Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ocak '08

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
4364
 

Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları

Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları
 

Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlarına Ne Kadar Angaje Olmalıyız?

1.1. Uluslar arası Sermaye Hareketleri:

Teknolojik büyüme, hızlı iletişim, hızlı taşıma, internet kullanımı v.b. gelişmeler sonucunda, alıcılar ve satıcılar arasındaki alışveriş imkanlarının arttığı, mali akımların etkisi altında fırsatların ve tehditlerin daha muğlak hale geldiği günümüzde, içinde yaşadığımız dünya ezberimizde olan değil, tahayyül sınırları oldukça geniş yeni bir dünyadır.

Milletlerarası ticaretin patronu olan dev küresel şirketler, ülkemizde de küçük bir çocuğun bir çırpıda isimlerini tek tek sayabileceği kadar bilinen şirketler haline gelmişlerdir..

Bu çok uluslu şirketlerin uzmanları, pazarlamacıları her gün yeni bir hamle yaparak bir ülke pazarını veya o pazarın özel bir bölümünü(niche) ele geçirirken, küresel rakipleri ile de mücadeleden geri durmamaktadır.

Ulusal (mahalli) şirketler ise bu rekabete asla yoktur, rekabeti akıllarından bile geçiremez duruma düşürülmüşlerdir. Bu duruma çare olarak ülkelerin yasama ve yürütmesi, koruyucu yasalarla rekabetin önüne geçmek isteseler bile, uluslar arası sermaye hareketlerini kontrol eden ve yasalarla uluslar arası ticareti engelleyen ülkelere müeyyideler uygulayan Dünya Ticaret Örgütü ve benzeri örgütlerin etkisiyle ev sahibi ülkeler olarak risk almak (müeyyidelerle karşılaşmak) istememektedirler.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını benimseyen ülkelere yatırım yapan multimilli şirketler, özgün tasarımlarıyla ürünlerine hedef pazarlarda alıcı bulmak -yer edinmek, hedef pazardaki müşteri ihtiyaçlarına ve beklentilerine göre söz konusu yeni tasarımlarını satarak, maksimum kara erişirken, dolaylı olarak o ülkeye döviz girdisi sağlamak, söz konusu ülkenin ihracat, üretim ve istihdam politikalarına katkı yapmaktadır.

Uluslar arası sermaye hareketliliği; çok uluslu sermayenin yayılımına, eklemlenmesine ve akışkanlığına hiçbir yasal düzenleme ile set çekilmesine izin vermeyen bir sistemin adıdır. Uluslar arası sermaye hareketleri denildiği zaman, sermaye yapıları güçlü, AR-GE’ye önem veren ileri teknoloji ürünlerini devamlı geliştirebilen çok uluslu şirketlerin ülkeler arasındaki etkinliği ve entegrasyonu anlaşılmalıdır.

Bu anlamda, dev küresel şirketlerin dünya genelinde etkinliği ve entegrasyonu, global anlamda önemli bir gelişmedir. Mali (Finans) alandaki gelişmelerde iletişim teknolojisinin etkisi de aynı boyuttadır, uluslar üstü kurumların rolü de, global sermaye hareketlerinde önemli bir paya sahiptir. Gelişmiş piyasalarda meydana gelen fon fazlalığının yeni yatırımlara dönüşmesi, (değerlendirilmesi) amacıyla çok uluslu sermayenin dış piyasalara yönelmesi, optimum yatırıma dönüşmesi anlamına geleceğinden bu faaliyetler uluslar arası sermaye yatırımlarının veya doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının esasını teşkil etmektedir.

Yabancı sermaye yatırımlarına ihtiyaç duyan ülkeler, ekonomik, sosyal, siyasal süreçlerdeki sıkıntılarını( istikrarsızlıklarını) ortadan kaldırmak yolundaki çabalarına karşılık yabancı yatırımcıların yatırım ülkesinde, yatırım fırsatlarına atfettiği önem, o ülkenin sağladığı avantajlar ve imkanlar nispetindedir.

1.2. Portföy Yatırımları:

Portföy yatırımları: ( portfolio investment) gerçek ve tüzel kişilerce, faiz ve kar payı elde etme amacıyla kamu ve tüzel kurumlara ait hisse senedi ve tahvil gibi araçların alınması, satılması veya ortak olunması olarak tanımlanmaktadır. Yabancı portföy yatırımlarının ekonomilere yaptığı etkilerin (ekonomik zararların) önceden alınan tedbirlerle, iyi analiz edilerek bertaraf edilmesi mümkündür, ancak vergisel avantajlar(vergi politikaları), özelleştirme, finansal liberalizasyon gibi yatırımcılara sağlanan avantajlar sayesinde portföy yatırımlarının doğrudan yatırıma (Direct Investment) dönüştürülmesi daha az riskli bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir.

Bu nedenle, sermaye hareketleri içerisinde en az itibar edilen yatırım türü portföy yatırımlarıdır. Arbitraj gibi sermaye akışını özendirici faaliyetlerin gerçekleştirilmesi, geçici oluşları ve istikrar bozucu etkileri nedeniyle, ülke ekonomilerince ihtiyatla bakılan bir sermaye hareketi olarak görülmüşlerdir. Diğer taraftan Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları ise, spekülatif etkileri olmadığından daha az zararlı bir sermaye hareketi olarak görülmüştür.

1.3. Doğrudan Yatırımlar:

a) Doğrudan yatırım: Merkez ülkedeki sermaye hareketlerinin yatırım ülkesine yönelmesi ve bu ülkede sahip olduğu ekonomik varlıklarla orantılı haklar elde etmesi şeklinde tanımlanmaktadır.

b) Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımı: Yabancı (dışarıda yerleşik) gerçek ve tüzel kişilerin mal ve hizmet üretimi yapabilmek için ülke içerisine fabrika(üretim tesisi), bina, arazi gibi fiziki değerleri kiralama, satın alma, şube açma, iştirak ve kredi verme şeklinde elde etmesi ile birlikte, mamulün veya hizmetin tanıtım işareti (Marka), üretim (Know How), Kullanım(Patent) ve imtiyaz (Frenchise) hakkı gibi, gayri maddi hakları ile birlikte (manevi varlıklar) üretim ve hizmetler sağlamak üzere, yatırım yapmaya yönelmesini ifade eder.

Doğrudan yatırım (direct investment) bütün ülkeler açısından en az sakıncalı olarak bilinen bir sermaye hareketidir. Bilindiği üzere, ülkemizde 1999 yılında istikrar programı yürürlüğe konulmasının ardından, Türkiye ekonomisi Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleri ile karşılaşmıştır, bu programda, faiz serbest bırakılırken, döviz önceden belirlenen fiyata dayalı olarak 1, 5 yıllık bir süre için sabit kur rejimine tabi tutulmuştu, yaklaşık bir yıllık bir süre içerisinde kur imkânlarının sağladığı avantajlar nedeniyle, kısa vadeli sermaye hareketleri sonucu sıcak para, açığa dayalı finansman yöntemi ile özellikle bankacılık kesiminde açık pozisyonlardan kaynaklanan mali baskının artması sonucu TL. değerlenmiş, döviz kuru üzerine oluşan baskı likidite krizini doğurmuş ve uygulana gelmekte olan istikrar programından vazgeçilmiş, döviz yükselmiş, yatırımlar durmuş, ülke ciddi bir krizle karşılaşmıştır.

Anılan tarihten sonra Mayıs 2006’ya kadar bir kriz görünümünde olmasa bile, yılda en az bir kez denilebilecek sayıda dalgalanmalar yaşanmıştır. Son dalgalanma önceki krizin korkularını hatırlatır biçimde olmuştur, söz konusu dalgalanma ile hisse fiyatlarında düşüşler, dövizde yükselmeler meydana gelmiş, ithalatta ve ihracatta bir bekleme dönemine girilmiştir, ancak bu etki kısa sürmüştür.

Ülke enflasyonunu kontrol altında tutma kararlılığı bir risk almayı gerektirmektedir. Dalgalanmanın ülke ekonomisine kalıcı etkiler bırakmaması için paniğe kapılmamak ve beklentilerin bozulmamasının gerektiği belirtilmektedir.. Kısa vadeli sermaye girişleri orta vadede YTL üzerinde olumsuz bir baskı oluşturabilmektedir.

1.4. Yabancı Sermayenin çekilmesi:

Yabancı sermayenin davet edilmesindeki esas amaç ekonomik kalkınmayı sağlamak için ihtiyaç duyulan sermayenin bir kısmının dış kaynaklardan temin edilmesidir. ancak, bu sermayenin portföy yatırımı şeklinde değil, doğrudan yatırım şeklinde olmasının daha tercih edilebilir bir yaklaşım olarak görülmesi Dünyada, bu yatırımlara olan ilginin artmasına neden olmuştur.

Ekonomik liberalleşmenin veya sermaye piyasalarının küreselleşmesi ile birlikte, mali yatırımcılarla fon kullanmak isteyen taraflar, sadece bulundukları ülke pazarlarının sınırları içerisinde kayıtlı kalmak istememekte, dolayısıyla daha büyük hedef pazarları ele geçirme, büyüme ve maxımum kar elde etmek için tüm dünya piyasalarındaki fırsatları değerlendirmek gibi bir tercih imkânına ve şansına sahiptirler.

1.5. Doğrudan Yatırımı Etkileyen Faktörler:

Sermaye sahibi ülkeler, sermaye kaçışının (sermayenin dışa yönelmesinin) makro ekonomik etkilerini bertaraf etmek için (dengede tutmak için) izledikleri ekonomik politikalarla bir takım tedbirlere başvurabilirler. Güçlü bir para birimine sahip olmayan veya yüksek enflasyona sahip ülkelerde ise, sermaye kontrolleri, parasal politikalar (faiz oranlarında ayarlamalar) v.b.yöntemler, sermayenin başka ülkelere kaymasını önlemek amaçlı başvurulan yöntemlerdir.

Para ve maliye politikaları, arz ve talep dengesinin sağlanmasında başvurulan klasik bir araçtır. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının celbedilmesi -çekilmesi aşamasında, enflasyonun düşük tutulması, döviz kurunda istikrar, yasaların yatırımcının haklarını garanti altına alması gibi hususlar, yatırımların cazibesini artırıcı özelliklerdir.

Buna karşılık, yüksek enflasyon, istikrarsız döviz kuru, faiz oranları, kambiyo kontrolleri, kar transferlerinin sınırlandırılması, öz sermaye yatırımlarının sınırlandırılması, kardan ayrılacak ihtiyatlarda kısıtlama gibi olaylar ve önlemler , yabancı sermayenin negatif büyümesi olarak kabul edilmektedir.

Bilindiği gibi ülkeler kısa bir zaman öncesine kadar, ticarette yoğun korumacı politikalar izlemişler, Ülkemizde 1980 yılından önce korumacı politikaları izlemiştir. Sanayileşmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler ve az gelişmiş ülkeler, doğan yükümlülükleri yerine getirilebilmesi için ortak bir tavır alınması zorunluluğu nedeniyle, uluslar arası bir kuruluş kimliği oluşturmak ve ticaretin serbestleştirilmesi amacıyla, Dünya Bankası, IMF, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT), Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi örgütler faaliyete geçmiştir, bu kurumlar sayesinde “çok taraflı kuralların “ oluşturulması ve bu kuralların yaptırıma bağlanması sağlanmıştır. GATT’ın amaçları sıralanırken, bu amaçlar, gelir ve yaşam standartlarının güçlendirilmesi, tam istihdamın sağlanması, üretim ve ticaretin geliştirilmesi, dünya kaynaklarının en iyi şekilde kullanılması olarak belirlenmiştir.

GATT’ın kuralları sıralanırken, bu kurallar; Yerli Endüstrinin Tarifelerle korunması, tarifeleri indirmek veya kaldırmak suretiyle tarife taahhütlerine uyma, en çok kayrılan ülke kuralına göre ülkeler arasında ayrımcılık yapmama, Ulusal muamele ilkesine göre ulusal düzeyde ayrımcılık yapmama esasları getirilmiştir.

1.6. Yabancı Sermaye Yatırımlarında Tarafların Beklentileri:

Yabancı sermaye yöneldiği ülkede, geldiği ülkeden daha fazla kar arama beklentisi içindedir. O ana kadar kendi ülkesinin ekonomik kalkınmasına katkı sağladıktan sonra, beklentiler doğrultusunda, hedef pazarlara ulaşmak için, sermaye ihraç edilen ülkenin ekonomik kalkınmasının dolaylı yoldan itici gücü haline gelirler.

Ev sahibi ülke açısından olaya bakıldığında, ülkelerinin ekonomik kalkınmalarında, uluslar arası rekabet edilebilirliğinin artırılmasında, teknoloji bilgisine ve birikimine olan ihtiyaç nedeni ile doğrudan yatırıma sıcak baktıkları bilinen bir gerçektir.

Diğer taraftan, Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlarının girişindeki artış, cari işlemler açığının sürdürülebilir düzeyde seyretmesi açısından önemli bir faktör olarak kabul edilmektedir.

1.7. Ülkemizde Durum:

Uluslar arası sermaye hareketlerinde, Türkiye’nin gücü, katılımı, etkinliği son yıllarda önemli oranda artmıştır, ancak dünyadaki toplam portföy ve doğrudan yatırımlar açısından incelendiğinde bu oran oldukça düşük seviyelerdedir.

Ülkemizde bugüne gelinceye dek yabancı sermayenin teşvikine dair birkaç yasa çıkarılmış ve bu yasalar hazırlanırken son çıkan bir öncekinden daha çok avantajlar sağlayan bir içeriğe sahiptir. 05.06.2002 kabul tarihli 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu, yatırımları özendiren, haklarını koruyan, uluslar arası standartlara uyulmasını temin eden, izin ve onay sistemini, bilgilendirme sistemine dönüştüren ve tespit edilen politikalar yoluyla Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlarının arttırılması esaslarını düzenleyen bir yasa olmuştur.

Bu yasa ile ülkemiz, yeni gelişen ekonomilerle paralel bir doğrultuda, doğrudan yatırımların kullanımını teşvik edici, özendirici bir hedefe yönelmiştir. Yürürlüğe koyduğu mevcut yasalar itibariyle sağlanan avantajlar sayesinde, yabancı sermaye yatırımcılarını yüreklendirici ve özendirici bir yasal yapı (mevzuat) oluşturulmuştur.

1.8. Getirilen Eleştiriler:

Her ülke açısından olaya baktığımızda, yabancı yatırımlara güvenmek, riskli, masraflı, oldukça kısıtlayıcı bir kalkınma modelidir. Nimetler ve külfetler yabancı yatırımları gerçekleştirenler ile kabul edenler arasında eşit biçimde paylaşılmaz, hiçbir gelişmiş ülke gelişmesinin ve kalkınmasının merkezinde yabancı yatırımcıları koymamıştır. Yabancı yatırımcıların, yatırım yapılan ülkenin -ülkesinin ekonomik kalkınmasında ve gelişmesinde katkıda bulunmak gibi esasta bir amaçları da yoktur, bir zamana kadar kendi ülkelerinin kalkınmasında rol oynayan şirketler, bir zamandan sonra başka bir ülkenin ekonomik kalkınmasını sağlamak amacı ve kaygısını gütmezler.

Dünyada, ülkelerin iç kalkınmalarında, uluslar arası rekabet edilebilirliğinin artırılması, teknoloji bilgisine ve birikimine olan ihtiyaç nedeni ile doğrudan yatırıma sıcak bakan insanların sayısı bir hayli fazladır. Diğer taraftan, yabancı yatırımların getirisinden çok götürmesi, ülkelerde yasalarla elde ettikleri avantajlar sayesinde, ulusların egemenliklerini tehlikeye atacak boyutta vahim sonuçlara neden olduklarını düşünenlerde az değildir.

Uluslar arası tekelci sermayenin yerelleştirme ve özelleştirme yöntemi ile iç pazarı etkili biçimde ele geçirmesinin ulusal ekonomiye zarar vereceğini savunanlar yani, yasama ve yürütmenin yabancı sermayeyi cesaretlendirici uygulamasına tezat fikirler ileri sürenler -tezini savunanlar, ülkemizde azımsanmayacak çoğunluktadır. Ancak buna karşın Dünya genelindeki sermayenin entegrasyonu, özendirilmesi, uluslar arası standartlara kavuşarak ekonomik ve sosyal gelişmenin önünü açmak isteyenler, bu amaç esas alınarak geliştirilen tezlere uygun yasal düzenlemeler ve uygulamalar da ileri boyuttadır.

Ülkenin ekonomik kalkınmasının belirleyicileri tarafından duruma bakıldığında, ekonomik gidişattan sorumlu olanların, ülkenin menfaatleri bakımından hangi yolun daha faydalı olacağı düşüncesinde salim bir çözüm yolunun veya tercihin yapılması gerektiğine ulaşması hiç de kolay gözükmemektedir.

1.9 Sonuç:

Aslında, Yönetimler, ülkenin ekonomik kalkınması sağlamak adına yaptıkları stratejik plan ve proğramlarda, ülkenin zorunlu olarak kendisine yetmesini gerektirecek nedenleri olsa bile bir taraftan, yabancı kaynakları yani doğrudan yatırımları özendirmesi yönündeki ekonomik politikalarını ülke menfaatleri doğrultusunda nasıl yönetebilirim sorusuna cevap ararken, diğer taraftan, iç kaynakları. kaynak kullanım yönetiminin optimal anlayışı içinde ulusal varlıklarını, değerlerini, yerel kaynaklarını harekete geçirebilmeli, böylelikle rekabet gücünü arttırıp, ekonomik kalkınmasını sağlamalıdırlar..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 127
Toplam yorum
: 126
Toplam mesaj
: 41
Ort. okunma sayısı
: 1043
Kayıt tarihi
: 29.09.07
 
 

Ali Emir KARAALİ..... Rize Lisesi... T.C. Anodolu Üniversitesi   'İş İdaresi' Lisans ve  'Maliye'..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster