Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
374
 

Der mi, demez mi? Kefil misiniz?

Der mi, demez mi? Kefil misiniz?
 

"Binbirgece" dizisinde zengin işadamı Burhan bey, üstüne kayıtlı tapuları alarak evini, eşini, çocuklarını terkedip sevdiği kadının yanına giden, çocukluğunun geçtiği, babasının İstanbul'da ilk satın alıp oturduğu evi de sevgilisinin üstüne geçiren, günün birinde tekrar eve dönen oğlunu, ertesi sabah doğru Noter'e götürüyor.

"Şu üzerindeki tapular, sana yük yapmasın, onları bir alalım, yükünü hafifletelim" deyince, oğlan perişan tabii... Ne yapsaydım oğlum diyor Burhan bey... "Ben sana güvenmiştim, Oysa sen beni arkamdan vurdun, bıçakladın. Şimdi hiçbir şey olmamış gibi, bıçağı sırtımdan çıkarıp, tekrar senin eline mi verseydim..^"

*****

İnsanların insanlara güvenmesi kadar, herhalde dünyada güzel bir duygu yok. Bugünkü huzursuzluğumuzun ve mutsuzluğumuzun altında yatan gerçek de, kimseye güven duyamayışımız. Ne eşimize güveniyoruz, ne annemize, ne babamıza, ne çocuğumuza, ne bilim adamlarına, ne iş adamlarına, ne din bilginlerine, ne siyasetçilere, ne idarecilere...

Bizim gözümüzde herkes üçkağıtçı, herkes iki yüzlü, herkes takıyyeci. Candan yürekten bağlanabileceğimiz, kendimizi hiç düşünmeden kollarına atıvereceğimiz bi dosttan yoksunuz. Sürekli tetikte, sürekli uyanık, her şeyden ve herkesten kendimizi kollamak ve korumak zorundayız. Baştan aşağı tedirginlik abidesiyiz.

Domates aldığımız manav da bizi kazıklamaya çalışıyor, oy verdiğimiz partinin lideri de... Sonuçta hepimiz tek bir bireyiz, tek kişiyiz yani... Binlerce, milyonlarca insana karşı, kendimizi ne kadar koruyup kollayabiliriz ki?

Mutsuzlukla yoğrulmuş bir hayatı yaşamaktan başka çare kalmıyor bizim için...

Sıradan bir vatandaş olarak bizler böyle çarpık bir yaşantının çarkları arasında savrulup giderken, belli bir mevkilere gelmiş insanlar, yataklarında hiç rahat uyuyamıyorlar. Bir saniye sonra ne olacağı meçhul... Sanki sonsuz karanlıkta yol almak gibi bir kâbus...

Yıllık normal iznini bile kullanamayan çok insan tanıyorum. Döndüğünde koltuğunu yerinde bulamamak gibi bir endişeyle en doğal haklarından bile yararlanamıyorlar. Böyle bir stresli ortamda, fikir üretmek, problem çözmek, yeni atılımlar yapmak ne mümkün? Ben bu şartlarda yine de ülkemizin kör topal yol almasına, en önemlisi de bu kadar iç ve dış darbelere rağmen ayakta kalmasına hem şaşıyorum, hem şükrediyorum.

1 Ocak'tan beri "Günün Manşetleri" başlığı altında, gazetelerin okuyucularına sundukları o günün en önemli haberlerini ve bu konudaki düşüncelerimi aktaran yazılar yazmaya çalışıyorum. Gördüğüm şu ki, Basın'dan okuyucular memlekette ne olup bittiğiyle alakalı doğru dürüst bilgi alamıyorlar. Manşetler hep siyasetin, "dedi ki, demiş" dedikodularından ibaret.

Belki altlarda, iç sayfalarda tek sütun bazı bilgi dolu haberler de var. Ama, okuma alışkanılğı olmayan vatandaşlarımızın sadece resimlere ve başlıklara bakarak gazeteleri değerlendirdiğini düşünürseniz, ortadaki vahim durumu daha iyi anlayabilirsiniz.

Türkiye'deki muhalefet anlayışı da bildiğiniz gibi çok farklı. Benim arzum, muhalefetin, hükümetin yaptığı bir iş iyi ve faydalıysa, bunu açık yüreklilikle takdir edip, sonra da eğer daha iyi ve daha ucuz nasıl yapılabileceği konusunda bir fikri varsa bunu söylemesidir. Bugüne kadar böyle bir muhalefet uygulamasına, hatırlayabildiğim bütün dönemleri ve partileri katarak söylüyorum, henüz rastlayamadım.

Sayın Baykal, yaklaşık bir sene önce henüz kimsenin aklında yokken, cumhurbaşkanlığı seçimini gündeme getirerek, o günden beri sadece Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmaması üzerine geliştirdiği bir söylemle ortaya çıktı. Son bir yılın gazeteleri tarandığında bu gerçek açıkça görülecektir.

Sayın Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasına mani olacak, hukuki, siyasi, ahlaki, yasal ne kadar engel varsa, aday olduğu gün ortaya çıkarılıp böyle bir göreve gelmesi engellenebilirdi. Bir yıldır toplumu germenin, cumhurbaşkanlığı ile ilgili hiçbir şey söylemeyen, hele kendi adaylığı ile ilgili bir imada bile bulunmayan başbakanın üzerine bu şekilde gitmesinin Türkiye'ye ve Türk milletine nasıl bir fayda sağladığını doğrusu çok merak ediyorum.

Olumlu bir muhalefet düşündüğüm gibi, iktidar partisinin ve liderinin de olumlu ve ılımlı bir insani portre çizmesini hep düşlemişimdir. Bence iki farklı partinin lideri, Türkiye'yi daha ileriye götürmeyi farklı yollardan denemek ve başarmak isteyen iki insandır. Bu onların birbiriyle düşman olmasını asla gerektirmemektedir.

Bu çerçevede iktidar ve muhalefet parti liderlerinin zaman zaman birbirlerine ailece komşuluk ziyaretine gitmeleri, birlikte spor yapmak, birlikte tatil yapmak gibi, çoğu insana ters gelecek aktivitelerde bulunmalarını hep gönülden arzu etmişimdir.

Ne yazık ki çok partili hayata geçişimizin temeli olan Demokrat partinin, CHP'den kopan bir grup tarafından kurulması ve aralarında bir husumet bulunması, bizim siyasi tarihimize, sanki parti liderlerinin birbiriyle kanlı bıçaklı olmasını gerektiren hayali ve yazısız bir kural olarak işlenmiştir.

Eğer bu insani ilişkiler olabilse, mesela başbakan Erdoğan bir yemekte, Deniz bey, yani sen de biliyorsun ki şu konuda yaptıklarımız Türkiye'nin menfati için çok önemlidir, bunun başka bir yolu da yoktur, fakat geçen gün bu konuda bizi alternatif de göstermeden hayli tenkit etmişsiniz, diyebilse, alacağı cevap herhalde, Tayyip bey vallahi kusura bakma, ne yapayım, size muhalefet etmek, seçmenlerime karşı böyle demek zorundaydım, şeklinde olacaktır. Bu diyalogdan sonra ertesi gün meydanlarda ikisi de birbiri için kişisel haklarını taciz edecek şekilde hakaretamiz kelimeler kullanamayacaklardır.

Şimdi ortada bir yıldır sayın Baykal'ın Erdoğan aleyhine geliştirdiği bir söylem var. Uzlaşma adı altında uzlaşmazlığı teşvik edici bu söylemlerin sonunda, Türkiye, cumhurbaşkanlığı seçimiyle karşı karşıya gelmiştir. Gönül arzu ediyor ki, bütün parti başkanları bu konuda görüş alışverişinde bulunsalar, anlaşsalar, uzlaşsalar... Ama sayın Başbakan Baykal'la görüşecek bir şeyim yok diyor. Baykal da, aday olmasın, kaçtı demem, diyor. Bu kadar gelişmeden sonra sayın Erdoğan aday olmazsa, söylenecek kelime belli... Koktu, kaçtı, denecek... Zaten bütün plan da bunun üzerine kurulmamış mıydı?

Bugünkü gazetelerde Sayın Baykal, "demem" diyor... Ben şimdi CHP'ye ve Baykal'a gönülden bağlı vatandaşlarıma soruyorum: Der mi, demez mi? Kefil olan var mı?

O zaman Erdoğan nasıl güvensin... Dizideki Burhan beyin dediği gibi, sırtındaki bıçağı çıkarıp hiçbir şey olmamış gibi tekrar Baykal'ın eline mi versin? Bütün bunlar vatandaştan 3-5 oy almak için yapılmıyor mu, asıl beni kahreden, kanıma dokunan da bu... Hani bir faydası olsa gam yemeyeceğim. CHP bu sayede kahir ekseriyetle iktidara gelse, bir işe yaradı diyeceğim. Anketler ortada... % 19-20... Ne artıyor, ne eksiliyor.

Böyle siyasetin... deyip ağzıma geleni saymak istiyorum bazen... Bu mu siyaset, bu mu ülkeye faydalı olmak, bu mu millete yarar sağlamak, bu mu huzurun kapısını açmak, bu mu gelişmeyi sağlamak, bu mu çağdaş olmak, medeni olmak?

Tayyip Erdoğan gerçekten bir çıkmaz sokakta... Hani aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık hikâyesi.. Ama onu sürekli kovalayarak, yolunu keserek, bu çıkmaz sokağa sokanların hiç mi suçu yok?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Benim de görmek istediğim hayal ettiğim demokratik bir siyaset ortamı anlattığınız gibi. ama bunun için daha çok uzun bir yol katedmemiz lazım sanırım. elinize sağlık yine okunmaya değen bir yazı okudum.

Başak ALTIN 
 20.04.2007 10:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 970
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster