Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '06

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
1070
 

Çiğdem 'ce

Çiğdem 'ce
 

Gerçekten zaman acımasız ve her şey zamanla yok olmaya mahkum.

Yaşam sürecimizdeki pek çok şey alışkanlıklara veya vazifelere dönüştükçe insanoğlu bu koca dünyada bir başına olduğunu çok net biçimde hissediyor.

Hiç birimiz bir diğerinin istediği kalıplara uymuyoruz.

Nedense gerek sevgide gerek davranışlarda gerekse kafamızda, kalbimizde ne varsa hep bir diğerimizin kendi istediğimiz gibi olmasını istiyoruz. Belki bir zaman öyle olduğunu varsayıyor ve kısa mutluluklar yaşıyoruz.

Oysa bilmediğimiz ya da bilmek istemeyip göz ardı ettiğimiz bir husus karşımızdakinin de kendi kafasındaki kalıba bizi oturtmak istemesi ve bir zaman oturttuğunu sanması.

İşte o kısa zaman belki aşkın büyüsü, belki cinsellik veya belki de ele güne karşı mahcup olmama duygusu ile mutlu olduğumuzu varsayıyoruz.

Esasta ise yapayalnızlığımız o kadar açık ve net ortada ki.

Anlaşılamadığımızdan yakındığımız zamanlar oluyor.

Oysa anlaşılamadığımız kadar anlayabiliyor muyuz ?

Kendimizi ifade kabiliyetimiz ve karşımızdakini anlayabilme, kabul etme becerimiz ne kadar ve ne ölçüde yeterli?

Sonuçta bütün yollar aynı yere çıkıyor. Doğduğumuzda zorlu bir yoldan gelirken nasıl yapayalnızsak ve birilerine ihtiyacımız varsa, o zorluk ve ihtiyaç tüm ömrümüzde kendini hissettiriyor.

Her yolun kendince bir riski, acısı, tadı, keyfi, mutsuzluğu varsa yaşam yolumuz da öyle işte.

Çekilenler, elde edilenler, kaybedilenler, hırslar, kaprisler, nazlar, sevinçler, hazlar, heyecanlar, sıradanlıklarla geçirdiğimiz ömür yolunda bazımız ardımıza donup bakmayı akletmiyor, bazılarımız bakınca boşa geçen koca bir ömür görüyor.

Parlak bir çizgi görenlerimiz de var ama başarıların parlaklığı o kişinin pek çok eksiğinin olduğunu, ihtiyaçlarının tamamını kendi düşlediği doğrultuda karşılayamadığını da gösteriyor.

Peki ne yapmalıyız?

Sanırım hayatın en zor sorusu bu...

Zira sorunun cevabı tek değil ve her birimiz kendi tatmin ve mutluluklarımız için beklentilerimizi sıralarken bunun birebir kendimizle çözülemeyecek bir mesele olduğunu kavrayabiliyor muyuz?

Zira tek başına mutlu olunmuyor... Mesele salt mutluluğa da indirgenemez elbette. Hayattan beklenen ve istenen her ne ise ve yapmamız gereken sadece bizim yapmamızla olabilecek şeyler değilse ki değildir bunu nasıl aşacağız?

Döndük mü en başa?

Birine veya birilerine olan ihtiyaç olageldikçe ve o kişi ya da kişileri yine kendi istediğimiz şekilde görmek istiyor ve değiştirmeye çabalıyorsak yine kısa mutluluk döngüsüne girmeyecek miyiz ?

Sonuçta hüsranlı bir kabulleniş içinde ölümü bekleyen, olanla yetinen, fazlasını istemeyen, hayal bile kurmaya mecali kalmayan yaratıklar haline dönüşüyoruz.

Daha ötesi belki iyi birer rolcü oluyoruz.

Hayatın bizi getirdiği noktada başaran, mutlu olan, elindeki ile yetinen, seven, sevilen, mağdur veya olmayan rollerini oynamaya başlıyoruz.

Kendimizle konuştuğumuzda ise gösterdiğimiz ben ile sakladığımız ben arasında sıkışıp kalan biçareliğimizi görmüyor muyuz?

Bize biçilmiş elbiseler içinde, yazılan rôlleri birebir oynayan biçareler.

Fazla iddialı mı oldu yazdıklarım ?

İnsan bir kutu işte …

Açıldı mı içinden neler çıkacağı belli olmayan bir gizemli kutu.

Kim bilir bu yazıyı okuyan sizlerde de, bende de daha neler var?

Düşünmek insana özgü bir durum.

İfadelendirebilmek de öyle.

Bazen yolumuzun düştüğü bir köy çeşmesinin başında yüzü kuru topraklar gibi olmuş bir kadının anlattıklarını bir üniversite kürsüsünde ders veren bir hoca anlatamaz o kadar saf ve duru bir şekilde.

Bazen de anlatmaya çabalasak da anlatamayız kendimizi.

Geçip gittiğimiz hayat yolunda belki bu yazdıklarımı tüm hayatımız boyunca tek bir kişiye yazmamış, söylememiş de olabiliriz.

Bunları bana yazdıran bir sebep mutlaka vardır.

Zira hiçbir şey sebepsiz olmaz.

Tıpkı yaratılmamızın bir sebebi olduğu gibi.

Sevgi ve saygılarımla efendim…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Anlaşılmak anlamanın tamamı derler..Herkes konuşuyor, kimse birbirini dinlemiyor. Elimize geçen de kuru gürültü, duygu dünyaları tarumar edilmiş insanlar..Güzel ve düşündürücü bir yazı:) Ben sevdim.Sevgi ve saygılarımla.

Güller_Açarken 
 14.05.2008 16:03
Cevap :
Sizin yazdıklarınızı okuyarak sizi tanımak güzel olacak... Gerçi kafamda belirdiniz bile.. teşekkürler ve saygılarla  15.05.2008 2:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 180
Toplam mesaj
: 65
Ort. okunma sayısı
: 1935
Kayıt tarihi
: 17.07.06
 
 

Salyangozları bilirsiniz... Onları görmeseniz bile geçtikleri yerde bıraktıkları izlerden anlarsı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster