Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Temmuz '13

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
2863
 

Doksanlarda çocuk olmak

Doksanlarda çocuk olmak
 

Son dönemin dönüp dolaşıp gündeme gelen konusu doksanlar… Yetmişler, Seksenler derken Doksanlar dahi özlenir oldu, nostalji konusu haline geldi. Yetmişleri, Seksenleri televizyondan gördüğü halde özleyen ve doksanları ucundan kıyısından yaşamış bir genç olarak yazmam gerekirse doksanlar bizi biz yapan değerleri yaşadığımız son yıllardı diyebilirim. Yaşamayanın anlamasının pek de mümkün olmadığı son dönem, e bunun nesini özlüyorsunuz ki çok sıkıcı denilebilecek, insanın insan gibi yaşadığı ilişkilere, arkadaşlığa, aileye gerçekten değer verdiği son dönem…
 
Doksanlarda çocuk olmak demek cebine konulan harçlık ile misket almaktı, paran adam akıllı bir dondurma almaya yetmediği için buzdan meyve suları ile mutlu olabilmekti, mahallede yalnız bir çocuğun topunun olması ve her halükarda onun istediği kadroyu kurabilmesiydi, bisikleti olan kişinin kıskanılmasıydı ama ikinci gün arkadaşının zaten seninle bisikletini paylaşmasıydı doksanlarda çocuk olmak… Futbolcu kartlarıydı, tasolardı doksanlar kekmek, kekilmekti… Arkadaşının tüm tasolarını aldıysan bir kısmını ona hibe edip yeniden oynamaya başlamaktı, paylaşmaktı özetle doksanlarda çocuk olmak… Bir ilkokul bahçesinde sürüklenen kola kutularının seslerini duymaktı… Mahallede oynarken bir mısırcı ya da seyyar bir dönme dolap geldiğinde şanslıysan "Anne 500 bin atsana" diyebilmekti...
 
Elektrik kesildiği zaman telefonumu nasıl şarj edeceğim, twittersız ne yapacağım demek değil de ailem ile salonda oturacağım, muhabbet edeceğim diye sevinebilmekti doksanlar.
 
Akşam en iyi ihtimal ile arkadaşımızı arayıp konuşmak değil de bir apartman girişinde merdivene oturup camdan seni meraklı gözleri ile arayan annen eve çağırana kadar arkadaşınla sohbet edebilmekti doksanlar…
 
Doksanlar televizyonda parayı gündeme getiren dizilerin değil de aileyi, mahalle yaşantısını, insanlığı gösteren özetle Süper Baba’ların, Kaygısızların, Ferhunde Hanımların, İkinci Bahar’ların yılıydı yer yatağına yatıp Bir Demet Tiyatro izlemekti ailecek doksanlar…
 
Doksanlar her telden insanın yaşadığı mahallelerde herkesin birbirine saygı duyduğuna şahit olmaktı, mahallenin ağabeylerinin mahallesini koruduğu yıllardı, sepet saldığınızda seslenebileceğiniz bir bakkalınızın olmasıydı doksanlar, paranız olmasa bile alışveriş yapabilmekti, bir apartmanda bile samimiyet kuramayan 2010’ların aksine mahallece samimi olmaktı doksanlar…
 
Üzerinden çok zaman geçmemesine rağmen, çok şeyin değiştiği anlata anlata bitmeyecek yaşadıysanız eğer yazıda bir çok eksik bulacağınız yıllar; yetmişlerin, seksenlerin mirası ve milenyumun gelişi ile kendinden pek de eser bırakmayan yıllar doksanlar…
 
Yazının ilk yayımı
 
http://ordibuko.blogspot.com/2013/07/doksanlar.html
 
Sercan İnal

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

70'ler, 80'ler de güzeldi. Ama en çok 70'li yılları özlüyorum. Biraz da biz çocuk gözleriyle gördüğümüz dünyayı özlüyoruz galiba, yani çocukluğumuzu. Ama yine de bugünün tablet bilgisayarlı, 24 saat çizgi film yayını yapan televizyonlarından dah güzeldi o günler. Çünkü vurguladığınız gibi aile sohbeti, arkadaşlık, komşuluk vardı. Yazık oldu.

Güz Özlemi 
 01.08.2013 15:49
Cevap :
Hiç bir şey için geç değil yine arkadaşlık, dostluk dolu aile bağlarının ön planda olduğu güzel yıllar yaşarız yazmayı çok isterdim ama gün geçtikçe maddiyatçı bir hal alıyoruz öyle de olmak zorunda bırakılıyoruz. Teknolojinin elbette nimetleri bir hayli fazla fakat her anımızı ele geçirmiş durumda...  04.08.2013 23:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 2045
Kayıt tarihi
: 04.07.13
 
 

1991 İstanbul doğumlu olup İstanbulda yaşıyorum. Üniversite öğrencisiyim. Instagram: http..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster