Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ekim '12

 
Kategori
Hukuk
Okunma Sayısı
61
 

Demokrasi ve hukuk

Toplumda en yaygın olan ve uygulanan ilkeler bütününe hukuk, yönetimin halk tarafından olması ve halkın seçimle yöneticilerini getirmesine de demokrasi denilmekte ve öyle algılanmaktadır. Fakat her ikisinin bir arada olması ve yönetimde aktif olarak bulunabilmesi için halkın kendisini iyi tanıması ve yönetimde aktif duruma getirmesi gerekmektedir.

10 Aralık’ta kutlanan insan hakları evrensel beyannamesinin kabulü ile insanın şahsına, malına ve düşüncelerine olan saygınlığı kabul edilerek yönetimlerde aktif olarak bu hakların hukuki boyutta kabulü önplana çıkarılmaktadır. Fakat 1948’den bu yana hala eksikliklerin bulunması ve çoğu devlette insan haklarının ihlalinin bulunması, bu kanunların hukuki olarak kabulünden çok menfaat çatışmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü insanlarımız hep şeytani boyutu önplana alarak kendilerinin diğerlerinden üstün olduğunu dillendirerek, çıkarlarını kendilerine temel ilke edinmişlerdir. Bu da hep bazılarının ikinci sınıf vatandaş olmasını, anlayan ve anlamayanlar şeklinde toplumu ikili bir dualizm ile şekillendirmeye itmektedir.

İnsan haklarının evrensel olması 1948 yılında çıkan evrensel insan hakları beyannamesi ile ortaya çıkmamıştır. Ondan önceleri Medine Vesikası olarak isimlendirilen Peygamberimizin Medine’ye hicretinden sonra Yahudiler, Medine Halkı ve oraya hicret eden muhacirler arasında imzalanan belgede de bu uygulamaların bulunduğunu ve bu hakların teminat altına alındığını görmekteyiz. Bu tür belgelerin uygulamasında titizlik olduğu zaman onlar bir anlam ifade eder. Yoksa teorik olarak mangalda kül bırakmamacasına mücadele edip, uygulamada ise kendi çıkarlarını her şeyin üstesinde tutan bir anlayış ile bu tür ilkeleri gerçekleştirmek mümkün değildir. Kendimize ve geleceğimize ait olan bu hukuki düzenlemelerin bizim dışımızdaki insanlara ve kitlelere faydası olduğunda ancak sevinilen ve istenilen demokratik bir yaşam modeli gerçekleştirilmiş olur. Aksi takdirde devleti sevmeyen ve bu tür ilkelerin hayata geçirildiği organizasyonlar nefretleri üzerinde barındıran yamalı bohça niteliğinde uygulanamayan ütopik değerler olarak kendilerini muhafaza ederler.

Demokrasinin vazgeçilmezi olarak dillendirilen %51’un %49’i idare etme anlayışı, iktidardakilerin hep azınlık olarak kaldıkları ve çoğunlukları hep baskıları altında tuttukları gerçeği, muhalefetin görüş ve düşüncelerine önem verilmesiyle aşılan bir iyi idare şeklinin teşekkülünü sağlamış olur. Aksi takdirde nefret ve kinlerin yoğunlaştığı protestolara zemin hazırlanmış olunur. Bu da ülkenin ve yönetimin zarar görmesine ve halkın ise ezilmesine yol açmaktadır. İşte burada anlayan ve anlamayan kitleler arasında çatışmaların ortaya çıktığı bir atmosferin şekillenmesine yol açmaktadır.

Birbirine tahammül edemeyen iktidar ve muhalefet nasıl halkın farklılığına ve renkliliğine boyun eğebilir? Birbirine zarar veren insanlar olarak bir araya gelen kitleler acaba birbirlerine ne zaman hoşgörü ile yaklaşabilirler? Protesto yürüyüşünde düşmanla çarpışır bir tavır takınan muhalif fikirlerle iktidarı devirme gayreti ve teşebbüsü güden gençler ve iktidarın iktidar gücü ile farklı ve anarşist yaklaşımlara karşı orantısız güç kullanma gayreti ile savaşı körükleyip, farklı görüşlere hayat şansı tanımama anlayışı birbirine yakın yaklaşımlar olarak demokrasinin eksiklikleri olarak zikredilebilir.

Kendi düşüncemizi savunurken başkalarını yok etme ve onları kendi düşüncelerinde boğma anlayışı demokratik bir insan hakları anlayışına sığmaz. Hukukun oluşumu da aynı şekilde farklı düşünce ve fikirde olan toplulukların uyumu ile ortaya konulabilir. Yaklaşımlardan öte uygulanabilir bir kültürel zenginlik ile oluşmuş çok yönlülük ve çok seslilik ile zenginleşmiş toplumlarda insanlar daha mutlu ve refah seviyeleri daha yüksek ortamlara erişme hazına ulaşırlar.

Hukukun en temel yetisi herkesin hakkını ve hukukunu en iyi şekilde muhafaza ve müdafaa etmesidir. Eğer bunu tam anlamıyla yapamıyorsa gücünü kaybetmiş veya gücünü çıkar şebekesinin eline kaptırmış demektir. Kendi gücünü, hakkını savunduğu halktan alamayan bir hukuk kendisinden memnun olunamayan bir hukuktur. Dini hukukta, halk memnun olmasa ve hoşuna gitmeyecek bir durumla karşılaşsa bile bunun artı ve eksilerinin ahiret alemindeki hesaplaşma ile açıklığa kavuşacağını ve zulme uğrayanın zalimden hakkını orada alacağı inancıyla kabule yanaşır.

Kendi temsilcisini seçerek iktidara getirmiş olan halklar kendi leh ve aleyhlerinde oluşturulmuş olan hukuki düzenlemelerin revizesini de seçimler arefesinde yöneticilerden talep ederek uygulanan hukukun eksikliklerinin tamir edilmesini sağlamış olur. İnsanımız mutlu ve refah içinde yaşamak için çoğu durumda her şeyden taviz vererek yaşar. Çünkü hep nefsinin esiri olma yolunda kendi çıkarı doğrultusunda politikanın şekillenmesi taleplerini gündeme getirir. Aslında kendini yok ederek bu tür istenmedik davranışlara yönelir. Halbuki kendisini bilse ve tanısa her şeyi bilir ve tanır.

Yaşamın geçici istek ve arzuları karşısında kendini anlamlı kılacak davranışlara ve söylemlere yönelmesi onun ilkeli ve tutarlı aktivitelerle  ve insanlığın geleceği için feda edilmesi gereken benliği ortadan atmasının farkında olarak çıkara dayalı hukuki düzenlemelerden uzaklaşır. Halk yararına ve halk için çalışan bir demokrasi özlemi ile hareket eder.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1072
Kayıt tarihi
: 17.08.12
 
 

Türkiye meselelerine duyarlı, çeşitli alanlarda yazan ve araştırmayı seven bir eğitimci...T ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster