Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ekim '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
540
 

Cumhuriyet

Cumhuriyet
 

1918 yılı Kasım'ının Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan soğuk, yağmurlu ve karanlık bir gecesinde saat 23.00 civarıdır. Ve, 30 Ekim 1918 de Mondros Müterakesi'nin imzalanmasıyla başlayan bir devrin de sonunun başlangıcıdır. Tarabya'da demirli bir Alman torpidobotuna yağmur altında çıkan Talat ve Enver Paşa'lar sonsuzluğa başlangıcın ilk adımlarını atarken, İttihat ve Terakki'nin de son adımlarını atıyorlardı. Tarih de bir sonun başlangıcında bir yeni başangıcın ilmiklerini. 1 Kasım'da İttihat ve Terakki kendini lağvetmiş, 13 Kasım 1918 de İstanbul işgal edilmişti. Kendi sonlarıyla bir devrin sonuna kaçışın başındaydılar.                                                                                                                                              Yine 13 Kasım günü Haydarpaşa'dan kalkan bir boğaz vapuru topları Dersaadet'e çevrilmiş İngiliz zırhlıları arasından geçerken, Salih Bozok gözyaşları içinde manzarayı Mustafa Kemal'e göstermektedir. 10 Kasım 1918 de Yıldırım Kıtaları Komutanlığı'nı devrederek Adana'dan İstanbul'a gelen Mustafa Kemal'in söyledikleri bir uzun yürüyüşle yazılacak bir öykünün ilk satırıdır: "Geldikleri gibi giderler."

17 Kasım 1922 de, 10 Ağustos 1920 de imzalanan Sevr Anlaşması sonucu, bir cihan imparatorluğundan gerileyip gelip, Anadolu'nun içinde sıkışıp kaldığı bir avuç toprak parçasının son Osmanlı Padişahı Vahdettin, kendisini rıhtımda bekleyen İngiliz Malaya Gemisi'ne yönelmiştir. Kamburunda bir uzak tarihi, son savaşların yenilgilerinin ağırlığını bir günah gibi taşıyarak. Malta'ya uzanacak bir uğursuz yolculuğun başındadır. Yanında oğlu Şehzade Ertuğrul, beş karısı, müzik hocası, başmabeyincisi ve iki sekreteri vardır görkemli bir imparatorluktan geriye kalan.

16 Mayıs 1919 da sabahın erken saatlerinde boğazın sisli maviliğinin alacakaranlığında Kız Kulesi açıklarında demirli Bandırma Vapuru'na yanaşan bir motor, Kurtuluş'un 15 Mayıs da İzmir Kordon'da Hasan Tahsin'le attığı ilk kurşunun ateşlediği kıvılcımları taşımaktadır. Mustafa Kemal 9.cu Ordu Müfettişi (mirliva) olarak gemiye çıkmaktadır. Yanında karargahı olarak 23 kişi vardır. Albay Kazım (Dirik), sağlık müfettişi binbaşı albay Tali (Öngören), binbaşı Arif ve Hüsrev, sağlık müfettişi binbaşı Refik (Saydam) ve yaveri yüzbaşı Cevad (Abbas Gürer). Gemide ayrıca 25 er ve erbaş bulunmaktadır. 19 Mayıs 1919 Pazartesi sabahı gemi Samsun Limanı'na demir atacaktır.

Bu dört vapurla ve denizde başlayan bu akış, çok uzun yıllar sürmüş bir imparatorluğun küllerinde sönmeden geri kalan bir kaç kıvılcımdan, bir Anadolu İsyanı yangınının çıkışına uzanan bir destanın başlangıç öyküsüdür. 10 Ağustos da İtilaf Devletleri ile Sevr'de Rıza Tevfik ve Hadi Paşa'lar tarafından imzalanan bir yıkılışın anlaşması, "Tek bir egemenlik vardır; o da milletin egemenliği, milletin egemenliğini, yine milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır." söylemi ile yırtılıp atılacak, 23 Nisan 1920 de Ankara'da toplanan Büyük Millet Meclisi, Meclis Başkanlığı'na seçilen Mustafa Kemal önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlatacaktır. Bir deniz yolculuğu ile İstanbul Boğazı' ından yola çıkan bu önlenemez büyük dalga, Anadolu'yu kan, gözyaşı, ateş içinde, kimi zaman ihanet içinden de dörtnala geçerek, barut yanığı yüzlerde ve süvarilerin çekilmiş yalın kılıçlarında ışıyarak 9 Eylül 1922 günü İzmir'e, bir başka denize, Akdeniz'e ulaşacaktır.

Sonra Kuruluş' un sancılı günleri başlayacaktır. Ve Lozana uzanan günler... 10 Ağustos 1920 de Sevr ile kabaran İtilaf Devletlerinin emperyalist iştahı, 24 Temmuz 1923 de Lozan'da boğazlarına takılı bir kılçık olarak kalacaktır. Halen ne yutabildikleri ne çıkarabildikleri bir kılçık olarak. Artık Ankara'da hareketli günler yaşanmaktadır. Yaşananlar bir küllerinden yeniden doğmanın sancılarıdır. Yıl 1923 dür. 23 Ekimde gelişen kabine bunalımı, saltanatın kaldırılması sonrası alevlenen tartışmalar, gelip yeni kurulan devletin niteliğine ve rejimi sorununa dayanmıştır. Mevcut "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti" tanımlaması, sorun olmaktadır. Zira bu tanım mevcut demokrasi idarelerinden hiç birine benzemiyordu. 27 Ekim 1923 de Ali Fethi Okyar başkanlığındaki hükümet istifa etmişti. 28 Ekim'de toplanan Parti Meclisinde İnönü "Ulus egemenliğine ve yazgısı kendisi el koymuştur. Öyle ise bunu yasa ile belirtmekten niye çekiniyoruz. Genel güçsüzlüğün sürdürülmesi doğru değildir." diyordu. Tartışılan "Şekl-i Hükümet" idi. Saat 18 de Meclis toplandı. Tartışmalar burada da uzun saatler devam etti. Toplantı sonrası Mustafa Kemal, İnönü, Kazım (Orbay), Fethi (Okyar), Rize Milletvekili Fuat, Ruşen Eşref, Kemalettin Sami ve Halit Paşalar Çankaya'da yemek masasında buluşarak durumu değerlendirirler. Toplantı gün ışımasına yakın sonlanırken Atatürk noktayı koymuştur: "Yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz!" 29 Ekim sabahı başlamak üzeredir ve aydınlık...

Cumhuriyet, 29 Ekim'de toplanan meclisde yapılan konuşmalardan sonra, Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyeti mes'ut, muvaffak ve muzaffer olacaktır." diye bitirdiği konuşmasından sonra alkışlar ve yaşasın Cumhuriyet sesleri arasında ilan edilirken, Çankaya sırtlarından ateşlenen topların sesleri bir Ankara akşamının aydınlık karanlığında yankılanarak yarınlara uzanıyordu. Çankaya'da mütevazi bir bağevi gecesinden doğan bu Cumhuriyettir, bizim Cumhuriyetimiz. Ve Atatürk'ün sonradan bitirişini "beni hatırlayınız" ifadesini çıkararak değiştirdiği 10.cu yıl nutkuyla devam etmektedir.

"Sonsuzluğa akıp giden her on yılda, bu büyük ulus bayramını daha büyük onurla, mutluluklarla, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim. Ne mutlu Türk'üm diyene!"

Akın Yazıcı

28 Ekim 2014

Ersin Kabaoglu, Ohannes, Nil ALAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Doğuşunu tarihin onurlu sayfalarına atıf yaparak gayet net bir şekilde dile getirdiğiniz 'Cumhuriyet', toplumumuz için getirdiği evrensel kurum ve kuruluşları ve yasalarıyla yurttaş iradesini esas alan çağdaş bir yaşam biçimi olarak tarih sahnemize girmiştir. Karşıtları ise onu sadece kağıtlara yazılmış yazılardan, kimi kurumlardan, taş binalardan, ordudan, insanlardan ibaret sanmakta ve onları bitirince cumhuriyetin de biteceğini sanmaktalar! Oysa halkın önemli ve çağdaş çoğunluğu için sanki yer göktür o, birkaç yıllık değil, tam 91 yıllık bir sevdadır o! O sevdaya, bu değerli yazınız vesilesiyle de doğum gününde yeniden merhaba! Saygı ve selamlarımla çok değerli Akın bey...

Ersin Kabaoglu 
 29.10.2014 17:54
Cevap :
Ben yalnızca içine doğduğum aile çevresine ve çocukluğumu yaşadığım kente, okullarına ve onların cumhuriyet öğretmenlerine, varlığımı borçlu olduğum yaşam kaynağına olan,çocuklarıma ve çocuklarımıza olan borcum ve kendi gözlerime bakabilme hakkını kaybetmemek için, günün saray-cumhuriyet paradoksuna isyan için içimden gelenleri dökmeye çalıştım. Başarabildiysem ne mutlu. Saygılarımla,sevgiyle kalın... Akın  30.10.2014 12:41
 

Bayramımız kutlu olsun her günümüz 29 EKİM olsun..selamlarımla.

Tülay EKER 
 29.10.2014 9:26
Cevap :
Teşekkür ederim. Selam,sevgilerim ve anlamına uygun 29Ekim kutlamalarına hasretle... Akın  29.10.2014 10:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 184
Toplam yorum
: 432
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 378
Kayıt tarihi
: 07.05.14
 
 

1965 Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden asker hekim olarak mezun oldum. Gülhane Askeri Tıp Aka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster