Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Temmuz '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
34
 

ÇYK/A-31 Açılış 1/9

A-31 Açılış  (26 Aralık 1976)

26 Aralık Pazar günü sabırsızlıkla beklenen bir gündü. Aylardır yapılan tüm çalışmalar işte bu gün içindi. Bu gün için eşe dosta haber verilmiş, Tahir de Üsküdar karakolunda herkese söylemişti. Kahvehanenin de camına çizgisiz mektup kağıdına büyük harflerle “KAHVEHANE 26 ARALIK PAZAR GÜNÜ AÇILACAKTIRküçük harflerle de “Tüm Halkımız Davetlidir”yazıyordu. Açılış gününden önce bir tabelacı çağrılarak kahvehanenin eski tabelasının aynısından yağlı boya ile yeni bir tane yaptırılarak giriş kapısının üstüne asılmıştı. Bir gece önce hâlâ tedavisi süren fakat iyice kendisine gelmiş görünen Ali Canip gelmiş ve Efe İsmail’in salondaki sedirinin üstünde yatmıştı. Cemil Özener ise sabah ezanıyla beraber kapıyı çalmıştı. Musa bile öğleye kadar kalmaya söz vermişti.

Tüm çay ocağı malzemeleri Sencer Amca tarafından karşılanmıştı. Hatta çay ve şeker ile oralet gibi içecekleri de getirmişti. Sadece pastaneden kuru pasta gelecekti ve tabaklara konacaktı. On kilo kuru pasta siparişi tamamdı ama yeter miydi yoksa artar mıydı belli değildi. Tek akıla gelmeyen ise kuru pastaların neyin içine konularak verileceğiydi. Sabah ezanından sonra Cemil Özener, Musa usta, Ali Canip, Efe İsmail ve İlhan sabahın karanlığında kahvehanenin kapısının önüne geldiler. Ellerini açıp dua ettiler, Çatal Yürek Nusret’in ruhuna fatihe okudular. Hepsi birbirine “Hayırlı Olsun”dedikten sonra kapının kilidini açıp içeriye girdiler. Kazanın içini su ile doldurdular, ocağın altının gazını açıp Ali Canip’in yakması ile “Çatal Yürek Kahvehanesi” faaliyetine yeniden başladı.

Efe İsmail çok heyecanlıydı. İlhan ondan da heyecanlı, Ali Canip sekiz seneden fazladır uzak kaldığı çay kazanına yeniden kavuştu. Sabah 7:30’a geldiğinde kahvehanenin ilk çaylarını hepsi beraber içiyorlardı. Beklemelerine rağmen uzun süre kahvehaneye kimse gelmedi. İnsanlar her Pazar yaptıkları gibi bu Pazar da tembellik yapacaklardı. Fakat bu kahvehanedeki hiç kimse bu gün tüm çalışanların tembellik günü olduğunu hatırlamak istemiyordu. 

Saat 09’a doğru İlhan ile Efe İsmail arka tarafa geçerek önceden terziye diktirdikleri takım elbiselerini giydiler. İlhan’ın elbisesi kömür dumanın biraz daha koyu renklisiydi. Efe İsmail ise koyu lacivert bir takım diktirmişti. Takım elbiselerini beyaz gömleklerinin üstüne giydikten sonra ayaklarına da yine yeni aldıkları yumurta topuk tabir edilen siyah boyalı kunduraları da giyerek kahvehaneye geldiler. Sonra İlhan ilk müşterisini, arka komşusu Turgut Koloz’u kapıyı vurarak çay içmek üzere kahvehaneye çağırdı. Turgut amca kış kıyamet günler nedeniyle evde oturmaktan bıkmıştı. Yakında bir kahvehane bulunca sevindi. Bastonuna dayana dayana kahvehaneye geldi. Kahvehanede Ali Canip’i görünce, bir de çayını içince kendine geldi. Kahvehanenin bacasında duman tüttüğünü gören birkaç ihtiyar daha geldi. Her masaya kuru pasta konulmuştu. İstedikleri kadar çay da veriliyordu. Saat 10’u biraz geçe bir polis ekip otosu geldi, kahvehanenin karşısındaki caddeye park ederek içeriye girdiler. Aradan on dakika kadar geçince de kendi özel renosuyla Komiser Şerafettin ve komiser Tahir geldiler. Hayırlı olsun temennileri ile beraber çaylarını içerken kaldırımın kenarına iki tane hususi otomobil yanaştı. Birisi 1967 model siyah renkli bir Cadillac Fleetwood ve Lacivert renkli bir Pontiac Catalina durdu kaldırımın kenarında. İçinden her birinin içinden birer tane kalantor adam indi, kapıyı açan şoför ve diğer iki adamlarıyla birlikte dörder kişi geldiler. Hususi otomobillerin arka koltuklarında oturanlar ikişer kişi içeriye girerken, şoför dâhil ikişer kişi dışarıda beklediler.

Kahvehaneye son girenler Nusret’in arkadaşlarıydı. İstanbul’un başka yerlerinde oturuyorlardı. Efe İsmail bunları tanıyordu. Bunlar Nusret’in arkadaşlarından Şerbetli Taylan ile Karaşın Timur. Eskiden İstanbul’un başka kesimlerine hükmederlerdi. Efe İsmail hemen gitti ve adamları karşıladı, hoş geldin etti. Adamlar Efe İsmail’e sarıldılar, Nusret’ten bahsettiler. Efe İsmail ile Karaşın Timur ve Şerbetli Taylan oturup çay içtiler. Efe İsmail kahvehane sahibi olarak da İlhan’ı tanıştırdı. Şerbetli Taylan ile Karaşın Timur gitmek üzere ayaklandıkları sırada içeriye üç kişi girdi. Efe İsmail bunlardan birini tanıyordu, Sakallıyı. Karaşın Timur’a,

--Bunlar kim Taylan abi dedi. Taylan ile Timur girenlere baktılar,

Önde yürüyen adam hışımla tam ağzını açacaktı ki arkasındaki sakallı bir şey söyledi, adam keskin bir U dönüşü yaptı ve ilk söyleyeceklerinden vaz geçti. Sonra da onu görüp yanına gelen Taylan gelen adama,

--Hoş geldin, Koçukara’lı dedi.  

--Hoş bulduk Taylan abi, Timur Abi dedi.

Koçukaralı sözünü duyar duymaz Tahir yerinden kalkarak geldi ve

--Koçukaralı Abuzer sen misin diye sordu.

--Evet benim, bir durum mu vardı dedi Abuzer. Tahir,

Ayfer Gözübüyük bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 47
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Kısalan bir yolun sonuna yürüyorum. Beni yol değil yol arkadaşlarım yoruyor. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster