Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '08

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
726
 

Çoğaldıkça...

Çoğaldıkça...
 

Hayatın şöyle bir adaleti olmalı; Birine kötü bir şey yaptığında, zalim olduğunda yani, kurbanın ve sen yer değiştirivermelisiniz. Mesela, duvardaki örümceği öldürmek için tam elini kaldırdığın sırada küçülmeli küçülmeli ve bir örümcek boyuna inmelisin. Ve tepende kocaman bir avuç üzerine inmek için açılmış durmalı. Düşünmelisin o avucun sahibine ne yapmış olduğunu ve her ne yapmışsan bunu neden hayatınla ödemek zorunda olduğunu. Ve o el, tam üzerine inip seni öldürecekken birden herşey eski haline dönmeli. Elin o örümceğin üzerine inmek üzere donup kalmış bir halde bulmalısın kendini.


***
"İnsan olan yerlerim çok ağrıyor,
Olsun, yine de sen kapanma, şu sıra benim,
Yerine bırak ben incineyim." [1]

Ah kimin ağrımıyor ki insan olan yerleri şu sıra. İçimizden kanlı dereler akıyor yemyeşil ovalarımıza. Kendi kanımızda boğulur gibi uyanıyoruz geceleri. Dünyadan ve hayattan, insanlardan ve yerini bulmayan adaletten, kendi kişisel kederimizin dünyanın birikmiş tüm kederleri altında ezilişinden tüm bu ağrılar. Ah kimin ağrımıyor ki insan olan yerleri çok çok... Bu ara hele de... Belki çok eskiden beri... Kim bilir?


***
İnsanlar öldüklerinde kendilerini bir sinema salonunda bulsalar. Ve karşılarındaki perdede hayatlarının tüm ayrıntıları, acıları, sevinçleri, uğradıkları haksızlıklar, başkalarına yaptıkları haksızlıklar, umutsuz çabaları, çabasız elde edişleri, birilerinin kalplerine açtıkları ve farkında olmadıkları yaralar, birilerinin onların kalplerine açtıkları yaralar, hayatın onların isteklerine neden cevap vermediği, kaç kez kurban kaç kez zalim oldukları, kaç kalp kazanıp kaç kalbi öldürdükleri, yaşarken farkında olmadıkları hayati ayrıntılar, dağılmış parçalanmış yaşamları, mutlu oldukları zamanlar, yalan içinde yaşadıkları zamanlar, dostları ve dost sandıkları, uzak durup aslında çok şey kaybettikleri, yakın sanıp hata yaptıkları herşey ama herşey görünür olsa. Hayatlarımız ancak o zaman tam anlamıyla anlaşılır olmayacak mı? Hangi adam ya da kadın hayat boyu cevabını aradığı sorularla yaşamamıştır ki? Ve hangi adam ya da kadın en az bir tane de olsa soruyu alıp mezarına götürmemiştir? Ölüm bize en azından bunu armağan etmeli. Etmeli ki toprak altında hala o sorulara sarılıp uyumayalım. En azından orada herşey yerli yerine oturmuş olmalı. Bana son dilek hakkım sorulursa bunu dileyeceğim...


***
İnsan hayatın adil olduğu inancını taşımadığı sürece korkunç bir boşluk ve saçmalık duygusu ile sarmalanıyor. Çünkü adalet duygusunu yitirdiğinde yaptığın ya da yapmakta olduğun hiç birşey önemli görünmüyor artık. Korkunç bir düş kırıklığı ve "ben ne yaparsam yapayım zaten öyle olacak" duygusuyla kalıyorsun. Zaten öyle olacaksa, bu düzen böyle akacaksa çaba sarfetmeden öylece duruyor ve olduğun yerde kalakalıyorsun. Sonra farkediyorsun ki hayatın aslında birşey yaptığı yok. O orada duruyor. Seni içinde tutuyor. Adalet ise senin de damlalarından biri olduğun bir nehir gibi. Ve o damlalar hep birlikte hangi yöne akarlarsa o da o yönde akıyor. Her ne olursa olsun aksi yöne sıçrayan bir damla olmak gerekiyor belki de. Diğer damlaları peşine takarak doğru olan yönde ilerlemek gerekiyor. Ve asla umudunu kaybetmemek gerekiyor diğer damlalardan. O damlaların da aktıkları yanlış yönden yanan canları ile bir gün en doğru yöne kendilerini atacaklarından, o damlalar çoğaldıkça nehrin yönünün değişeceğinden asla umudunu kesmemek gerekiyor... Kim bilir?

[1] Güneş... Yıldız... Birhan Keskin
Resim: Linda Carter Holman

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

en son yazdığınız 7 yazıyı ardı-ardına okumak; "yaşamın hepimize sunduğu kaos ve karmaşaları anlayabilirmiyim" (?) diye "düşünmeyeceksin" kolaycılığını süslü bir hediye paketi olarak insanın önüne bırakıyor. (Hediyeler, kendimi borçlu duyumsatır, ödeyemeyebilirim de) Her sözünüz ve söyleminiz, aklınızın-yüreğinizin birlikteliğinin karşılığı olarak, sizin elinizden, bizim hallerimize karşılık gelmekte, teşekkür edilmesi nezaket değil, bir borç. "Dinle küçük adam"ı okumuş olsanız bile tekrar etmenizi önereceğim, sonucu siz zaten ifade edeceksiniz. (W.Rıche). İnsan için; "her şey görecedir,değişkendir; mutluluk, sevgi, adalet kavramları ve bunlara dair istekler, insanın kendinin değildir; Kendinden bir öncesinin anlamlarıdır. İnsan, kendi anlamlarını kurgulayıp, kendinden sonrasına taşıyabilme derdi nedeniyle, kendi mutluluğunu, sevgisini ve adaletini hiç bir vakit bütünüyle yaşayamaz, onun anlamlarını, "Çocukları yaşayacaktır", bu döngüdür. Sevgilerimle. Mutlu kalın. Cesaretin Evi

cesaretin evi 
 02.03.2008 17:50
Cevap :
Öncelikle yazdıklarımı okuduğunu için çok teşekkür ederim. Sözünü ettiğiniz kitabı "Dinle Küçük Adam"ı çok uzun zaman önce okumuştum. Ayrıntılarını ne yazık ki anımsayamıyorum. Sanıyorum tekrar okumam gerekecek. Çok teşekkür ederim yorumunuz için.Saygılarımla...  02.03.2008 20:32
 

Ettiği zamanda hayretler içinde kalıyoruz. Nasıl oldu bu iş diye kendimize sorular soruyoruz ki? Ben hep sorarım. Doğrusunu isterseniz bazen dehşete düşerim, bazende Allahın bildiğini neden gizleyeyim içimdende sevinirim. Çünkü benim gücümün yetmediğini ilahi adelet yerine getirdi derim. Sizinde dediğiniz gibi sürekli kendime sorular sorarım. Sonunda bir karara varırım. Tanrı herşeyi görüyor ve biliyor. Benim gücüme giden herhangi bir olayda hemen müdahele ediyor ve adalet terazisizini dengede tutuyor derim. Ve düşüncemin içinde mutlaka eğer ben suçlu olsaydım bu cezaya herhalde ben maruz kalırdım diye düşünürüm. Kimsenin canını yakmak istemem. Amaaaa eğer benim canımı ciddi ciddi yakmışlarsa ve bundan asla sıkıntı, üzüntü, utanç duymuyorlarsada Tanrı cezasını verdi diye düşünürüm. Ben ondan daha iyi bilemem ya! O yarattı, o bildiği gibi yapıyor işte derim. Can yakmaktan ben nasıl korkuyorsam, o da korksun isterim. İnsanlar birgün mutlaka bedel ödeyeceklerini bilmeliler. Sevgilerimle.

Zeynep Gülay 
 01.03.2008 23:01
Cevap :
İlahi adaletin varlığına inanıyorum. Çünkü dünyanın bizim göremediğimiz bir dengesi, düzeni var. O düzen içinde cezalar ve ödüller de mevcut elbette. Aslında buna inanmak, adaletin er ya da geç tecelli edeceğine inanmak hayatta tutunabileceğimiz en önemli iplerden biri. Bazen hayatın adil olmadığını düşündüğümüz zamanlar olmuyor mu? oluyor elbet. Adalet biraz geç yerini buluyor çünkü. Ama er ya da geç mutlaka yerini buluyor. Sevgi ve saygılarımla...  02.03.2008 16:59
 

Adaletsizlik yıkım ölüm! bilgelerin, yalnızlığından, aydınların korkaklığından,cahillerin açlığından, oluşan boşlukta ürün veren kalpazanların tarlasıdır... düya. tarlada ki mahsüller ise biz insancıklar düşüncelerimizin ürünü olan fikirlerimiz esir yaşadığımız doğrularımız ne yazık ki adalatsizliği doğuruyor. peki adaletsizliğe sebep kim? suçlu kim? biziz değilmi bizler... bizlerden olanlar... bu gün emeği yarın sermaye'yi, savunanlar. çok çeşitli bezetmeler yapılabilir senin gibi Fuyla. düşüncelerinin ürünü olan fikirlerin hoş... ve düşündürücü. Ruhuna aydınlık (Siyabend)

Siyabend 
 29.02.2008 23:40
Cevap :
Dünya üzerinde hep olumsuz olan şeylerden şikayet eder fakat bunları engellemenin imkansız olduğunu çünkü sistemin böyle kurulduğunu bizlerin sadece ufacık bir nokta olduğunu düşünürüz. Oysa o şikayet edip durduğumuz sistem bizlerden oluşur bunu düşünmeyiz. O sistemin akışını değiştirmenin tek yolunun, sistemden memnun olmayan insanların bir araya gelip nehrin yönünü çevirmesi olduğunu ya düşünmez ya da buna cesaret edemeyiz. Şimdi bu aralar dünyanın bizlerin vicdanına, iyiliğine ihtiyacı var. Ve tüm bu nedenlerden herşeyden şikayet etmek yerine kendimize bakmamız ve o adaletsizlik içinde nasıl yer aldığımızı bilmemiz gerekiyor. Tek bir canlıya dahi adil davranamıyorsak o zaman o sistemin parçasından başka ne olabiliriz ki? Derler ya dünyayı düzeltmek için önce insanı düzeltmeli. Bizler de önce kendimizden başlamalıyız. Tek çözüm bu. Çok teşekkürler. Sevgi ve saygımla...  01.03.2008 10:35
 

hayatı nasıl yaşıyoruz biz? mevcudun dışında ekstaradan bişey mi üretiyoruz? yoook. hayat fazlasıyla adik, haketmişlik noktasında konumunu koruyana. Zira herkes verşey hakettiğiyle haşrolur. hayat var mı? var. peki yaşamak dediğimiz şey bunun içinde ? Üretim doğal olarak yaşaya yaşaya hayatı tüketiyoruz. abur cubur kilo aldırır oysa. hayat adildir. Sevdalarınıza bakın, herkesin isteğine göre sevdalar. Üfürmeyelim,üfürmesin hayat bizi. :) Dostum yine müthiş bir konuyu, en eldeğmemiş tarafından tutup sürüklemişsin. Beynine sağlık. Düşünüyorsun ve alabildiğine varsın. sevgim ve dahi saygımla

Yücel! 
 29.02.2008 19:33
Cevap :
Adalete inanıyorum. Çünkü buna inanmazsam çok sarsılacağımı biliyorum. Çoğu zaman başıma gelmiş olan herşeyden kendimi sorumlu tuttum. Başkasını ve hayatı suçlamadan hep kendimde aradım hatayı. Eksik yaptığım ya da yapamadığım birşeyler var dedim. Ama çoğu kez onların ne olduğunu bulamadım. İşte o sinema perdesini de bu yüzden istiyorum. Gizli saklı kalmadan hayatımda göreyim diye. Sevgimle saygımla sana dostum her zaman...  29.02.2008 21:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 408
Toplam yorum
: 4068
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1061
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster