Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Haziran '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
288
 

Dillerimiz bir, zihniyetimiz ayrı...

Dillerimiz bir, zihniyetimiz ayrı...
 

Başbakan yurt dışından döndü, ayağının tozu ile Adana ve Mersin yaptı, oradan Ankara'ya döndü...
 
Dönüşünde Esenboğa Hava Alanında karşılandı.
 
Bir kısmı "Bindirilmiş kıtalar" ama olsun, sonuçta "Karşılama" işi yapıldı mı, yapıldı... 
 
Elbette bunlar AKP tarafından planlı, programlı yapılan işler, Taksim veya Kuğulu Park ya da Kızılay gibi "Kendiliğinden" hareket değil. Yine de olsun, karşılandı ya...
 
Başbakan, şehir merkezine gelene kadar dört ayrı yerde toplanan vatandaşlara karşı konuştu, mesajlar verdi.
 
Birincisi şu... "Bu milletin iktidarına saygı duymayanlar, bunun bedelini öder. Dün Ankara'da, Kızılay'da, Kuğulu Park'ta, şurada, burada oyuna gelen kardeşlerime sesleniyorum; Lütfen artık bu eylemlerinize son veriniz. Bakınız biz bugüne kadar sabırla buralara geldik. Bir Başbakan olarak diyorum ki, artık yeter. Varsa söyleyecekleriniz yerel yönetimle ilgili bir konuysa belediye başkanıma söyle. Gel, valime söyle. Olmadı Kültür Bakanıma söyle. Olmadı ben de kabul ederim, gel bana söyle. Ama yeniçeri ocakları gibi bir hareketin içine girerseniz, kusura bakmayın. 'Şu valiyi alacaksın, emniyet müdürünü alacaksın, şunu yapmayacaksın'. Ama bunları söylemeye kalkarsan, kusura bakma. Tavsiyelerin varsa ilet. Bir katkın olacaksa ilet. O zaman hepsini yaparız " dedi.
 
İktidar olarak Sayın Başbakan, size "Saygı duymak" zorunda değiliz, sadece bu konudaki yasalara uymak boynumuzun borcudur, onu yaparız, yapıyoruz da...
 
Bir de "Başbakan" olarak söylediklerinize bakalım...
 
" Varsa söyleyecekleriniz yerel yönetimle ilgili bir konuysa belediye başkanıma söyle. Gel, valime söyle. Olmadı Kültür Bakanıma söyle..."
 
Dediğiniz gibi Sayın Başbakan, bunların hepsi sizin malınız. O nedenle sizin ağzınıza bakıyor ve ona göre davranıyorlar. Onlara ne desek boş. Siz "Olmadı ben de kabul ederim, gel bana söyle" diyorsunuz.
 
Sayın Başbakan, biz söyledik, siz algılayamadınız. Çapulcu dediniz, ayyaş dediniz, dinimize, inançlarımıza müdahale ettiniz, her şeyimizi dizayn etmeye kalkıyorsunuz, istemediğimizi belirtince de "Benim geçlerim bunlar değil" diyorsunuz. Size nasıl anlatacağız ki?
 
Size anlatamayacağımızı söylüyorum çünkü: "Buradan sesleniyorum... Yok Kızılay'da, Sıhhiye'de, Kuğulu Park'ta yok şurada yok burada. Artık bu eylemlere bir son verilmesini özellikle rica ediyorum. Bir derdiniz varsa belediye başkanıma, valime gidersiniz. Temsilci seçersiniz, ben dahil kabul ederim. Bunların hiçbiri değil de başka yollara başvurursanız, aynı şekilde devam edersiniz, kusura bakmayın anladığınız dilden konuşmak zorunda kalırım. Çünkü sabrın da bir sonu vardır."
 
Dilimiz aynı Sayın Başbakan...
 
Anayasamızın belirlediği "Resmi Dilimiz" Türkçe...
 
Ancak zihniyetimiz uyuşmuyor, anlaşamıyoruz.
 
Biz diyoruz ki "Özgürlüklerimize karışma" siz diyorsunuz ki "Ben sizi dizayn ederim..." söyler misiniz nasıl anlaşacağız? Bizi bugüne kadar "Belediye Başkanınız, valiniz, kültür bakanınız, Milli eğitim Bakanınız" anlamadı ki... Daha doğru bir ifade ile başta siz olmak üzere hiç bir "Sizin bakanlarınız" bizi anlamıyor, sadece sizi, üstelik ve belki de "Anlamadan" dinliyorlar. Çünkü siz "Benim" dediğiniz kişilere bile konuşma hakkı tanıdığınızdan endişeliyiz.
 
Bakın anlatalım bir kez daha ve Türkçe olarak...
 
Dayatmayın, dediğim dedik demeyin, kendi düşüncelerinizi ön plana çıkarıp her şeyi düzenlemeye kalkışmayın. Size verilen oyların anlamı, ülkeyi yönetmeniz içindir, her istediğinizi yapmanız için değil.
 
Bu cümleden olarak Sayın Başbakan...
 
Taksim Gezi'in yıkılmasını, yerine "Topçu Kışlası" yapılmasını istemiyor bu millet, yapmayın... Üçüncü İstanbul Boğaziçi Köprüsüne "Yavuz Sultan Selim" ismini koymayın. AKM eğer depreme dayanıklı değilse elbette yıkılır, ancak yerine yine AKM yapılmak kaydıyla...
 
Daha da açıkçası, demokrat olun, bize bir şeyleri dikte etmeyin Sayın Başbakan.
 
Anlatabildik mi?
 
Hayır Türkçe konuştuk, yazdık, sizin ve bizim anladığımız dilden. Başka dile ihtiyaç yok Sayın Başbakan, bizim anladığımız dil de bu...
 
Dillerimiz "Aynı", zihniyetimiz "Ayrı" olmasın, bir olsun.
 
"Olmazsa n'olur" derseniz Sayın Başbakan, bu millet de sizin anladığınız dilden, yani sandıktan konuşur, anlarsınız o zaman ama, biraz geç anlamış olursunuz...
 
Her ne kadar TDK sizin için dil değişikliğine gitse bile...
 
12 HAZİRAN 2013
İBRAHİM PEKBAY

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Olay bu!Demokrasilerde olsun meşrutiyetlerde olsun eleştiride bulunmak,yönetimlerin işlerine karışmak,çok yönlü muhalefette bulunmak,yöneticileri istifaya davet etmek,liyakatsizlikleri,talanı,vurgunu,aba altından sopa göstermeyi takbih etmek yasak mı ki?Osmanlı'nın hürriyet ve anayasa karşısındaki direnişi bize pahalıya mal olmadı mı değil mi İbrahim Bey?Merhum S.Abdülhamid (33)yıl sonra bazı eleştiriler ve doğal mecburiyetler yüzünden Meşrutiyet'i ilan etmedi mi?Oysa Hasta Adama diş bileyen Rusya ile Düvel-i Muazzama O'nun Almanya İmparatorluğuna verdiği bazı imtiyazlara da bağlı olarak Osmanlı'nın sanayileşmesini durdurarak kendisine bağımlı kılmadı mı?Sorunların işine bir de istediği gibi sağlıklı bir kadrolaşma muamması da girince toprak kayıpları,jurnaller,sansür ve özde anlaştıkları Namık Kemal'in bile sürgüne yollanması kendisine de Osmanlı Toplumuna da çok yönlü zarar vermemiş;parçalanmayı hızlandırmamış mıdır?Ah tarih yine tekerrür sarmalı batağına mı getiriyorsun bizi?Yazık!

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 10.06.2013 23:41
Cevap :
Sayın Ömer Faruk MENCİK YILMAZ... Yorumunuz ve ilginiz için teşekkür ederim. Sayglarımlaı...  13.06.2013 0:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1104
Toplam yorum
: 2655
Toplam mesaj
: 212
Ort. okunma sayısı
: 890
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster