Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Temmuz '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
647
 

Çıkışlar kalabalık, inişler yalnız olur...

Çıkışlar kalabalık, inişler yalnız olur...
 

On yıl önce yaptığınız arkadaşlık tanımı ile bugün yaptığınız arkadaşlık tanımı aynı mı?

Cevap verirken lütfen acele etmeyin... Arkanıza yaslanın, bir çay söyleyin, bulunduğunuz ortam müsaitse gözlerinizi kapatın ve on yıl öncesine dönün...

Yıl 2000...

Neredesiniz?

Keşke verdiğiniz cevapları duyabilseydim... Etrafınızda kimler var... O zamanlar kiminle vakit geçirirdiniz daha çok?

Yüzleri gözünüzün önüne geldi mi?

İsimlerini anımsayabiliyor musunuz?

O günlerden bugünlere taşıdığınız kaç kişi var?

Var mı?

Cevabı düşüne durun...

&&&

Edirne’de ciğercideyim... Sahibi kusuruma bakmasın ciğercinin ismini unuttum! Kır saçlı uzun boylu bir ağabey, aynı dükkânda on beş yıl ayakkabı satmış... Teğet geçen kriz elindeki sihirli değnekle bir dokunmuş ciğerci olmuş...

Çorbamı içmişken telefonum çaldı...

Numara kayıtlı değil...

“ Efendim?”

“ Ali ne haber?”

Tanıdık biri belli çok samimi konuşuyor...

“ İyiyim, kusura bakmayın sesinizi alamadım!”

“ Mustafa ben! Sildin mi oğlum numaramı?”

“ Ben bir şey yapmadım... Telefon uzun süre kullanılmayan numaraları kendi siliyor!”

Geçen yıl ekim ayında bir gece balık tutarken dereye düştüm, telefonum da cebimdeydi... Numaraların hepsi telefona kayıtlı olduğu için telefonla beraber numaralar da gitti... O gün bugün arayan numaraları kaydediyorum... Demek ki adam beni geçen seneden bu tarafa hiç aramamış!

“ Ali Amcam öldü!”

Bir iki yutkundum... Konuşamadım bir süre...

“ Ne zaman?”

“ Dün...”

“ Cenazesi ne zaman kaldırılıyor?”

“ Caminin avlusundan arıyorum ben seni...”

“ Edirne’deyim arkadaş şimdi mi haber verilir?”

“ Beni çağırıyorlar kapatıyorum...”dedi ve kapattı Mustafa...

Öyle kaldım ciğercide, içimden biraz Mustafa’ya söylendim... Daha çok kendime kızdım... Sonra Fahrettin amcayı, namı değer “Papi’yi” en son ne zaman gördüğümü anımsamaya çalıştım...

Güverte Balık Lokantası’nda oturmuştuk beraber...

&&&

Söz uçuyor, yazı kalıyor...2008’in mayıs ayını gösteriyor takvimler... Silivri’deyiz Yusuf ağabey heyecanlı Güverte Balık Lokantası açılıyor...

Aynen şöyle anlatmışım o günü;

“Fahrettin amca (Papi) geldi daha sonra masamıza...

Adamın kanına girdik zorla bir duble rakı ikram ettik...

Papi’nin eskiden Silivri sahilde büfesi vardı...

Büfe dediysem aklınıza sigara, kuruyemiş satılan bir yer gelmesin...

Daha farklı daha sıcak... İstediğiniz zaman sabaha kadar oturabileceğiniz bir yer düşünün...

Gece 12 de radyoda yayın biter, son şarkıyı Papi’ye çalar... Soluğu Daltons’da alır sabahlardık...

Ne muhabbet ne curcuna!

Şimdi düşünüyorum da şaşırıyorum nasıl bir enerjimiz varmış o zaman? Sabah gün doğarken denize girer, balıkçı kahvesinin tuvaletinde duş alır, tıraş olur... Yeni demlenen çayla açmaları lüpletir... Sekizde işte olurduk... Ertesi gün yine aynısı!

Şimdide uyku ile pek aram yok ama tempom çok düşük...

Nerden aklıma geldi bunlar?

Güvertedeki eski, siyah beyaz resimlerden etkilendim sanırım...

Açılışlar, cenazeler, düğünler olmasa kimsenin kimseyi göreceği yok velhasıl...”

&&&

Kaderin garip cilvesidir Güverte Balık Lokantası’nı önce sel sonra İstanbul Büyük Şehir Belediyesi yıktı... Fahrettin Amca öldü cenazesine bile gidemedim! Nur içinde yatsın, mekânı cennet olsun... Allah geride kalanlara, sevdiklerine sabır versin...

&&&

Hürriyet Gazetesinde “Purolu kanyaklı Nişantaşı kokoreççisi” başlıklı, 57 yaşında bir adamın iş adamlığından kokoreççiliğe uzanan hikâyesi, hikâyede de şöyle bir bölüm vardı; “ İniş-çıkışlarla dolu yarım asrı geçen hayatımda aldığım en büyük ders, insanların yalnız olduğu: “Ne yaşarsanız yaşayın, hep tek başınasınız. Hakikaten ahde vefa diye bir şey yokmuş şu dünyada. Ben gezmeyi, eğlenmeyi, yaşamayı çok seven bir adamdım. Bir yere gidildiğinde, hacıağa gibi kimseye asla hesap ödetmezdim. O arkadaşlarımdan bazıları sonradan telefonlarıma çıkmadı. Beni tanımazlıktan geldiler. Canları sağ olsun. Onların sayesinde ben de hayatımı minimize etmeyi öğrendim...”

Toparlarsak; günümüzde arkadaşlık yoktur arkadaşlık kavramının altına gizlenmiş ortak çıkarlar vardır... Ortak çıkarlar biter arkadaşlık da biter...

Şimdi dönelim yazının başına ne demiştik; on yıl öncesinden bugüne taşıdığınız kaç kişi var?

Var mı?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

y0Lcu' dan; Gözlerimi kapadım gittim gitmesine de; şimdi geri nası geleceğim ben :(

estastone 
 07.02.2012 23:48
Cevap :
Keyif senin istediğin yerde istediğin kadar kalabilirsin...  08.02.2012 20:25
 

Ben de onların yanındayım. 10 değil 30 yıl öncesinden arkadaşlarım hala benimle. Kolay dost olmam ama oldum mu da bırakmam.

Nilgün Akad 
 29.07.2010 19:45
Cevap :
Gemi batmış, filikalardan birindesiniz... Filika küçük, denizde çok insan var... Hepsine birden elinizi uzatsanız siz de batacaksınız... Seçimleri iyi yapmak lazım...  30.07.2010 0:49
 

Sadece yaşadığımız koşullar, eşimizin, işimizin, çocuklarımızın, durumu değil, dostluğu isteyip istememizle de bağlantılı. Korkular dünyamızı ne kadar paylaşıp paylaşmak istememizle de bağlantılı...

serifsoner 
 22.07.2010 10:04
Cevap :
Bilmem... Belki de...  23.07.2010 0:45
 

bizbize yeteriz ALİ cim

ERTAN ÖZCAN 
 20.07.2010 23:12
Cevap :
Budur Hocam selamlar...  21.07.2010 0:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1280
Toplam yorum
: 7730
Toplam mesaj
: 187
Ort. okunma sayısı
: 1109
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Deniz tutkunu.Amatör kıyı balıkçısı. Aynı Şarkı ve Ilık Havada Hoşça Kal adlı kitapların yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster