Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ekim '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
83
 

ÇYK/A-37 Terzi Niko 1/6

A-37 Terzi Niko ( 24 Ocak Pazartesi )

Ertesi sabah erkenden kalkan İlhan sakal traşını oldu ve kahvehaneye gitti. Cemil sabah gelirken fırından sıcak ekmek getirmişti. Yanında da tereyağı ve beyaz peynir duruyordu. Efe İsmail ise bir tabağın içinde kara zeytin ile kapıdan girdi. Masanın üzerinde zengin mutfağında hazırlanmış bir kahvaltı duruyordu. Çünkü Ali Canip’in çay ocağının altındaki dolabın neresinden çıkardığı bir sır olan pekmezli tahin de sofradaki yerini almıştı. Hep beraber birbirlerine sataşarak neşe içinde yaptıkları kahvaltıdan sonra Efe İsmail Ali Canip ile Cemil’e,

--Biz çarşıya iniyoruz kahvehane size emanet, bu gün sabah şu arkadaki profil camekanı takmak için Laz Dursun denilen yaşlı bir adam gelecek ona yardım edin de şu evin kapısının önüne camekanı taktıralım. Eğer siz yaptıramayacaksanız biz öğleyin geliriz o zaman gelsin yapsın. Aman ha siz de dikkat edin bırakıp tuvalete bile gitmeyin. Yemeğe kadar biz zaten geliriz, biz gelinceye kadar da yokluğumuzu kimseye söylemeyin hiç gereği yok. Bakkala çakkala gitti hemen gelir dersiniz. Ya da evde istirahat ediyor deyin gitsin. Çekmecede tornavida var aklınızda bulunsun dedi.

İkisi beraber kahvehaneden çıkıp caddeden aşağıya doğru hızlı bir yürüyüşe geçtiler. Hava yine mevsim normallerinin altında gidiyordu. Bu nedenle de soğuktu. Fakat hızlı gittiklerinden neredeyse terleyeceklerdi. Emin Ali Paşa camiinin karşısındaki durakta bir süre beklediler ve gelen İETT otobüsüne binerek biraz ısındılar. Çünkü otobüs normal yolcu kapasitesinden on az on kişi fazla taşıyordu. Zaten şoför de sık sık firen yaptığı için sanki otobüs daha iyi yerleşiyordu.

Üsküdar’a vardıklarında otobüsteki sıcaklık yüzünden terlemişlerdi. Otobüsten indiklerinde boyun ve boğazlarını daha sıkı sardılar. Üşümemek içinde hızlı hızlı yürüyorlardı. Kaldırımlarda kendileri gibi hızlı yürümeyen ya da hızlı yürüyemeyen insanlar yüzünden zaman zaman yavaşlamak ve hatta durmak zorunda kalıyorlardı. Bu da onların ısınmalarını engelliyordu. Efe İsmail,

--Eskiden şurada İstanbul’un sayılı terzilerinden çok iyi bir Niko Titus Usta vardı, biz takımları burada diktirirdik dedi. (dediği yerde şimdi bir konfeksiyon vardı)

Başını kaldırınca üstünde yazan tabeladaki adı tanıdı. Eliyle “gel” diye işaret ederek Konfeksiyonun kapısına doğru bir atak yaptı ve kapıyı açıp içeriye girdi. Arkasından da İlhan girdi. Dükkanın ilerisinde en dibinde, bir tane patron masası vardı ve birisi masanın yan tarafında bulunan bir şeye doğru eğilmişti. Mağaza baya soğuktu. Masaya doğru ilerlediler ve onların geldiğini fark eden adam başını kaldırdı, kayıtsız bir şekilde baktı. Bakışları ağır ağır değişti ve “bu adam kimdi”bakışına dönüştü. Biraz daha yaklaştıklarında ise “hay Allah dilimin ucunda, tüh”bakışları okunmaya başladı. Masanın önüne gelen Efe İsmail adamın yüzüne baktı ve

--Niko usta beni tanımadın mı dedi.

Sesi de tanıdık gelmişti ama hâlâ hatırlayamamıştı. Aklındaki bütün isimleri tek tek gözünün önünden geçirdi. Yok hatırlayamamıştı. Fakat “Beni Tanımadın mı?”diyen birisini hatırlaması gerektiğini biliyordu. Ama kıvrak zekâsını kullandı ve Efe İsmail’e,

--Hayirsiz kaç zamandir gelmiyosun, sen hiç beni hatirladinde Niko usta ne yapıyor diye geldin mi. Bir de geçmiş karşima “Beni tanidin mi?” diyor. Ben seni de tanimiyorim arkadaşini de tanimiyorim. Arkadaşin kimdir?

--Arkadaşım İlhan, İlhan Aslantürk. Çatal Yürek Kahvehanesinin yeni sahibi.

--Yaşi benzemez innşâllâh. Duyduk ta çok üzüldük. Biz de nice sonra duyduk Nasil oldi sen bilirsin. O günden sonra buraya gelende olmâdi hiç.

--Pusuya düştük Niko usta, ne yapalım mukadderat. Sonra hastaneye, hastaneden çıkınca da mahpushaneye girdik. Anca çıktık be usta. Sen iş değiştirmişsin be usta nedir bu hal.

--Ne olacak be yiğidim (İsimi hala aklına gelmedi) anladım ki artık terzilik işi ölecek ben de onlar beni öldürmeden ben terziliği öldürüp konfesiyonâ başladim. Ama parmaklarim terziliği özledi be. Ben bu konfeksiyon işini sevmiyorim ama ne yapacaksin be ekmek parasi uğrüne yaparim.

--Çoluk çocuk nasıl Niko usta, Yetişip evlenmişlerdir herhalde.

--Büyüdüler büyüdüler de her biri üçti gitti be. Kızlarin Elina ile Elisa evlendiler gittiler. Aleko ile Aleks de okudular, Aleks avukat oldi, Aleko da Amerika’da okumuşti, şimdi İstanbul’da bir Amerikan  şirketinin temsilcisi oldi. Durumlari iyidir ama Pek sik arayip sormâzlar. Her şey eskiden güzeldi.

--Eee Niko usta sen şimdi tek başına mısın?

--Tek başına olir mi heç, Eleni var ya. Canim Eleni beni her gün akşam kapida güler yüzle karşilâr. Aşkim, çanimin içi, kır çiçeğim benim. Bana öyle bir bakar ki ben bütün dertlerimi unitirim, bütün yorginliğim o anda biter.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 270
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 30
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Gittikçe kısalan bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Ancak beni yol değil yol arkadaşlarım yoruyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster