devletle” mücadelenin bir parçası olduğuna dair, cemaat çevresi tarafından dile getirilen iddia ise bu kez yeterince ikna edici olmadı. Daha çok hissedilen, cemaatin operasyon gücü (emniyet ve yargıdaki etkinliği) ile süreci domine etmeye çalıştığı ve süreci domine ettikçe devlet içinde mevzii kazanmaya devam ettiği yönünde oldu.

 

Ancak bu süreçte güçlenen sadece cemaat değil. Siyasi bir kurum olarak AKP’de fazlası ile güç kazandı. Kendisine dışarıdan destek veren odaklar dışında, artık başka hiçbir kimliğe gerek duymadan sadece AKP’li olarak tanımlanabilecek bir geniş çevrede oluşmuş durumda. Özellikle de medya içinde. Ayrıca, ortalıkta ciddi ittifak kurmayı gerektiren rakiplerde giderek azalıyor.

 

Üstüne üstlük, Gülen cemaatine yönelik tek eleştiri muhafazakâr toplum dışında kalan kesimlerden gelmiyor. Muhafazakâr toplum içinde geniş bir kesimde, Gülenci cemaatin baskın olma arzusundan son derece rahatsızlar. Bu daha çok ülkemizde muhafazakârlığın çok farklı bir içerik barındırmasından kaynaklanıyor.

 

Bu ülkede toplumun ağırlıklı olarak muhafazakâr bir nitelik taşıdığına şüphe yok. Ama bu muhafazakârlığın Ali Bulaç’ın yazılarında dile getirdiği türden bir muhafazakarlık olmadığı da kesin. Ali Bulaç yazısında;

 

 “Türkiye, çok partili hayata geçtiğinden bu yana toplumsal merkezin refleksleri ve bu merkezin ana gövdesini teşkil eden cemaat ve tarikatların katılımıyla yeni bir demokrasi sürecini deniyor.” diyor.

Ve “Objektif gerçek şu ki, Türkiye ve yeni Ortadoğu'nun demokrasi modeli, merkez sağ, merkez sol, liberalizm veya milliyetçilikten beslenerek oluşmayacak; kalıcı modeli İslam'ın entelektüel kaynakları ile dindar kitlelerin katılımı geliştirecektir.” diye ekliyor.

 

Ali Bulaç toplumsal merkezin ana gövdesini cemaat ve tarikatların oluşturduğunu dile getiriyor. Ayrıca siyasetin sol, sağ, liberalizm, milliyetçilik gibi değerlerden sıyrılarak tek kimlikli –dindar- bir noktaya evrilerek yeni bir demokrasi modelini inşa edeceğini iddia ediyor.

 

20. Yüzyılın son diliminden itibaren dinin son derece önemli bir kimliğe ve bu kimliğin de hayatın içindeki tüm kanallarda (siyaset, ticaret, medya vs) dikkate değer güce dönüştüğüne şüphe yok. Ancak bu kimlik tek tip olmadığı gibi, fazlası ile karmaşık nitelik taşıyor.

 

Bir sonraki yazıda bu toplumdaki muhafazakârlığın niteliğine dair bir şeyler karalamak istiyorum. Bu, bu ülkede cemaatlerin neden ticari faaliyetlerden destek almadan sadece manevi değerler üzerinde ayakta kalamadığının da açıklaması olacak bir nebze.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hoş geldiniz Bibliyofil. Doğrusu yazılarınızı özlemiştim ve tabi yorumlarınızı da... Yazınız her zamanki gibi benimde katıldığım tespitlere dayanıyor. Yinede iktidarla cemaat arasında görünürdeki mücadeleleri bana, işlerin bu kadar basit olamayacağını düşündürüyor. Sanki bir komplo teorisi gibi. Akıntıya boyun eğen liberallerin(!) en sert şekilde iktidarı yıprattığı bir dönemde, iktidarın yalnızlığı tercih etmesi gibi bir durum bana tuhaf geliyor. Zaman gösterecek nasılsa. Saygılarımla.

DurmuşGüler 
 16.02.2012 17:14
Cevap :
Sayın DG, hoşbulduk... açıkcası ben de Milliyet Blog'u ve sizleri özledim. Açıkcası tespitlerim bana da basit geliyor ama özellikle cemaat medyası ile hükümet medyasını okuyunca tespitlerimin doğru olduğuna daha çok inanıyorum. Liberallere dair eleştirimden alındığınızı düşündüm. Çok fazla alınmanızı istemem ama zaman zaman bu realiteye fazlası ile denk geliyorum. Ahmet Şık ve Nedim Şener'in tutuklamasında olduğu gibi, Ergenekon davası sürecinde, aslında davaya fazlası ile zarar veren ve ana hattından saptıran müdahalelere ses çıkarmayan çok fazla "liberal"e tanık oldum. Özellikle cemaat uzantılarının kendi önceliklerini, Ergenekon sürecinin içerisine yedirerek aynı potada eritme eğilimi çok bariz iken ses çıkarmamak bence bugün yaşanan krizin esas nedenidir. Çünkü cemaat uzantıları, sürecin kendi domine ettikleri şekilde ilerleyeceği sanısına kapıldılar. Ancak bu noktada güçlerinin sınırını zorlarken, öznelleri ile nesnellik arasındaki açıyı da fazlası ile açtılar. Selamlar...  16.02.2012 21:49
 

Sayın yazarım, Siz hiç her hangi bir suçtan dolayı tek tip elbise giyip bu ülkenin her hangi bir askeri hapishanesin de kısa bir süre de olsa mahkum olarak kaldınızmı? Siz hiç her hangi bir hastalıktan dolayı hastanenin yoğun bakımın da azraille burun buruna gelip ölümün soğuk nefesini içinize çekip tekrar hayata döndünüzmü? Ve siz hiç bu ülke de gerçekte bir elin parmak sayısı kadar az olan cemaatlerin içersine girip her hangi bir şahsi çıkar beklentisi olmayan entelektüel insanlarla sabırla hasbihal edip onların inanç ve dünya görüşlerini gerçekten analiz ettinizmi? Aha da size son sözüm “ Ben bi daha da davos a gelmem”.

Ucurtmalar 
 16.02.2012 10:51
Cevap :
Sayın yorumcu, açıkçası sorularınızın anlamını çözemedim. Daha da kötüsü sorularınız ile yazım arasında da bir bağ kuramadım. Tek ilişki kurulabilir nokta benim cemaat içinde yeralan insanlarla tanışıp tanışmadığım sorusu. Bu soruya "evet" diye yanıt verebilirim. Çevremde cemaatlere yakın olan, düzenli sohbet toplantılarına katılan insanlar var. Bu insanlardan bir şikayetim de yok. Diyebilirsiniz ki, sizin tanışık olduğunuz bu insanlar cemaati ne kadar temsil eder. Öncelikle ben tek bir cemaate yakın olan insanları tanımıyorum. Çok farklı kol ve dalların içinde olan insanlar tanıyorum. Büyük olasılıkla bu insanların tamamı cemaatin misafir sayılabilecek düzeyde insanlar. Dar ve derin kadrolarından insanlar değiller. Evet, bu cemaatin eteklerinde dolaşan insanların çoğu saf bir inanç dünyasını temsil ediyorlar. Ancak yazımda bahsettiğim cemaat, toplum içinde yerleşik olmaktan öte, devlet içinde de etkin olma amacı güden bir yapı. Bu nedenle sorularınızla yazım arasında bir bağ yok...  16.02.2012 21:37
 

Hayli zihin açıcı ve toparlayıcı bir yazı olmuş Sinan. İkitdar-Cemaat savaşının nasıl sonuçlanacağını hakikaten merak ediyorum.

Yıldız Nihat 
 16.02.2012 8:59
Cevap :
Teşekkür ederim Nihat Hocam... İktidar - Cemaat arasındaki tartışmayı ellerimi oğuşturarak takip ediyor değilim. Ama iktidar ilişkisinin çok karmaşık ve çarpık olduğuna kuşku yok. Siyasetin her türlü vesayetten kurtulması gerekiyor. Cemaat ilişkilerinin de doğal mecrasına yani sivil topluma evrilmesi kaçınılmaz. Bu bu günden yarına olacak bir şey değil. Bu ülke bürokratik vesayetten ancak 10 yıllık uzun bir mücadele ile kurtuldu ya da hala kurtulmaya çalışıyor. AKP'nin bu iktidar ortaklığından sıyrılması da kolay olmayacak elbet. Umarım bu çatışma Ergenekon zihniyetine karşı verilen mücadeleyi etkilemez. Bekleyip göreceğiz... Selamlar  16.02.2012 21:25
 
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1727
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster