Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Temmuz '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
514
 

Devlet yönetimi

Devlet yönetimi
 

Hayat hoş mu yoksa boş mu diyor tanıdığım bir insan…İnsanın ne istediği, ne düşündüğü önemli bence…Gerisi hikaye…

Hayata bir takım anlamlar yüklemek aslında bizim işimiz.Daha sonra da anlamını yüklediğimiz o hayata sıkı bir şekilde de bağlanmak…İlginç değil mi? Kraldan çok kralcı geçinmek gibi bir şey bu aslında…

İnsan istediği gibi yaşamalı ama yaşarken de başkalarına zarar vermemeli. Hürriyet dediğim şey aslında başkalarının dayanma sınırı sanırım.Bizim için zaten bir sınır yok….

Siyaset bilimi dersinde bir ülke nasıl oluşturulur bunu görmüştük.Önce bir devlet, sonra o görkemli devletin imgesi olacak semboller oluşacak…Bayrak, marş, ordu, meclis ve bunları yapacak olan millet vs…O bayrağa bazı anlamlar yüklenecek ki toplum o bayrağı el üstünde tutsun…Yine bir marş olacak milli duygulara hitap eden…Yine ordu olacak düşman saldırılarından ülkeyi koruyan…Ve meclis olacak bunları yapan, kurallar koyan uygulayıcılara yön veren…Ve bunların temeli olan bir halk olacak…Ki bayrağını, marşını yapsın, orduyu kursun, meclisi seçsin ve çalıştırsın…Ve o halk çıkan kanunlara riayet etsin…

İşte bir ülke kurduk birlikte…

Devlet dediğimiz şey aslında kurallar bütününden başka bir şey değil.Bir şirketi göz önüne getirdiğimizde devlet aslında bir şirketin hantal ve karışık yapısından farklı değil…Devleti yönetmek için seçimler yoluyla insanlar gelir.Şirketi de yine başarılı insanlar kurar tıpkı ipi göğüsleyen siyasetçiler gibi…İktidar sahibi de şirket sahibi de bir başarı sonucunda işbaşına geliyor tek fark siyasetçi var olanın başına gelir iken şirket sahibi yoktan var ettiği işletmenin başına geliyor.İktidar sahibi devleti yardımcıları aracılığı ile yönetiyor.Şirket sahibi de yine yanındaki yardımcılar aracılığı ile şirketi yönetiyor.Yönetimde işlevler her ikisinde de aynı. Başarılı yöneticiler şirketlerde ödüllendirilirken iktidar sahibinin tutumu sonucu yöneticiler ödüllendirilir veya kendine engel olacaksa üzeri bir kalemde silinebilir. Şirket sahibi ile iktidar sahibi arasındaki ikinci fark bu…Yönetim süresince her türlü kararı almak serbestisi her iki yönetimde mevcuttur.Rakiplere karşı hareket tarzı açısından iktidar sahipleri rakip partileri tamamen silme amacı gütmelerine rağmen, şirketler açısından bu durum aynı mantık geçerli olmasına rağmen fazla geçerli olduğu söylenemez. Tekel konumundaki şirketler açısından karşı tarafı yok etme amacı güdülebilir.Ama çok sayıda aynı işi yapan firmalar için bu durum söz konusu değil.Burada şirketler mümkün olduğunca pazardan daha fazla pay alma amacı gütmektedirler.Reklam açısından iktidar sahipleri de işletme sahipleri de yaptıklarını pazarlama amacı ile reklama yönelmektedirler.Bir taraf tekrar iktidar amacı ile bu işi yaparken şirketler açısından daha fazla kar ve piyasada tutunma ve yok olmama amacı güdülmektedir.Ortak hareket etme açısından iktidar ve şirket sahibi aynı mantık kurgusu içinde hareket edebilir.Yeterli vekile sahip olmayan parti lideri diğer partilerle ortak hareket edebilir tıpkı sermaye bakımından güçsüz olan şirketlerin diğer şirketlerle birlikte hareket etmesi gibi…Kararlar bir tarafta parti yönetim kurulunda alınırken işletmelerde de yönetim kurulunda alınır.Ancak yönetim kurulu başkanı genelde parti başkanı veya şirket sahibi olduğu için bunların verdiği kararlar yönetim kurulu kararı olarak lanse edilir.Olacak o kadar değil mi…Başkan kuralları koyar ve diğerleri bunu uygular…Ve böylece başkanlar daima gücüne güç katarlar…Çünkü kuralları koyan gücüne güç katar…Neyse…

İşte devlet dediğimiz olguyu açıklamaya çalıştık.Devlet, eğitim sağlık, yol, köprü, baraj, yoksullara yardım vs. işleri de o hantal yapısına rağmen topluma götürmek zorundadır ki şirketlerden ayrılan en önemli yönü budur.Devlet topladığı vergilerle bu işleri yaparken işletme sahipleri isterlerse kendi kazançları ile bir takım yardımlar yapabilirler.

Yönetimde aksamalar olmasa halinde yani toplumun beklentileri karşılaşılmadığı zaman gerek iktidar sahipleri gerekse işletme sahipleri tasfiye sürecine girerek yok olup giderler.Partiler açısından bu hızlı olurken işletmeler açısından bu süre uzayabilmektedir.

Kısaca iyi bir yönetim sürecinde hem toplum hem de şirket sahipleri kazançlı çıkmakta, tersi durumda yok oluş süreci olabildiğince hızlı gelişebilmektedir.

İnsanlar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptirler.Ancak ben insanların belli bir eğitim düzeyinden sonra yönetime katılmalarını savunan biriyim.Dağdaki bir okuma yazma bilmeyen bir çoban ile profosör olan bir kişinin aynı oyu vermesini savunmuyorum. Bir topluluk düşünün 1000 üyesi olsun.700 tanesi çobanlardan 300 tanesi de profösörlerden oluşsun.Yönetim olarak ve fayda maliyet açısından düşünürsek profosörlerin iş başına gelmesinde toplumun faydası vardır.Ancak bu sandıktan çobanların seçtiği adayların kazanması muhtemeldir.Çünkü sayısal olarak onlar üstündürler.Profosörler büyük ihtimalle seçilemeyeceklerdir.Demek ki azınlık çoğunluğa tabii olacaktır.Profosörlerin eğitim düzeyi hiçbir işe yaramayacak, çobanların geleneksel yönetimine bunlar da uyacaktır.

Türkiye’deki seçmen kitlesinin yaşına ve bu kişilerin eğitim düzeyine bakarak hangi partiye oy vereceklerin üç aşağı beş yukarı tahmin edebiliriz diye düşünüyorum. Nitelikli ve niteliksiz seçmenin ne yapacağını yeni meclis seçilince göreceğiz.

Devlet dediğimiz olgu iyi bir yönetime sahip olmalı ki herkes huzur ve mutluluk içinde yaşayabilmeli…Vatandaşlar da diğer vatandaşların hak ve özgürlüklerine saygı göstermeli ki toplumda huzur ve barış olsun…

Sembollere verdiğimiz değerlere saygılı olursak millet olma bilincini geliştirmiş oluruz. Aksi halde millet olma vasfı yitirilmiş, bölgesel milliyetçilik ortaya çıkmış olur ki bu da bir toplum için en tehlikeli bir şeydir.Bu gün tek dişi kalmış canavar dediğimiz batı , ülkeleri parçalara ayırıp yavaş yavaş yeme amacındadır. Yeryüzünde küçük küçük devletçikler oluşturup pazar olarak onları kullanma ve ürettiği malları satma amacı gütmektedirler.

İşte sınırsız olarak özgür yaşama amacımız varsa bizi yönetecekleri iyi bir şekilde seçmeli, dış devletlerin bir takım karanlık amaçlarına alet olmamalı, devletin tüm değerlerine sahip çıkmalı, vatan bütünlüğü uğruna canımızı bile seve seve vermeliyiz. Unutmamalıyız ki bu vatan bize torunlarımızın emaneti…Ve biz emaneti sahibine verene kadar ayakta kalmalıyız…

03.07.2007

Engin BİNDAŞ

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dün bir ağbimizin yazdığı bloklardan birisini okudum yazının özü şuydu; 80 kuşağı tamamen bilinçsiz ve herşeyden habersiz yaşıyor!! Sadece sınav sisteminin gerektirdiği şeylerle kafasını dolduruyor ve tarihi, siyasi bizim geleceğimize ışık tutacak birçok bilgiden yoksun yetişiyor...Okuyunca çok üzüldüm. Acı ama gerçekti yazılanlar. Şimdi sen de bu bilincin ülke yönetimi ve " tek dişi kalmış canavar" a yem olmamak için gerekli donanım olduğunu anlatmışsın. Ne de doğru tespitlerin, benzetmelerin. Biran önce bilinçlenip toparlanmamız şart seninde dediğin gibi. Teşekkür ederim güzel yazın için kalemine sağlık, Sevgiyle...

Tülay TERZİOĞLU 
 26.07.2007 11:16
Cevap :
Merhaba, Yorumlarınız için çok teşekkür ederim.80 sonrası kuşaklar televolelerle vakit geçirmekte, çalışmadan para kazanma amacı gütmekteler.Ve ne yazık ki bu arkadaşlarımız ;toplumsal bilinç alanının dışında kalmış durumdalar...Bizim de amacımız bazı değerler olmadan toplumların ayakta kalamayacağını vurgulamak.Bu söz olur,yazı olur,önemli olan kafamızdaki mevcut bilgileri birileri ile paylaşmak.Kafadaki bilgiler paylaşılmadığ sürece hiç bir şey ifade etmez....Hoşca kalın...  26.07.2007 12:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 30
Ort. okunma sayısı
: 1297
Kayıt tarihi
: 03.08.06
 
 

Uludağ üniversitesi kamu yönetimi mezunuyum.  Para ve sermaye piyasaları sürekli ilgi alanımdır. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster