Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
313
 

Demokratik kültürün AB bilinci edinimi

Demokratik kültürün AB bilinci edinimi
 

Uçurtmalar rüzgar gücüyle değil, o güce karşı koydukları için yükselirler.
W. Churchill demiş derler; ancak bana eksik denmiş gibi geliyor…

DOĞRUDUR DA……. Marifet biraz da uçurtmanın ipini çeken güçtedir. İp fazla gerildi mi kopabilir; fazla gevşetilirse uçurtma tepetaklak olur düşmeye başlar. İp koptu mu veya bırakıldı mı, ne rüzgar para eder, ne uçurtmanın rüzgar gücüne karşı direniş gücü…

İşte insan toplumunun devlet olma erki (gücü) eğer demokrasi uçurtmasının ipini, LAİK (hiçbir inanç ve ideoloji yanlısı olmayan), SOSYAL (insanın güvenli bir özgürlük içinde mutlu yaşayabilmesi için hizmet edici, toplumsal faydacı) ve HUKUK DEVLETİ olma ilkeselliğiyle kurumsallaşmış demokrasi kültürünün denetiminde tutamıyorsa, değil rüzgara fırtınaya da karşı koysa tutunamaz düşer…

Yukarıdaki özdeyişe yaptığım açıklayıcı yorum bağlamında, kuyruğu ekonomiden, denge terazisi laik hukuktan olan demokrasi uçurtmasını AB üyelik hedefi ipiyle çekerek küreselleşme rüzgarına karşı yükseltmeyi TC tarihi bir devlet politikası olarak benimsemiştir. Bu benimseme aynı zamanda demokrasi kültürünü ulusal kurumsallaşmadan öteye, küresel kurumsallığa evirmenin uzun ince bir yolu olmuştur. Bu yolu hedefe götüren iki uluslararası ana eylem unsuru vardır:

1- Sanatsal ve gündelik yaşam kültürü değiş tokuş serbestliği.
2- Ekonomik çıkar işbirliği serbestliği.

Ekonomik çıkar işbirliği serbestliğindeki gümrük birliği ayağı şu anda uygulamadadır. Bu uygulamayla birlikte gelen rekabet unsurundan dolayı Türkiye’deki sanayi malları üretim kalitesi artarak Türk malları Avrupa Pazarı’nda rağbet görmeye başlamıştır. İhracatımızın yüzde 60-70 kadarını AB ülkelerine yapıyor hale gelişimiz bunun kanıtı olarak gösterilmektedir. Hatta Renaut Firması’nın yeni Clio modelini Fransa Devleti’nin teşvik desteğine rağmen Türkiye’de üretmek istemesi de bu üretim kalitesi tercihine bağlanmaktadır.

Ekonomik çıkar işbirliği serbestliğindeki sermaye ve emeğin serbest dolaşım ayaklarıysa henüz yere sağlam basmıyor. Sermaye’nin serbest dolaşımının araçları ve güvencesi büyük ölçüde sağlanmış olsa da, emeğin serbest dolaşımında hem Türkiye hem AB için ekonomik düzeni bozucu sakıncalar görülmektedir. Bu yüzden tıpkı gümrük birliğinde olduğu gibi emeğin serbest dolaşımı da kademeli ve denetimli bir geçiş süreciyle tamamlanmalıdır. Örneğin belirlenen mesleklerden emekçiler her yıl belli sayıda serbest dolaşıma alınabilir.

Bir de bilgi notu olarak vereyim: gümrük birliği ilişkileri ta 1963 yılından başlar. Üstelik Türkiye AET’na (Avrupa Ekonomik Topluluğu’na) tam üyelik başvurusunu 14 Nisan 1987 tarihinde ancak yapabildiği hâlde bu gümrük birliğine uyum süreci devam etmiştir. Bu süreç sonunda 01 Ocak 1996 yılında AB gümrük sistematiğiyle uyumlu düzeyi tutturabildiğimiz için resmen AB ile gümrük birliğine girmişizdir. Yani öyle sunulduğu gibi zamanın TC Başbakanı Sayın Tansu Çiller’e yüklenebilecek ne bir zafer ne bir yenilgidir. AB ile yapmış olduğumuz Gümrük Birliği TC’nin tarihi devlet politikasının bir ürünüdür.

1959 31 Temmuz: Türkiye, AET’ye ortaklık için başvurdu. (bu tam üyelik başvurusundan farklı bir şey)

11 Eylül: AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) Bakanlar Konseyi, Ankara ve Atina’nın Ortaklık başvurularını kabul etti.

28–30 Eylül: Avrupa Toplulukları Komisyonu ile Türkiye arasındaki ilk hazırlık görüşmesi yapıldı.

1963 12 Eylül: Türkiye ile AET’yi Gümrük Birliğine götürecek ve tam üyeliği sağlayacak olan Ortaklık Anlaşması (Ankara Anlaşması) imzalandı.

23 Kasım 1970 Türkiye-AET Katma Protokol imzasıyla gümrük birliğine geçiş iradesi güçlendirilmiştir. (Türkiye ile AET arasında geçiş dönemini düzenleyen bu protokolu TÜRKİYE adına Dışişleri Bakanı İHSAN SABRİ ÇAĞLAYANGİL imzaladı.)

Ve, Türkiye’nin 14 Nisan 1987 tam üyelik başvurusuna AET 18 aralık 1989'da cevap verdi. ''GÖRÜŞ''E GÖRE, TÜRKİYE TOPLULUĞA KATILMAYA EHİL BİR ÜLKEYDİ, ANCAK EKONOMİK, SİYASİ VE SOSYAL NEDENLERLE TOPLULUK VE TÜRKİYE BU KATILMAYA HAZIR DEĞİLDİLER. (Sonuç bölümü)

Türkiye, 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki'de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde, oybirliği ile Avrupa Birliği'ne aday ülke olarak kabul ve ilan edildi…

“Bir de kırk yıldır bizi almıyorlar da bundan sonra mı alacaklar?” diye söylenmenin de anlamı yoktur. Çünkü Türkiye aslında sadece on-on beş yıldır AB üyeliğini gayretli bir devlet politikası olarak benimsemiştir. Hatta Sayın Bülent Ecevit Hükümeti’nin 1970-li yıllarda AB’nin Yunanistan ile birlikte bize de yapmış olduğu tam üyeliğe aday olma teklifini, “ortak değil, sömürü pazarı oluruz” kaygısıyla geri çevirdiği söylenir. Aynı Ecevit 1999 Helsinki Zirvesi’ne katılarak Türkiye’nin AB’ne aday ülke olmasına onay vermiştir. Matematiğe vurunca kaybedilen zamanın sadece 20 yıl kadar olduğu sanılsa da, Yunanistan’ın 1981 yılında tam üye olmasını bizim ancak 2020 de tam üye olabileceğimiz öngörüsüne vurunca, kayıp zaman 40 yıla çıkmaktadır…

Üye olmadan gümrük birliğine geçilmesi bence bir ahmaklık değildir. Aksine bir ön kazanımdır. Çünkü "gümrük birliği" aslında tam üyelikten sonraki zaman içinde gerçekleştirilen bir uygulamadır. Yani diğer aday ülkelerin üye olduktan sonra elde edebildikleri bir AB ortaklık uygulamasını biz tam üyelik başvurumuzun kabulünden 3 yıl önce elde etmişiz. Burada sadece gümrük birliğine geçiş sürecinde AB’nden yeterli mali destek alamayışımız tenkit edilmeye değer konudur. Bunun dışında AB Gümrük Birliği bence politik bir başarıdır.

Esas olan zaten üyelik hakkını alabilecek demokratik ve ekonomik toplumsal kurumlaşmayı yapıp işler halde tutabilmektir. Bu sağlandıktan sonra, ve ayrıca AB ile serbest kültürel ve ekonomik ilişkiler içinde olabiliyorsak, tam üyelik kartını yakamıza taksak da bir takmasak da bir… Bizim sonul hedefimiz AB tam üyeliğidir diye diye bir de bakmışız ki DB (Dünya Birliği) tam üyesi oluvermişizdir…

Muharrem Soyek

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Benzetmeler çok güzel, şair duyarlılığıyla yapılmış. Ama bana öyle geliyor ki biz tam üye olduğumuzda, AB çatırdamaya başlayacaktır. Çünkü genleri uzun süre birliği kaldırmaz! Zaten alarm işaretleri belirmeye başladı. Dünya Birliğinde her zaman varız... Kaleminiz daim olsun.

Ayten Dirier 
 05.02.2010 21:34
 

Rüzgara karşı koyacak gücü kendilerinde bulamayanlar ne yapacak? Bu günlerde belli bir kesim üzerindeki baskı nedeniyle öyle dirençsiz ki. Adeta fırtınaya karşı korumasız kalmış taze fidanlara benziyorlar. Selamlar...

Mesut KARİP 
 30.01.2010 12:49
Cevap :
Bence aşırı dramatize etmişsiniz. Hele Türkiye gibi sosyal deprem ve fırtına geçmişi olan bir ülke için yersiz bir korku. Demokrasinin ipine sıkıca tutunan uçurtmalar yükselmeye devam edeceklerdir. Bu arada kuyruklarına jilet takılı uçurtmalara dikkat etmek gerekiyor tabi ki...  30.01.2010 13:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 373
Toplam yorum
: 2808
Toplam mesaj
: 236
Ort. okunma sayısı
: 1598
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster