Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Aralık '09

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
5078
 

Çerkez Ethem’in mezarı ülkemize getirilmelidir!

Çerkez Ethem’in mezarı ülkemize getirilmelidir!
 

Yozgat İsyanı'nı bastırmak üzere görevlendirilen Çerkez Ethem ve adamları Mustafa Kemal ile


Eski Bahriye Nazırı, ünlü Hamidiye Kahramanı Hüseyin Rauf (Orbay) İzmir’in işgalinden hemen sonra 25 Mayıs 1919 da yanına daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin Ticaret Bakanı olan Nazmi Bey’i, Trabulusgarp Savaşı gazisi daha sonra TBMM’ye İzmit Milletvekili olarak girecek olan İbrahim Süreyya (Yiğit)’yı, o zaamn yüzbaşı rütbesindeki daha sonra General olan Osman Tufan Bey’le birlikte Hint İhtilalcilerinden Peşaverli Abdurrrahman Bey’i alarak gizlice İstanbul’dan Bandırma’ya gelir.

Yanındaki şahısları bir mahalle kahvesinde bırakan Hüseyin Rauf (Orbay) Bey daha önceden tanıdığı Reşit, Tevfik ve Ethem kardeşlerin evlerinin kapısını gecenin geç saatlerinde tek başına çalar.Kapıyı evde hasta yatan Ethem açar ve karşısında sivil giyisiler içinde tanınmayacak bir şekilde giyinmiş eski kumandanı Hüseyin Rauf (Orbay) Bey’i görünce çok şaşırır.

Rauf Bey, Ethem’i Birinci Dünya Savaşı’ndaki “Gerilla” harekatlarındaki başarılarından tanımaktadır. Onüçüncü Kolordunun Hemedan’ı işgal ederek Asya içlerinde yol açma harekatında Kabil’e kadar inen akıncıların başında bulunan Ethem’in savaş taktiğini komutanı olarak büyük bir hayranlık ve takdirle karşılamıştı.

Hüseyin Rauf (Orbay) Bey hatıralarında Ethem’e söylediklerini şöyle anlatır:

“Çok kalacak değilim.Kardeşlerin Manyas’ta ise yolumu oradan geçirir kendileriyle görüşürüm.Fakat benim asıl görüşmek istediğim sensin.Yunanlılar buralara da sarkacaklar.İleri hareketler çok yakında başlayabilir.Padişah ve Ferit Paşa Hükümeti bu istilaya karşı hiçbir şey yapamazlar.Ne yapacaksa millet kendisi yapacaktır.Namus ve varlığını müdafaada kendisine layık evlatlarını da başına geçirecektir.Ben buraya birkaç itimat edilebilir birkaç arkadaşımla geldim.Bu mıntıkayı dolaşacağım.Vatanseverleri uyandırmaya çalışacağım.Milletini seven, esaret altına sürüklenmektense ölümü tercih edenler el ele, gönül gönüle vererek vatanı kurtaracağız.Bütün mesele bizim zaman kazanmamızdır.Bu da halkın derhal silaha sarılmasıyla mümkündür.Seni ve kardeşlerini bunun için görmeye geldim..”(Rauf Orbay-Siyasi Hatıralar)

Bu görüşmeden sonra Ethem hasta yatağını terk eder ve yanına 8 arkadaşını alarak Bandırma’dan Ayvalık’a gelir.Çok geçmeden Soma’ya iner.Burada Albay Kazım (Özalp) Bey’den bir miktar silah ve cephane alarak Salihli’ye geçer.

Karargahını Salihli’ye kuran Ethem buradaki silahlı Dramalılarla birleşir.Gönen, Balıkesir, Kirmasti(bu günkü Mustafa Kemal Paşa), Susurluk, Bandırma, Manyas ve Bursa’da tanıdığı Çerkezlere haberler gönderir.Eli silah tutan Çerkez gençleri kuvvetleri arasına katılmaya çağırır ve çağrısına uyan Çerkezler büyük topluluklar halinde Ethem’e katılır.

Bandırma’dan 8 arkadaşıyla yola çıkan Ethem kısa sürede Balıkesir’den Uşak’a uzanan bölgenin en büyük vurucu “Milli” Kuvveti olur.

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Milli Mücadeleyi örgütleyebilmesi, İstiklal Savaşı için düzenli ordunun araç, gereç donanımı ve düzeninin sağlanabilmesi için TBMM’ye ve Mustafa Kemal’e zaman kazandıran, Yunan işgalinin hızını keserek büyük kayıplar verdiren, Kuvayı Milliye ye karşı devrim hareketlerine girişen Anzavur, Adapazarı, Düzce-Bolu ayaklanmalarını bastıran ve Yozgat ayaklanmasının tehlikesi karşısında Büyük Millet Meclisi’nin çağrısı ile bölgeye giderek bu isyanı da bastıran, başarılarından dolayı BMM’nin “Milli Kahraman” ilan ettiği, BMM’nin ilk ve en kalabalık, en düzenli, en hareketli-atak, en vururcu-etkili ve acımasız, “Milli” gücü olan Kuvayı Seyyare’nin kumandanı Çerkez Şahanı Ethem’den bahsediyorum.

Bu gün yani 29 Aralık tarihimize “Çerkez Ethem Olayı” diye geçen bir kahramanlık destanının talihsiz bir sona sürüklenmeye başlandığı olayın 88 inci yıl dönümüdür.

Halide Edip Adıvar Çerkez Ethem için şöyle diyor:

“…Ethem Ankara’ya silahlı kuvvetleriyle girdiği zaman halk sokakları doldurmuştu.Ethem dikkati çeken büyük bir şevkle karşılandı.Mustafa Kemal Paşa otomobilini ona tahsis etti.Ethem Büyük Millet Meclisi’ne geldiği zaman şiddetle ayakta alkışlandı.Ben onu ilk defa karargahta gördüm.Mustafa Kemal Paşa’ya bazı raporlar götürüyordum.Ethem’i, Mustafa Kemal Paşa’nın karşısında bir sandalyede oturur buldum.Ayağa kalktı, elimi öptü, aleladeden uzun boyu vardı.Hiç eti olmayan kudretli vücudu canlı bir iskelete benziyordu.Tam Çerkez yapısı idi.Geniş omuzlar, ince bel, uzun bacak ve kollar, kocaman sarışın bir kafa, kısa bir burun ve gayet solgun gözler.Teni hiçbir hava tesiri ile değişmemişti…O odada, istisnasız, bu kocaman Çerkez herkesi gölgede bırakıyordu…..” (Halide Edip Adıvar-Türkün Ateşle İmtihanı)

Çerkez Ethem Olayını tahlil ederken Halide edip Adıvar’ın onunla ilk karşılaşmasındaki tespitini unutmamalıyız:

”...O odada istisnasız bu kocaman Çerkez herkesi gölgede bırakıyordu….”

Yoğun saldırılar, arka arkaya gelen iç ayaklanmalar ve çatışmalarla bunalmış ve güç durumda kalmış bulunan Büyük Millet Meclisi emperyalist devletler (özellikle İngiltere) karşısında Bolşevik ordularının sağladığı başarılardan büyük ölçüde etkilenmişti.O kadar ki Türkiye’yi parçalayıp bölerek ortadan kaldırmayı amaçlayan emperyalist devletlere karşı Milli Mücadele’nin en büyük yardımcılarının Bolşevikler olabileceği kanısına varan Ankara, güçlü bir Yeşil Ordu kurmuş olan Rusya’daki Müslüman Türklerin, özellikle Azerbaycanlıların umut verici tutum ve davranışlarını önemseyerek Anadolu halk hareketi için bunu kurtuluş yolu olarak görür.Çünkü, Rusya’da Bolşevikliği Müslüman Türkler başarıya ulaştırmışlar ve bunu Yeşil Ordu ile başarmışlardır.Bu Yeşil Ordu Türkiye’nin de kurtuluşuna yardımcı olacağı düşünülür.Öyle ki, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Neriman Nerimanov Halil Paşa aracılığıyla gönderdiği mektubu Meclis’te okunur:”Müslüman komünistleri sizin amacınıza varmanız için olanca güçlerini harcayacaklardır.Aksi takdirde ne bizim ne sizin ne de Doğu için var olma hakkı yoktur.” Diyerek durumun önemini vurgulamıştı.(Birinci Büyük Millet Meclisi Gizli Oturumları-İş Bankası Yayınları)

“Böylece Türkiye’de bir Yeşil Ordu kurma çalışmaları başlar.Mustafa Kemal Paşa’nın bilgisi dahilinde Yeşil Ordu Cemiyeti kurulur.Kurucuları arasında, Mahmut Celal (Bayar), Dr.Adnan (Adıvar), Çerkez Reşit (Çerkez Ethem’in ağabeyi), Hakkı Behiç, Yunus Nadi, Eyüp Sabri, İbrahim Süreyya (Yiğit), Hüsrev Sami, Muhittin Baha (Pars), Mehmet Şükrü ve Nazım Bey gibi Milli Mücadelenin ve Büyük Millet Meclisinin önemli ve etkin isimleri yer alır.

Çerkez Ethem Kuvayı Seyyare Başkomutanı olarak Yozgat Ayaklanmasını bastırdıktan sonra Ankara’ya dönüşünde Yeşil Ordu’ya katılır ve Büyük Millet Meclisi’nce “Milli Kahraman” ilan edilmesiyle bu cemiyetin gücü ve etkinliği artar.

Cemiyet “anti-kapitalist, anti-emperyalist ve anti-militarist” olarak devletin ekonomik ve sosyal alanda geniş etkinliğine taraftar bir düşünceyle, İslamiyet’in bütün toplumsal kurallarına bağlı kalarak Batı’yı Asya’dan atmaya çalışan devrimci halk hareketlerini temsil ederek Türk Yeşil Ordusu’nu başka ülkelerin Yeşil Ordularıyla kardeş kılarak ve Moskova devrimci Hükümetiyle bağlantı içinde gerçekleştirmeyi amaçlamıştır.

Çerkez Ethem o günlerdeki bir konuşmasında şöyle demişti:”Bolşeviklik bütün dünyaya hakim olacak.Eğer biz ona münasip duygularla hüsn-ü kabul gösterirsek millet her halükarda saadete düşer. Sükun sağlandığı takdirde Bolşevizm istikbalimiz için çok faydalı ve verimli olacaktır.”

Çerkez Ethem hatıralarında bu konuda şunları yazar:”Moskova yoldaşları Türk ihtilali ileri gelenleri arasında daha ziyade beni emin buluyordu ve bu konudaki kanaatlerini açıkça ortaya koyuyorlardı.”

1920 yıllarında aralarında Çerkez Ethem gibi güçlü bir komutanın katılması ve Bolşevikliği-Moskova ile birlikte Batı emperyalizmine karşı birlikte hareket edilmesini tek çıkış yolu olarak görmesi, kuvvetlerinin ve merkezinin Eskişehir’de bulunması nedeniyle burada “Seyyare-i Yeni Dünya” adında bir “İslam Bolşevik Gazetesi” çıkarması, bu gazetenin başlığının altında “Dünyanın Fukara-i Kasibesi (Emekçileri) Birleşiniz” sözü yazılması Yeşil Ordu Cemiyeti’ne önem ve etkinlik kazandırır.”(Nurer Uğurlu-Çerkez Şahanı Ethem)

Rusya’nın yardımları Ankara’ya gelmeye başlar.Altınların geldiği, silah, giyecek, cephane ve diğer araç gereçlerin geleceği sırada Moskova Komünist Partisi kurulmasına ve Batılı emperyalistler aleyhine çalışmaların görülmesine müsaade edilmesini ister.(Kazım Karabekir-İstiklal Harbimiz)

“Bunun üzerine 18 Ekim 1920 de Türkiye Komünist Fırkası kurulur.Partinin Yönetimi İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Kazım Özalp, Yunus Nadi, Adnan Adıvar, Refik Koraltan, Tevfik Rüştü Aras, İbrahim Süreyya Yiğit, Eyüp Sabri, Kılıç Ali, Topçu İhsan, Hakkı Behiç gibi Mustafa Kemal Paşa’nın güvendiği kişilere verilir.

İç İşleri Bakanı Adnan Adıvar bir bildiri yayınlayarak Türkiye Komünist Partisi’nin kurulduğunu ve Yeşil Ordu’nun partiye katıldığını duyurur.

Bu arada Büyük Millet Meclisi’nde başında Mustafa Kemal Paşa’nın bulunduğu Halk Fırkası kurulur.

Mustafa Kemal Paşa Çerkez Ethem’e bir mektup yazarak Yeni Dünya Gazetesini Eskişehir’den Ankara’ya taşımasını ister ve Çerkez Ethem gazeteyi Ankara’ya taşır.

Mustafa Kemal Paşa’ya göre Türkiye’nin geleceği Bolşeviklikte ve Rusya ile birlikte değildir. Türkiye’nin yönü Batı Medeniyeti olması gerekmektedir.

Kendisini emperyalist Batılı devletlere karşı savaşan Bolşevik ordularının Müslüman komutanı olarak gören Çerkez Ethem Büyük Millet Meclisi tarafından “Milli Kahraman” ilan edilmesine rağmen Ankara Hükümeti Sovyetlerle yaptığı anlaşma ve gelen yardımlardan sonra İngiltere ve Fransa gibi Batılı Devletlerin de görüşlerini alarak Anadolu’da giderek güçlenen ve gün geçtikçe taraftar toplayan sosyalist akım ve hareketlerin tasfiyesine karar verir.

Kuvvayı Seyyare bu nedenle tasfiye edilmesi gerekir.Çerkez Ethem ve kardeşleri Batı Cephesi Komutanlığına getirilen İsmet İnönü’nün uygulamaları ile açmaza sürüklenip ayaklanmaya zorlanır adeta.İsmet İnönü Batı Cephesi kuvvetlerini Çerkez Ethem’in üzerine gönderir.Kuvveyi Seyyare bu sırada Gediz yakınlarında Yunan kuvvetleriyle savaş halindedir ve bu nedenle iki ateş arasında kalır.Çerkez Ethem bu açmazdan kurtulmanın yollarını arar ama bulamaz.”(Nurer Uğurlu-Kuvayı Seyyare)

“Gördes’ten ağabeyleri Reşit ve Tevfik Beye yazdığı mektupta “Yunanlılarla akdettiğiniz iltica protokolü nefsime ağır geldiğinden dolayı sizi takip edemeyeceğim.Kuvva-yı Seyyare efrad ve subaylarını istedikleri bir tarafa gitmeye serbest bıraktım.Hepsini dağıttıktan sonra meçhul bir yere doğru yola çıkıyor ve Allah’a sığınarak gidiyorum…” der.

Önce Sındırgı dağlarına çekilir.On gün Sındırgı dağlarında kalır.Zaman Ocak ayının sonlarıdır. Yıllardır çektiği ciğerlerindeki hastalık iyice nükseder.Gizlice Susurluk civarından eski Manyas köyüne gelir.Burada da on gün kadar kalır.Hastalığı ve ağrıları iyice artar.Etrafında kalan adamları ve Bandırmadaki kardeşi Tevfik Bey tedavisinin yapılması ve bir süre sonra toparlanarak mücadeleye devam edilmesini isterler.

Çerkez Ethem daha fazla direnemez Susurluk Kaymakamı Aleksandra, Tevfik Bey, Teğmen Yogiyadis, Şevket Bey ile birlikte trene binerek İzmir’e gider.Bir kaç gün sonra da Atina’ya gider.Atina’da bir süre tedavi gördükten sonra Suriye’ye yerleşir..Lozan Anlaşmasında Genel Af kapsamı dışında tutulan 150 kişilik listede adı yazılır.1938 yılında 150 kişinin affı ile affedilir ama Türkiye’ye dönmez.Halen Amman’da Kabartay Mezarlığı’nda yatmaktadır.”(Çerkez Ethem-Anılarım)

90 yıl önce başlatılan Kurtuluş Savaşı öncesinde Kuvayı Milliye’nin en büyük, en etkin Milli gücünün komutanı olan Çerkez Ethem kurulmakta olan yeni devletin yönü üzerindeki tartışmalarda aldığı tavır, önderlik ve bağımsızlık sonrası iktidar sorunları yüzünden içine sürüklendiği açmaz sonrasında kuvvetlerini dağıtarak savaşı bırakmıştı.Bir süre gizlendikten sonra kahramanca savaştığı, Ankara’ya ilerlemelerini durdurarak geciktirdiği Yunanlılara teslim olması hayatının en büyük trajik hatası oldu.

Çerkez Ethem olayının başlamasının üzerinden 88 yıl geçti.

Türkiye Cumhuriyeti 29 Haziran1938 tarihinde çıkardığı bir kanun ile 150’liklerle birlikte Çerkez Ethem’i affetti.Kardeşi Tevfik Bey Türkiye’ye dönüp Bandırma’ya yerleşti.Ama o “Bana söylenen “hain” yaftası ağrıma gidiyor, dönemem” diyerek uğruna her şeyini ortaya koyduğu vatanına ve bağımsızlığı için cepheden cepheye koştuğu milletinin yanına dönemedi.

Oysa o da biz de biliyoruz ki Çerkez Ethem Olayı bir “ihanet” değil iç ve dış şartların oluşturduğu bir “siyaset” sonucudur.

Tarihi olayları yaşanan günün şartlarına göre değerlendirmek ve o günün siyasi tartışmalarını bu güne taşımadan değerlendirmeyi tarihe bırakarak geleceğe devletimizin kuruluş yolunda, milletimizin bağımsızlığı için fedakarlık yapan hizmet eden değerlerimizi her bir değerimizin bireysel anlaşmazlıklarını onlara bırakarak geleceğe bir bütün halinde yürümemiz daha doğru olacaktır.

Lozan Anlaşması gereği 150 kişi hariç herkes ne suç işlemiş olursa olsun affedilerek genç Cumhuriyet yola çıkmıştı.Çerkez Ethem’in de içinde bulunduğu bu 150 kişi de Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlığında 1938 yılında affedilmişti.

Türkiye yaşadığımız günlerde kendine güvenini yeniden kazanıyor.

71 yıl önce yaptığı hatası affedilmiş Çerkez Şahanı Ethem’in artık ülkesine, uğrunda mücadele ettiği vatan toprağına dönmesi gerekir.

Balıkesir’in Bandırma ilçesinin Emreköy’ünden olan Çerkez Ethem’in Amman’daki mezarının memleketine yani Balıkesir’e getirilmesi yaşadığımız günlerde daha bir önem ve mana kazanacağını bir hemşerisi olarak söylemeyi görev biliyorum.

Mesut Selek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

süper bir yazı, elinize sağlık. Bence Cumhuriyet döneminin en büyük eksikliği gençlerine ve çocuklarına objektif bir tarih bırakmamış olmasıdır.

ali adnan inal 
 29.04.2013 16:34
 

Objektif ve çok yerinde ve DOĞRU bilgilendirmeler yapan blogunuz için tebrikler..Ülkemizdeki Cumhuriyet kuşakları ve yeni nesil,MİLLİ KAHRAMAN ve uğursuz isyanları bastıran güçlü lider Şahan Çerkez Ethem Bey'i yeterince tanımıyor..Sadece ,tek yönlü anlatım içeren tarih (?) kitaplarındaki haksız,hukuksuz ve vicdanlara aykırı :'Hain ' yakıştırmasıyla tanınıyor.Bu yazınızın daha geniş kitlelere ulaşması için öneriyorum;paylaşıyorum.Saygılarımla..

Mesut Selek 
 02.03.2013 13:00
 

Bu güzel ve insanı bilgilendiren yazınızı bir solukta ve zevkle okudum. Kaleminize sağlık. Saygı ve selamlarımla.

Haydanlı 
 28.12.2009 19:45
 

Bu değerli bloğunuz için çok teşekkürler. Her zamanki gibi üstü kapatılmış gerçek bilgilerle de arttırıldık. Varolunuz.

Mehmet Arda 
 28.12.2009 14:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 172
Toplam yorum
: 174
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1471
Kayıt tarihi
: 01.10.07
 
 

Balıkesir doğumlu.1990 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu. Balıkesirspor Kulüp Yöneticili..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster