Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '09

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
230
 

Çin'i anlamak, gelişmeyi kavramak ...

Dış ekonomik ilişkilerin hakkaniyete dayalı rasyonalitesi üzerinden siyasa inşaası her kesimin kazanç hanesine yazılabilir. Sayın Cumhurbaşkanı Gül'ün son Çin gezisi, ülkemizin ilişkilerini genişletme ve derinleştirmesi açısından önemlidir.

Önümüzdeki yıllarını "küreselleşme ve endüstrileşme" hedefleriyle tanımlayan Çin'in, "Parti'nin devleti"nden "Devletin Parti'si" yakıştırmalarını aşan şekilde, ekonomisine koşut, demokrasisini de geliştirmesi, kuşkusuz, Dünya'ya daha da katkı sağlayacaktır.

Ve Çin, klasik kalkınma ezberlerini bozan, gelişmesine özgün kendi patentini de yaratan bir markadır, artık.

Pazar ekonomisine (hiç değilse kuramsal olarak) giden yolda, uluslararası konvansiyonlara imza atmaya hazır Çin, Dünya Ticaret Örgütü üyeliğinin öngörülen düzenlemeler için kendisine sadece beş yıl verdiğini iyi biliyordu.

1995-1999 yılları arasında fiyatlar genel seviyesi %42 artması ve buna %12.4'lük büyümenin eşlik etmesi, yerini bir ölçüde soğumaya bıraktı; Çin, yine de yıllar boyunca %10 büyüme kaydetti ve 2000'lerin başındaki o ünlü "Asya-Rusya" krizini de en az hasarla atlatmayı başardı. Unutmayalım ki onun bu devinimi Asya kaplanlarını da etkiler ve etkilemektedir.

Çin, sadece ucuz iş gücünün hayret verici tahammül gücünden ibaret değil. Üretimi de kopyalamaya dayalı değil. Bundan çok ötede Çin'e rekabet gücü kazandıran; "gelişme" yolundayken bile yüksek teknolojiye dayalı üretimidir.

Bir yandan dışarıya fon sağlarken, dahası ABD'nde büyük miktarda parasal yatırımı bulunurken, aynı Çin, kendi ülkesine de doğrudan yabancı yatırım çekmenin yollarını arıyor ve açıyor... Yani kendisi kurallara uyuyor ve kural koyacak hale geliyor.

Çok etkili bir satıcı ve istikrarlı bir müşteri diye söz ediliyor, Çin ekonomisinin kurumlarından...

Mülkiyet baskısı ve ideolojik ekonomik kutuplaşma yaratmadan, Dünya'ya eklemlenebilme olanaklarını yarattı, Çin.
Bir yerlerde ülkeler var püriten kapitalizme yaslandılar, bir yerlerde ülkeler vardı devlet müdahaleciliğinde ısrarcı oldular, diğer yerde az sayıdaki ülke de -örneğin İskandinav ülkeleri- sosyal adaletçi pazar ekonomisini yarattılar- Tıpkı bir anlamda Çin gibi kendine özgülük ama bir o kadar da dünyayla bütünleşme içinde kalarak...

Serbest pazarın incisi Hong Kong'u sınırlarına sorunsuz katan bir esneklikten söz ediyoruz.. Çin'e dışarıdan bakarken, finansman, sigorta, telekomünikasyon, ulaştırma sektörlerini tam rekabete açabilecek deneyimin bu alanlarda devlet destekli yatırımların verimliliği ve deneyimi sayesinde yine en az sorunla gerçekleşebilme olasılığını anlıyoruz. Dünya'nın en kalabalık ülkesi ara insan gücünü eğitmenin önemini ve bilincini kavramış görünüyor.

Evet, ekonomik hakkaniyete dayalı dış ilişkiler barışçıl bir dünyaya da katkı sağlayabilir. Çin halkı için refaha ilerlerken, onun yarattığı özgün modeli anlamak ve kavrmaya çalışmak, onun Dünya'ya daha da entegre olmasına katkı sağlayacaktır.

Dış ilişkilerin açtığı yolu tamamlayacak ve duvarları yıkıp köprüler kuracak olanlar iki ülkenin yatırımcıları, bilim insanları ve kültürel alışverişidir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 374
Toplam yorum
: 193
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 488
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Merhaba! Toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel olgularla ulusal ve evrensel düzlemde ilgilenme..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster