Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Eylül '19

 
Kategori
Alışveriş - Moda
Okunma Sayısı
36
 

Dil, Düşünce, Kültür İlişkisi

Dil olmadan kültürel öğeler oluşmaz. Bu nedenle,dil ulusların varoluşunda,yaşamlarını sürdürmelerinde önemli bir öğedir. Dili önemsemeyen uluslar, tarih sahnesinden silinmiştir.

“Dil nasıl oluşmuştur?“a  yanıt ararsak; insanlar ilk çağlardan bu yana birbirlerine bir şeyler aktarma gereği duymuşlardır. Bu gereksinme, dili oluşturmuştur. Bu dönem öncesinde insanlar ancak birbirlerine aktarmak istediklerini, tensel özelliklerini kullanarak gerçekleştirmişlerdir. Buysa, ekinlerin(kültürlerin) oluşmasında en önemli etken olan kendinden bir sonraki kuşaklara aktarma olanağını sağlayamamıştır. Bunun bir sonucudur ki dilin kullanılmadığı dönemler, uygarlıklar ve insan topluluklarıyla ilgili bilgimiz sınırlıdır. İnsanlar dili kullanmasalardı, bilgilerini saklayıp yeni kuşaklara aktaramazlardı. İnsanlık, gelecek kuşaklara, bir bilgi bırakamazdı.  Toplum, gelişimini dile borçludur. ”Toplumsal alandaki her şey dilde de anlatım bulduğu için onu sürekli değişken kılmaktadır. ’Evrende değişmeyen tek şey her şeyin değişdiğidir.’ kuralı toplum ve dil ilişkisinde geçerliğini sürdürmektedir. ” (İmer,Dil ve Toplum,1990,s.9)

Dil, toplumsal yaşamın bir ürünüdür. İnsanın toplumsal etkinliği dil olmaksızın düşünülemez.. İnsanlar toplum halinde yaşadıklarından dile gereksinme duymaktadırlar. Dil, şu ya da bu biçimde,  en eski insan toplumlarında da vardı. Dil olmasaydı, insanların anlaşabilmeleri, birlikte  yaşayabilecekleri bir toplum oluşturmaları da söz konusu edilemezdi. Bir toplumda ekinin (kültürün) var olabilmesi, öncelikle insanların birbirleriyle iletişim için simgesel bir dizge olan dilin bulunmasına bağlıdır. Çünkü toplum yaşamı ancak iletişimle olanaklıdır. Dilsiz hiçbir düşünce var olamaz, insan kendi kendine düşündüğü zaman da sözcüklerle yani dil ile düşünür

Toplumsal ve üretici eylemler sonucunda düşünce oluşur. Bu oluşum sürecinde tarihsel ve toplumsal birikimler etkilidir. Çünkü düşüncenin kökeni insanın ve toplumun varlığına dayanır, buradan yansır. İnsan topluluğunun dışında asla düşünce olamaz; düşüncenin üreticisi de kullanıcısı da insan topluluğudur. Bu toplumsal düşüncelerdir ekinin (kültüre)  sürekliliğini sağlayanlar.  Düşüncenin kökeninde yer alan toplumsal, tarihsel birikim dışında bireye indirgendiğinde bu düşünce içeriksel olarak değişir ve de daha ileriye doğru gelişerek. özerklik kazanır. Bu değişim dili de etkiler. Dilin bu olumlu değişimi, toplumun üretkenliğiyle sağlanır

Ekin, (kültür) tarihsel ve toplusal gelişme süreci içinde yaratılan bütün değerlerdir. Bu değer yargıları, her ulusta farklı oluşur ve gelişir. Bir ulusun dili,ekiniyle(kültürüyle) iç içedir. (Örneğin, Türk dilinde “bacı” sözcüğü kız kardeşten farklı bir anlam alanı oluşturmuştur. Gerçek anlamından farklı bir alan oluşturmuştur. Yakınlık, dostluk…gibi). Dil, ulusun ekin(kültür) değerlerini, ulus olma niteliklerini içerir.  Ulusun ortak ekiniyle yol alarak varlığını sürdürür. Dilin varsıllığı ya da yetersizliği, ekini etkiler. Dilin sınırlarını, o toplumun ekini(kültürü) belirler. Köklü, geniş ekinli ulusların dili de o ölçüde varsıldır. Bilim, sanat... kısacası yaşamın her alanında sorunlar genişledikçe, bu sorunlara çözümler üretme çabası içerisinde dil varsıllaşır. Ancak yaşamın her alanını,kendi diliyle yaşamak gerekir .Ekinin (kültürün) sorunu dilin sorunudur. Ekinin(kültürün) temel sorunları, gelişme sürecinin yönü ve içeriği açılarından ortaya çıkar.Aynı sorunlar dilde de yaşanır.18.yüzyılın en önemli düşünürlerinden Wilhelm Humboldt, dilin, ekinin bir yansıması olduğunu söylemiştir. Ona göre; toplumun dolayısıyla ekinin geçirdiği tüm evrelerden dil de geçmiştir. Bunun sonucu olarak insan topluluklarının yaşamış oldukları olaylar, edinmiş oldukları birikimler en doğru şekilde dil aracılığıyla öğrenilebilir. Dil öğretimi, ekin öğretimidir  Her ekin, anlatımı ayrı bir dilde bulur ; dil, ekini hem kurar hem  geliştirir. İnsanın anadilini öğrenmesi, ekin edinmesinden başka bir şey değildir..

Sonuç olarak dil, ekinin aynası olarak karşımıza çıkmaktadır. Ekini yaşama geçiren gelenek, görenek, halkbilim gibi değerlerin başında dil gelmektedir. Dil, ekini tanımlar ve tamamlar. Her dilin kendine özgü atasözleri, deyimleri, özdeyişleri, nükteleri vardır. Bunların başka dillere aktarılmasındaki zorluklar, her dilin ayrı bir yapısının, bakış açısının ve yönelişler evreninin olduğunu göstermektedir. Yine kimi dilin, öfkeyi, sevinci, korkuyu, acıyı, sevgiyi, üzüntüyü, saygıyı anlatımda belli bir sıcaklığı ve içtenliği; kimilerindeyse tarafsızlık ya da soğukluk vardır. Kısacası toplumun ekini neyse dili de odur. Ekin hangi alanlara yönelmişse, dilde o yönde varsıllaşmıştır. Sözgelimi,  Türkçeye bakıldığında, atla ilgili deyim ve atasözlerinin; Arap dilindeyse deve ile ilgili deyim ve atasözlerinin geniş bir yer tuttuğu görülecektir

   Ulusları birbirlerinden farklı kılan öğeler: Dilleri, ekinleri, düşünceleridir. Bunlar o ulusların toplumsal paydasıdır. Başka bir deyişle ulusun bireyleri bu ortak payda da birleşir ve bu toplumsaldan bireye inildikçe bunlar farklılık gösterebilir. . Bir ulusu ortak paydada toplayan ve ulusa, ulus kimliğini veren dilidir, ekindir. Bir toplumun kimliğini yitirme politikası güden ülkeler ya da uygarlıklar o ulusun önce dilini ve en sonunda da kaçınılmaz olan ve bunu doğuran ekini değiştirir. Türk ekinindeki değişim ve gelişim buna güzel bir örnektir.

Anadilin yanlışsız, etkili kullanılması; bilimsel, ekinsel(kültürel)sosyal değişme ve kalkınmayı da hızlandırabilir. Bu nedenle dil, birey ve toplum için gereklidir. Toplumdaki iletişim ağı, dil aracılığıyla gerçekleştirilebilir. Başka bir açıdandil,insanın ve insanlığın belirleyici öğesidir. İnsanın kişisel düşünce, duygu ve isteklerini anlatmaya yaradığı ölçüde toplumsal yapıya uyumunu da sağlayan dildir Bir toplumu oluşturan bireyler, ortak kültür değerlerini dil yoluyla bölüşürler, dil yoluyla birbirlerine aktarırlar Öte yandan dil (doğal dil), yaygın bir iletişim aracı olarak evrensel boyutludur. Başka bir deyişle her ulusun kendi yaşam görüşünü, felsefesini evrene bakış açısını yansıtan ulusal dil, bir yandan insanlığın ortak malı olan uygarlığın izlerini taşır; ulus olmanın ötesinde insan olmanın erdemlerini yansıtır. (Kocaman,,Türk Dili, 1980,s.33)

  Toplumdaki bireyler,  birbirlerinin ne demek istediklerini anlayamazlarsa toplumsal düzen bozulabilir. Diğer yandan birey gereksinmelerini başkalarıyla paylaşmak, tinsel (ruhsal) açıdan dengeli yaşayabilmek için toplumun öteki bireyleriyle ilişki ve iletişim kurmak zorundadır Bu nedenle dil, bir ulusun bireylerini birbirine kenetleyen en önemli bağdır. Dil birliği, ulusal birliğin en önemli özelliklerinden biridir. Bu birlik, ulusun felsefe, töre, zevk, ekin, mantık birliğini oluşturur

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Böylesine değerli,anlamlı ve önemli bir konuya,okuma oranına bakarak,ilgisizliğin nedenlerine üzüldüm doğrusu.Yazık!.Selam ve saygılar dostum.

Abbas Oğuz 
 01.10.2019 18:25
Cevap :
Abbas Bey,üzülme.İnsanların ilgi alanları;cep telefonları,televizyon dizileri,magazin programları...Selam ve saygılar.  15.10.2019 15:04
 

Sayın Başdoğan!Bu güzel yazınızla bilgilendim canınıza sağlık.Selam sevgi ve saygılar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 19.09.2019 6:52
Cevap :
Nahide Hanım,sağ olun.Selam ve saygılarımla.  20.09.2019 22:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 326
Toplam yorum
: 1181
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1853
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster