Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mayıs '12

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
719
 

Doğurmak ya da doğurmamak

Doğurmak ya da doğurmamak
 

Birkaç gündür Türkiye' nin gündemi ; Kürtaj!

Hemen hemen herkes kadını erkeği konuşuyor, fikir bildiriyor ve hemen hemen herkes kendi düşüncesinin doğru olduğunu ısrarla kabul ettirmeye çalışıyor.

Aslında mesele sadece birilerinin fikri olmaktan çok çok öte birşey! Bir İnsan Hakları Konusu; hem doğacak olan (cenin) hem de doğuracak olan kadın açısından.

Ülkemizde halihazırda geçerli olan hukuki düzenleme kürtaja 10 haftaya kadar (kadının seçimi olarak) izin veriyor, 10.haftadan sonra ise ancak tıbbi zorunluluklar (bebeğin anne yaşamı için tehlike arzetmesi, annenin hamilelik sırasında gelişen rahatsızlıkları, bebekteki anomaliler yada bebeğin engelli-sakat olması) dışında yasal olarak kürtaj hakkı yok.

Hükümetin tasarıyla getirmek istediği yeni düzenlemeya göre;  kürtaj hakkı 8. haftaya (dahil) kadar mümkün, 8.haftadan sonra ise bebeğin engelli olması durumunda dahi (anne hayatının tehlikeye girmesi durumları dışında) kürtaja izin verilmeyecek. (kesin olmamakla birlikte)

Gelişmiş ülkelerde kadının kürtaj olma hakkı 10 hatta 12 haftaya kadar çıkabiliyor, koyu katolik bazı ülkelerde ise kürtaj yasak. Örneğin İrlanda. İrlanda da istenmeyen gebeliklere son vermek için kadınlar kürtajın yasal olduğu bir ülkeye gidiyorlar ya da kendi ülkelerinde illegal yollardan gebeliklerini sonlandırma seçeneklerini kullanıyorlar.Cenin-Bebek yaşam haklarının korunması amacıyla dini inanışların yönetime hakim olduğu veya nüfus artış oranının artırılması kaygısıyla (genelde her iki kaygıyla birden) kadın haklarının gözardı edilerek kürtajın yasal olarak tamamen yasak olduğu yada kürtaj olma süresinin çok kısa olduğu ülkelerde illegal yollardan gebeliği sonlandırma yollarına daha çok başvurulduğundan, kürtaj yapılan tıp kurumları ya da doktorlarının profesyonel yetersizliği, kurumun donanım eksikliği vb nedenlerle kürtaj sürecinde ya da sonrasında gelişen komplikasyonlar nedeniyle anne ölümlerinde artış yaşanmıştır ve bu ülkelerde anne ölümleri kürtaja yasal olarak daha uzun bir süre içerisinde izin veren ülkelere oranla çok daha fazladır.

İslam Dinine göre ise insan anne karnındayken ruh üflenene kadar cenin (yani nir nef's, bir kul olma niteliğini kazanmamış) olduğu için öldürülmesi mekruh, ruh üflendikten sonra ise insan vasfıyla değerlendirildiğinden öldürülmesi yani kürtaj, en büyük günahlardan olan öldürme fiiline girmektedir. Fakat ceninin tam olarak ne zaman yani hangi süre içerisinde ruh üflendiği dolayısıyla  insan vasfını aldığı ve kul olarak değerlendirileceği hususunda tam bir açıklık yoktur.

Andolsun ki, biz insanı süzülmüş özlü balçıktan yarattık. (İlk yaratılış, yani Adem´in (as) yaratılışı budur). Sonra onu nutfe (meni, sperm) olarak elverişli bir karargâha (rahme) koyduk. Sonra bu nutfeyi bir çengel haline getirdik. Ardından bu çen­geli bir “çiğnemlik vücut” kıldık. Ardından bu bir çiğnemlik vücudu kemik yaptık ve kemiğe et giydirdik. Sonra onu bir başka yaratışla inşa ettik. Gördünüz mü, yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir! Sonra siz, bunların ardından ölümcül­lersiniz. Sonra da Kıyamet Günü tekrar diriltileceksiniz…” (Mü´minûn 12-16)

Mu'minun suresinde insan yaradılışının aşamalarından bahsedilmiştir. İslam alimlerinin Kuranı Kerim' de  insan yaradılışıyla ilgili ayetlere dayanılarak yaptıkları yorumlar arasında da önemli görüş farklılıkları bulunmaktadır. Örneğin Mu'minun Suresi' nde bahsedilen anne karnındayken insanın yaradılışındaki her aşamanın 40 günde olduğu hesabına dayanılarak 120 gün gibi bir süreden bahseden alimler olduğu gibi,  bütün bu aşamaların spermin anne karnına yerleştiği andan itibaren geçen 40 gün içerisinde gerçekleştiğini söyleyen İslam Alimleri de vardır.

Bazı İslam ülkelerinde kürtaj 3 aya kadar serbest. Kahire Bildirgesi' ne göre kadının doğurganlığı hakkında temel ilke, kendisinin (kadının) söz sahibi olmasıdır.

Uluslararası hukuk kürtaj süresini "kadının tıbbi olarak zarar görme riskinin en az olduğu" 3 ay olarak belirlemiştir.

Engelli bebeğin kürtajı hakkında uluslararası insan hakları hukukunda bugüne kadar temel bir anlayış oluşmamıştır. Burada hem bebeğin yaşam hakkı hem de anne-babanın böyle bir evlatla yaşama hakkı seçimi son derece zordur. Sanırım burada kürtajla son verme seçimi anne-babanın seçimine bırakılmalıdır. Bu zor seçimin yani böyle bir bebeği dünyaya getirmenin ve ona bakma yükümlülüğünün ya da kürtajla bu bebeğin hayatına son verme' nin sorumluluğu yükümlülüğü anne-baba' nın özelliği içerisinde değerlendirilmekle beraber, İslam inanışına göre de kürtaj yani öldürme ruh üflendiği andan itibaren öldürme fiiline girdiğinden buna dahil olan herkesin ve kurumun devletin de (devlet hastanesi ve doktorları olarak) sorumluluğuna girmektedir.

Nüfus planlaması açısından kürtajı değerlendirirsek;

Nüfus Planlaması, fertlerin istedikleri sayıda ve istedikleri zaman çocuk sahibi olmaları demektir.

Yine Nüfus Planlaması Hizmetlerini Yürütme Yönetmeliği Madde 13 gereğince kurulacak Nüfus Planlaması Kliniklerinin 13/3-c de açıklandığı gibi 10 haftaya kadar olan gebeliklerin sonlandırılması hizmetini vereceği düzenlenmiştir.

Diğer yandan kürtaj bir nüfus planlaması aracı olmayıp uygun olmayan koşullarda düşük yapılmasını önlemek ve anne sağlığının/hayatının korunması amacındadır. Her iki düzenlemede de kadının medeni durumuna göre herhangi bir ayrımcılık yapılmamıştır.

Uluslararası kadın Hakları açısından değerlendirirsek;

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 1979 yılında kabul edilen ve Türkiye’nin de imzaladığı Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) kadınlara “çocuk sayısına ve çocukların ne zaman dünyaya geleceklerine serbestçe karar verme hakkı” tanımış. Ayrıca cinsellik ve üreme ile ilgili bu iki hak 1993 yılında kabul edilen Viyana Bildirgesi Eylem Planı, 1994 tarihli Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı’nda kabul edilen eylem planı, 1995 tarihli Sosyal Kalkınma Dünya Zirvesi ve 4. Dünya Kadın Hakları Konferansları’nda da aynen kabul edilmiş,Türkiye de bu sözleşmelerin tarafları arasında yer almıştır. Kürtajla ilgili bu tasarı taraf oluna bu sözleşmelere aykırı durumdadır.

Başta da belirttiğim gibi bu konu çok  farklı boyutları olan bir konu ve özellikle de kişilerin özel hayatı kapsamında da ele alınması gereken bir konu. Bir kadının özel hayatı, (olmak istiyorsa) babanın da ve bir taraftan da kendini madden ve manen koruma yetisi bulunmayan anne karnındaki bebeğin yaşama hakkı!

Kadının bu konudaki en zor durumu bebeğin anne rahminde yerleşmesi ve gelişimi. Sonuçta istenmeyen bir bebek varsa bunun sorumlusu kadın kadar erkeğindir de. Özellikle de doğum kontrol konusunda tüm sorumluluğu kadına yükleyen erkek daha da sorumludur. Fakat istenmeyen gebelik oluştuğunda kadın mağdur olmakta ve doğurmakla doğurmamak seçeneği arasındaki karar verme aşamasında psikolojik olarak zor bir süreç yaşamaktadır, bebeği kürtajla aldırmak sonrasında da yine zor bir süreç yaşayan psikolojik etkilerini uzun zaman yaşayan da yine kadın olmaktadır. Hazır olmadığı bir zamanda özellikle de erken yaşlardayken anne olmayı kabul etmek ve böyle bir hamilelik sürecini geçirmek de zor bir dönemdir. Zira anne olmak sadece hamilelikten ibaret olmayan asıl doğum sonrası büyük zorluklar içeren ve bir kadının hayatını asla eskisi gibi tek olarak yaşayamayacağı başka bir dünyaya adım attığı yeni ve zor bir hayattır.

Fakat çocuk sahibi olmak hele ki anne olmak, bebeği anne şefkati ve ilgisi sevgisiyle büyütüp, bir birey olarak yetiştirmek de dünyanın en zor ve kutsal işidir!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 419
Kayıt tarihi
: 23.05.12
 
 

Halkla İlişkiler ve Tanıtım     ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster