Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
449
 

Constantinapolis' ten sesleniyorum sana

Constantinapolis' ten sesleniyorum sana
 

Hiçbir metrekaresi, sana sarılmaya imkan vermeyen, bir şehirden sesleniyorum sana.

Belediyenin, seni düşünmediğim yerlerini, iskana açmadığı (inşaat izni vermediği) bir şehirden, İstanbul’dan!

Sesimin, korna seslerine karıştığı, bir şehirden, duymazsan anlarım.

Bir telaşın vardır muhakkak, telaşların şehrinden sesleniyorum sana.

Beni dışına püskürtmeye çalıştıkça, surlarını omuzladığım bir şehirden, İslambol’dan, Nova Roma’dan, Dersaadet’ten, Constantinapolis’ten sesleniyorum sana.

Sesimi duymazsan anlarım, “onca sesin arasında.” Boşa atılmış bir ok sayarım bu “selamı” İstanbul’un fethi sırasında.

Herkes Ulubatlı olacak değil ya, dikemediysem bayrağı gönlünün ortasına, takıp mataramı boynuma, bir nefer olurum, yeniçeri arasında…

Kalabalıklarında kaybolduğum bir şehirden sesleniyorum sana.

Madam Feri’nin Feriköy’ünden, suyun halka taksim edildiği, Taksim’den, Sultan Abdülmecit’in yeni bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu, Teşvikiye’den sesleniyorum sana…

Beni bulmazsan, anlarım.

Adamlıkları; kravatları, gömlekleri ve ceketleriyle sınırlı adamların şehrinden sesleniyorum, dürüstlüğün, hakkaniyetin, etiğin, kitaplarımızda yazılı olduğu, ama hayatlarımızda pek olamadığı bir şehirden.

Yağmurlu bir akşamdan, serin bir sabahtan, susuz bir yazdan(n.c) sesleniyorum sana.

Elektrik süpürgesi açıksa, ezan okuyorsa, ya da ne biliyim bir müzik çalar varsa kulağında ve karanlığa karıştıysa sesim, ıskaladıysan beni, anlarım…
Hiçbir metrekaresi, sana sarılmaya imkan vermeyen, bir şehirden sesleniyorum sana.

Belediyenin, seni düşünmediğim yerlerini, iskana açmadığı (inşaat izni vermediği) bir şehirden, İstanbul’dan!

Sesimin, korna seslerine karıştığı, bir şehirden, duymazsan anlarım.

Bir telaşın vardır muhakkak, telaşların şehrinden sesleniyorum sana.

Beni dışına püskürtmeye çalıştıkça, surlarını omuzladığım bir şehirden, İslambol’dan, Nova Roma’dan, Dersaadet’ten, Constantinapolis’ten sesleniyorum sana.

Sesimi duymazsan anlarım, “onca sesin arasında.” Boşa atılmış bir ok sayarım bu “selamı” İstanbul’un fethi sırasında.

Herkes Ulubatlı olacak değil ya, dikemediysem bayrağı gönlünün ortasına, takıp mataramı boynuma, bir nefer olurum, yeniçeri arasında…

Kalabalıklarında kaybolduğum bir şehirden sesleniyorum sana.

Madam Feri’nin Feriköy’ünden, suyun halka taksim edildiği, Taksim’den, Sultan Abdülmecit’in yeni bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu, Teşvikiye’den sesleniyorum sana…

Beni bulmazsan, anlarım.

Adamlıkları; kravatları, gömlekleri ve ceketleriyle sınırlı adamların şehrinden sesleniyorum, dürüstlüğün, hakkaniyetin, etiğin, kitaplarımızda yazılı olduğu, ama hayatlarımızda pek olamadığı bir şehirden.

Yağmurlu bir akşamdan, serin bir sabahtan, susuz bir yazdan(n.c) sesleniyorum sana.

Elektrik süpürgesi açıksa, ezan okuyorsa, ya da ne biliyim bir müzik çalar varsa kulağında ve karanlığa karıştıysa sesim, ıskaladıysan beni, anlarım…

Sana yokuşlarından yorulduğum, yedi tepeli bir şehirden sesleniyorum, bir kuytuda oturmuş; geçen zaman için esefleniyor, emanet beden için, nefesleniyorum.

Soluğumu duymazsan, anlarım.

Bunlar güzel zamanlardı diyeceğim, düşündüğümde. Güzel insanlardı tanıdıklarım, az olsalar da on beş milyonun içinde, kalabalığa aldırmaz yine seni bulurdum diyeceğim, bir on beş milyon daha katsalar bu şehrin içine.

Büyük laflar edeceğim yani, yine…

Hiçbir metrekaresi sana sarılmaya müsait olmayan bir şehirden sesleniyorum sana:

"Dört tarafı; yerli, yabancı, yalancı gözlerle çevrili bir şehirden.

Kollarını açsan, anlardım."
Sana yokuşlarından yorulduğum, yedi tepeli bir şehirden sesleniyorum, bir kuytuda oturmuş; geçen zaman için esefleniyor, emanet beden için, nefesleniyorum.

Soluğumu duymazsan, anlarım.

Bunlar güzel zamanlardı diyeceğim, düşündüğümde. Güzel insanlardı tanıdıklarım, az olsalar da on beş milyonun içinde, kalabalığa aldırmaz yine seni bulurdum diyeceğim, bir on beş milyon daha katsalar bu şehrin içine.

Büyük laflar edeceğim yani, yine…

Hiçbir metrekaresi sana sarılmaya müsait olmayan bir şehirden sesleniyorum sana:

"Dört tarafı; yerli, yabancı, yalancı gözlerle çevrili bir şehirden.

Kollarını açsan, anlardım."

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

sevgili ümit, tesadüfen blogları karıştırken yazınla karşılaştım. ne güzel bir anlatım böyle... ocak ayında bir edebiyat dergisi çıkaracağız. haberleşelim, bazı yazılarını kullanmak isteriz...

Doğan Durgun 
 10.11.2007 2:46
 

Herkesin telaşı vardır, ama benim ki bir başkadır... Çok sevdim yazınızı. Onca sesin arasında kaybolup gitmemiş ve doğru istikamette ulaşmıştır umarım ulaşacağı yere. Bazı sesler vardır hiçbir ses onu bastıramaz. Bu yazı gibi yürekten çıkan sesler...Elinize sağlık.

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 09.11.2007 19:52
Cevap :
samimiyet yazıda bence önemli bir faktör okuyana geçmesi de çok önemli bu anlamda benim için sevindirici, teşekkürler...  12.11.2007 10:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 25
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 746
Kayıt tarihi
: 30.08.06
 
 

22.09.81 İstanbul doğumluyum. 26 seneye, İstanbul'daki üç semti sığdırdım: önce Kocamustafapaşa, son..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster