Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Sonsuzluk (Osman Özeker)

http://blog.milliyet.com.tr/yasev

04 Aralık '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1322
 

Dersim Cumhuriyete nasıl geldi

Dersim Cumhuriyete nasıl geldi
 

Günlerdir Dersim isyanları ve Seyit Rıza konuşuluyor. Cumhuriyet döneminde 1935 ve 1938 giden olaylar serisinde kim haklı, kim haksız tartışma konusu.

Tartışmaların ulaştığı nokta ise Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın 1938 döneminde Dersim’de yapılan operasyonlar adına Dersim’lilerden özür dilemesiyle sular iyice bulandı.

Dersim konusunda bugüne kadar hep siyasetçiler konuştu, ancak tarihçiler, bilim adamları ise “sessiz kalmayı” tercih etti.

Dersimde yaşananları, doğruları ve yanlışları en iyi ortaya koyacak olan ise devletin arşivlerinde kayıtlı bulunan belgelerin bilim adamları tarafından incelenerek, tarihsel gerçeklerin ve gerekçelerin tarafsız bir şekilde ortaya konması gerekmektedir.

Bu tür bir araştırma ve çalışma yapılmadığı sürece Dersimle ilgili tartışmalar, siyasi polemiklerin ardı arkası kesilmeyecektir.

Dersim konusunda sağlıklı sonuçlara varabilmek için Dersimin tarihi geçmişine, özellikle de Osmanlı döneminde ki yapısına, olaylarına bakmak gerekecektir.

Dersim’de ki olayları, gelişmeleri iyi anlayabilmek için, Dersim’in tarihi, sosyal, ekonomik ve psikolojik yapısı, özellikle de bölgenin coğrafi yapısı iyi etüt edilmek zorundadır.

Bu bölgenin Anadolu’nun hiçbir bölgesine benzemeyen kendine has özellikleri, yerleşik bir aşiret düzeni yanında, sosyo- kültürel ve psikolojik yönleriyle yüzyıllar boyunca kendisini çevresinden farklı kılan bir yapısı mevcuttu.

Dersim Osmanlı döneminde de sürekli bir “çıban başı” olma özelliği taşımaktadır.11 yy. dan itibaren bölgeye gelip yerleşen aşiretler, çevreye ve şartlara entegre olamamışlar, gelenek ve göreneklerine, inanç yapılarına bağlı kalarak kendilerini çevreden ve sosyal gelişmelerden sürekli uzak tutmuşlardır.

Bölge coğrafi nedenlerle tarıma elverişsiz, ulaşım yolları zorluklarla dolu bir yapıya sahipti. İnsanların büyük çoğunluğu hayvancılıkla uğraşır, küçük çaplı sanayi işleri tarafından yörede bulunan Ermeniler tarafından sağlanırdı.

Bölgenin sosyal yapısı tamamen aşiretlerden oluşmakta, başlarında bulunan reisler mutlak otorite sahibiydiler. İnanç önderleri “dede ve seyitler” de kitleler üzerinde söz sahibi idi. Bazı aşiretlerin reisliğini ise yine bu dede ve seyidler tarafından yürütülmekte idi.

Osmanlı kayıtlarında ise aşiret reisleri “ağa” sıfatıyla tanınırdı.

Osmanlı döneminde Yavuz Sultan Selim bu bölgenin sosyal ve siyasal statüsünü belirlemesinden sonra uzun yıllar bölgeyle ilgilenmemiş, sonucunda bu bölgede “Dersim feodalitesi” yerleşerek kök salmıştır.

18 yy. ortalarından itibaren Dersim aşiretlerinin çevre halkı üzerindeki baskıları artmaya başlamış, Payıtahta gelen şikâyetler üzerine Osmanlı Devleti burada önlemler almaya çalışmışsa da, aşiret reislerinin sürgün edilmeleri de dâhil bir takım tedbirler alınmaya çalışılmıştır.

Osmanlı tarafından alınan sert tedbirlere rağmen bölgede asayiş sağlanamamış, bölge halkının korku ve huzursuzluğu devam etmiştir.

19 yy ikinci yarısına kadar Dersim ve havalisinde asayiş sağlanamamış, eşkıyalık önlenememiş, burada oluşan feodal yapı bir türlü düzene konamamıştır.

Tanzimat Fermanıyla birlikte Osmanlı yeni bir idari yapılanmaya geçmiş, bölge de “Dersim Sancağı” adıyla yapılandırılmış, düzeni sağlamak üzere de askeri harekâta geçilmiştir. Bu harekât Osmanlı arşivlerinde;

“Üç dört yüz seneden beru içlerine hükümet girmemiş ve kendilerü dahi dağ ve ormanlarda gezerek yaşamakta olan aşiret mensuplarını asayişi bozacak davranışlardan vaz geçirmeye çalışmak, silahlarını teslim etmeyi sağlamaktır” gerekçesiyle yapılmıştır. Bir yıl kadar süren bu harekât oldukça başarılı sonuçlar vermiş, direnen aşiretler ise tutunamayıp dağılmışlardır.

Osmanlı döneminde alınan birçok tedbire rağmen Dersim Sancağı bölgesinde bir türlü asayiş temin edilememiş, vergi vermeyen, asker vermeyen, silahlarını bırakmayan feodal yapı devam ede gelmiştir.

1877–1878 Osmanlı Rus savaşı esnasında bu bölgede ki bazı aşiret reisleri Çarlık ordusuyla birlikte hareket ederek Osmanlı ordusunu arkadan vurmaya çalışmış, Osmanlı bir taraftan Rus ordusuyla savaşırken, bölgede ki isyancı aşiretlerle de mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Dersim Sancağında 93 Harbinden sonra da olaylar durulmamış, eşkıyalık ve isyanlar birbirini kovalamış, Osmanlı Devleti bu bölgeye bir çok askeri harekât ve bir çok sosyo- ekonomik yaptırımlar uygulasa da buradaki feodal yapıyı bir türlü kıramamış, bu yörenin halkının şikâyetleri de asırlarca devam ede gelmiştir.

Osmanlı döneminden başlayarak Cumhuriyet dönemine kadar devam eden Dersim meselelerinin temel sorunu; Tarih içersinde bölgenin kendine özgü yapısının, reis ve seyitlerin otoriter hâkimiyetleri altında feodalitenin, aşiret düzenini, asayişsizliğin buralarda yaşantının bir parçası haline gelmesidir. Aşiretler bir yandan kendi aralarında çatışırken, diğer yandan yöre halkı, her an mallarına ve canlarına mal olacak bir saldırı ihtimali karşısında sürekli korku ve endişe içersinde yaşamak zorunda bırakılmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, yapılan tespitlerin, problemlerin temelinde Kürtçülük ve Alevilik şeklinde etnik nitelikte bir algıya dayalı olmaması gerçeğidir.

Meşrutiyetle birlikte çıkarılan af bazı seyid ve reislerin işine yaramışsa da, Dersim’de sorunlar yine devam etmiştir.

Birinci Dünya Savaşı esnasında Dersim Aşiretleri genelde “bekle gör” politikası uygulamış bir kısım aşiretler Ermenilerle birlikte olmuş, bir kısmı ise Ermeni Tehciri esnasında birçok Ermeni’yi katlederek kıymetli eşyalarını alma yoluna başvurmuştur.

Kurtuluş Savaşı yıllarında ise Kürdistan Teali Cemiyetiyle birlikte hareket eden bir kısım Dersim reis ve seyidleri Koçgiri İsyanına neden olmuş, Dersim ilk kez “Etnik Kürtçülük” isyanıyla ortaya çıkmıştır.

Cumhuriyet Hükümeti bir taraftan düşmanla savaşırken, diğer taraftan bu isyan ve ayaklanmalarla da mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Dersim ayaklanmalarını 1935–1938 e götüren tarihi gelişmeleri bizlere gösteriyor ki; buradaki feodal yapılanma, inanç önderlerinin mutlak hâkimiyeti bu bölgenin asırlardır bir çıbanbaşı olarak içimizde hep kanadığıdır.

Genç Cumhuriyet ise asırlarca neşter vurulamayan bu yaraya neşter vurmak istemiş, neşteri vurunken de bazı harekâtlarda “kantarın topuzunu” kaçırmıştır.

Bu yaranın artık fazla deşilmemesi, politik atışmalardan arındırılması, gerekirse bu konunun tarihçilere bırakılarak tüm gerçeklerin su yüzüne çıkarılması gerekmektedir Ancak bu yapılırken de kimse Genç Cumhuriyetten intikam almaya, özelliklede Mustafa Kemal’le hesaplaşmaya kalkışmamalıdır.

 SONSUZLUK(Osman Özeker) 03.12.2012

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

hangi memur tarihçi yada hangi bilim adamı bir insanın yüreğindeki acıyı ondan daha iyi dile getirebilirki yaşayandan başka kimse bilemez o yüzden tarihçilere yada bilim adamlarına burakalım safsatasına inanmıyorum.örneğin hastanın yerine acı çeken yada ilaç içebilen bilim admı varmı bırakın insanlar yüreklerindeki acıyı dile getirsinler en azından terapi olur saygılar!

mehmet ali şirin 
 04.12.2011 21:21
Cevap :
"terapi olur" düşüncesine katılıyorum, ancak tarihin karanlık kalmış sayfalarınıda bir şekilde aydınlığa çıkarmak, doğruları ortaya koymak gerekmez mi?  04.12.2011 22:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 285
Toplam yorum
: 232
Toplam mesaj
: 57
Ort. okunma sayısı
: 2997
Kayıt tarihi
: 11.07.08
 
 

1949 Konya Ereğli doğumlu olup, halen İzmir'de oturmaktayım. A.Ü. Eğitim Fakûltesi mezunuyum  Ata..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster