Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ağustos '12

 
Kategori
Fotoğraf
Okunma Sayısı
983
 

Dünyaca ünlü fotoğrafçı olabilmek için önemli sırlar ve dijital fotoğrafçılık tarihimizden kesitler

-Ben halimden pek bir memnunum, cep telefonu piyasasından daha bir hareketlendik canım, diye devam eden sözlerin içeriğinde ve derinliğine inildiğinde bariz gördüğümüz ticari hırsın, maddi kazanımlar menfaatsel çıkarların ön plana çıkarılmış olduğunu sezmemek, anlamamak için aptal olmamız gerekliydi. Bir de bu kişinin ticari yaşamını, hayatını idame ediş şekline yakından şahit olmuş bizler için bunu anlamak çok daha kolaydı. Şimdi fotoğraf camiasına hizmet veren bir dükkân sahibiydi Sirkeci’de, ondan önce cep telefonu, daha öncesi fotokopi makineleri, ondan önce araba yedek parça, birkaç arkadaş ile yaptığımız fikir birliğinde gelecekteki yatırımlarının inşaat sektörü olacağına kanaat getirdik.

Evet, birkaç dost ile eski galata köprüsü altında kahvelerimizi yudumlarken ve bu ortamda buluşan fotoğrafçılarla aynı masada oturmayı ticari bir yatırım olarak gören esnaf arkadaşın sözleriydi bunlar, 2006 yılının yaz sıcağında. Birçoğumuzun tüyleri diken olmuş ve sonra duymam azlıktan gelmiştik, fikir birliği etmişçesine, aksi bir karşılık vermek o masada sert, tatsız ve sonuçlarının içimizden bir kaçının bu kişiye olan maddi borçlarının erken tahsil edilmesine kadar gidebileceğinin bilincindeydik.

Çok kişiyi üzecek, kıracak, hatta günümüz teknoloji internet ortamında yayımlanan her sitede yöneticilere şikâyet edilmesine sebep olacak bu yazıya böyle bir giriş ile başladım yakın tarihimizden bugüne geçirdiğimiz hızlı teknolojik evrelerden alıntılarla bu evrelerin içinde kendi yaşadıklarımla devam edeceğim.

1990 yılların başları hemen hemen orta sınıf ikinci el bir araba fiyatına satın alınan cep telefonları devirlerine gidelim, tabir-i caiz ise daha dün denecek kadar yakın günlere, ülkemize yeni girmiş bir teknolojik ürünün ilk adımlarını çok iyi hatırlarım. Henüz ses seviyesini ayarlamayı öğrenmeden, başka bir model edinebilmek için, başka bir şehirden evimize konaklamaya gelen aile dostumuzu hatırlarım ilk hafızamın henüz arşivinde çok arka raflarında yer almamış anılarında, aile dostumuz istediği telefonu satın almıştı, kendi standartlarında bir servet ödeyerek. Muhtemelen o cihazı edindikten sonra 1980 yıllarda Almanya’dan lüks marka arabalarla Vatana tatile gelen ve mahallesine girdiğinde, arabanın peşinden koşan çocukların olduğu günlerdeki gibi, elinde telefonla mahallesine girmiş ve birçok kişide o cihaza dokunabilmek için ardı sıra arkasından gitmiştir.

Ben de o yıllarda cep telefonu furyasında üzerime düşen tüketim, ülke ekonomisine darbe vurma, aile bütçesini sarsma, görevimi her bilinçli Türk Vatandaşı Gibi! Bir Vatan vazifem! Olarak yerine getirmişlerdenimdir,

Ancak benim bir avantajım vardı baba mesleği telekomünikasyon üzerineydi, bu sektörde ülkenin ilklerinden birisiydi ve bir üreticiydi, paketle dondurma deyince ilk olarak beyaz bir yağlı kâğıt da, tahta bir çomak üzerine kalıplanmış %100 sütten süt san marka dondurmaları hatırlayan neslin bildiği hatta kısmen kullanmışlığı olduğu, fişli telefon santrallerini, kadranlı telefonları, ahize kapsüllerini, spiralli telefon kordonlarını, şef sekreter denilen sistemleri üreten bir firma hem de ilklerinden bir tanesi ile çocukluk dönemimi ve kısmen gençliğimi yaşadım.

1 yıl içerisinde, birkaç tane telefon satın almışlığım vardır. Aile Bütçesine darbe vurarak bir cep telefonu satın alır, birkaç ay sonra hiç kullanmayacağım bir tuş veya özellik eklenmiş olanından edinebilmek için daha kullanma kılavuzunu eline almadığın bir telefonu eski diyerek bir kenara atmışlığımda yok değildir hani. Bu tüketim sürecimde elime geçen her yeni cihaz üzerinde hâkimiyet kurmamda bir zaman sonra kısalmıştı, elime geçen yeni bir cep telefonun tüm tuşlarını gözüm kapalı bulabiliyor, gözüm kapalı metin mesajlarını kalem ile yazmaktan daha hızlı kullanarak tuşlar vasıtasıyla yazıp birkaç saniyede gönderebiliyordum.

Buna rağmen gerçek daha vardı bu cihaz ne işe yarıyordu, neden üretilmişti amacı neydi ve ben, benim çevrem içinde bulunduğum toplum ne için kullanıyordu, bize ne ya bunlardan elimizden en son çıkan bir cihaz ve ilgi odağı olmamıza olanak sağlayan ortamları yetiyordu. Bu sorunun cevabını ise birçok kişi ben gibi telefon edinirken ödediği fiyatlardan çok çok daha fazlasını, bütçelerini yerinden oynatan meblağlara varan konuşma ve mesajlaşma faturaları ödeyerek cevapladı, henüz elimizdeki cihazın işlevini bilmeden kültürünü edinmeden tüketiyorduk çünkü.

Bu tarihler şimdi yaşadığım ülkenin teknoloji ve endüstriyel ilerleme sürecinde sıkça yaşanıyordu, aynen şimdilerde olduğu gibi nasıl mı?

Benim yaşamının elvermediği ancak dedemden dinlediğim yıllara da gidelim Türkiye’ye ilk otomobilin geldiği yıllar henüz nerede nasıl kullanılacağını bilmeyen, bu ülkeye girişine izin verilmesine rağmen herhangi bir yol, trafik kuralları olmadan, güzelim Anadolu topraklarına sinsice sızan otomobiller, kullanırken ölenler, ne olduğunu bilmeği için aşırı yaklaşıp sakatlananlar, yaralananlar, yaşamını yitirenler v.d. kural yok, çalışacağı ortam yok ve kullanıcılarının onu kullanma kültürü yok, düşünseniz ya bunu satın alan kişiler en fazla bir lük faytondan inmiştir, birkaç beygir gücüyle ilerleyen, e yayalarda bu fayton hızına alışkın bir toplum, araba geliyor üstündeki birkaç beygir gücüne ve hızına alışkın, bunu gören izleyen, merakla bakan yaya kişide aynen birkaç beygir hızına alışkın, kullanıcısı diyor en fazla 2 beygir hızda giderim, yaya diyor nasılsa en fazla 2 beygir hızında geliyor, bir bakmışsınız yayanın üstünden geçmiş şoför, HALEN GÜNÜMÜZDEDE pek bir şey değişmedi desek yeridir diyelim ve konumuza dönelim bunun üzerine de başka bir şeyler karalarım yakında.

Tekrar 1990 yılların ortaları hızla cep telefonu tüketirken, bizim telekomünikasyon hizmetleri veren firmamızdaki o el emeği, alın teri, bilgi, tecrübe ve ustalıkla hatta fişli santralleri üretirken âdete bir sanatçı özeniyle ahşabı malzeme işleyerek o santrallerin devasa ahşap dolaplarını üreten yılların ustaları ise, akıl sır erdiremedikleri bu yarım kiloluk, taşınabilir cep telefonlarını hayretle inceliyor, akıl sır erdiremiyor, kullanmak istemiyorlar, isteseler de kullanamıyorlardı, onların gözünde hızlı bir hâkimiyet sağlayışım, her özelliğini bilme yeteneklerim ile bir adım öndeydim ve çocuk yaşta hepsi söz konusu cep telefonu ise danışmanları olmuştum.

İlk cep telefonum Ericsson markaydı, bizim 1970'li yıllarda hizmete başlayan firmamızda Ericsson marka telefonlar dururdu bir müze gibi 1900 yılların başlarından kalma telefonlar siyah bakalit, döküm taş gibi ağır, kapkara renkli kimisi kadranlı, kimisi ise çevirme kollu. Firma o yıllarda deneyimini, bilgisini, tecrübesini, ustalığını ortalığa koyarak bir telefon üretmiş ülkesinde bu üretim sahiplenilmiş milli bir servet değerinde görülmüş ve dünya markası olması için ellerinden geleni halkı seferber olarak başarmış.  O adamlar bayrağı hiç elden bırakmamışlar, kendilerini geliştire geliştire dijital teknolojiye kadar getirmişlerdi üretimlerini.

Bizim telekomünikasyon sektöründe üreticilerimiz ise bu gelişmiş teknolojik ürün karşısında çaresizdi, birkaç deneme yapanı oldu hatta kendi markalarımız üretildi ASELSAN, KAREL gibi markalar Türk cep telefonlarını üretti, piyasadan telekomünikasyon sektöründe deneyimli ustalar ve firmalar ile iş birliği yaparak.

Ancak bizlerin bu ürünleri küçümsemesi karşısında, diğer yabancı markaların daha çok sesli melodi çıkarabilmesi, tuşlarının ışığının daha parlak olması v.d. özellikleri yüzünden yabancı markaları tercih ettik çok fazla değil birkaç yıl içinde piyasadan eski ustaların tümü silindi, kendi üretimimiz cep telefonları üretimleri durduruldu ve devam ettirilmedi.

Bu markalar öyle çok ürün satıyordu ki, bir an evvel piyasada yer edebilmek adına ülkemizde daha ürünlerini üretim bandından çıkarır çıkarmaz kendi ülkelerinde satışa sunmadan bizim ülkemize gönderiyorlardı, bizler ise devasa reklam tabelalarında olduğumuz ilk Türkiye’de yazısını okur okumaz gidip o telefondan edinmek için varımızı yoğumuzu ortaya koyuyorduk.

Bunca hızlı gelişim yanında bu ürünleri eline alıp kısa sürede oyuncak gibi oynayabilen gençlerimiz vardı, bu gençler ailesi içinde, çevresinde gurur kaynağıydı herkes cep telefonlarının sorunlarını onlarla paylaşır çözümlemelerini beklerdi, bu gençlerde bu işi paraya çevirmek sevdasıyla her köşede türeyen cep telefonu hastaneleri, cep telefonu teknik servisleri kurar olmuşlardı. O yıllarda birkaç yüz metrekareye birkaç cep telefoncusu, birkaç cep telefonu tamircisi, birkaç internet cafe düşerdi.

Bu yıllarda henüz cep telefonlarının dijital görüntü kayıt etme özellikleri yoktu (FOTOĞRAF DEĞİL!). üreticiler ürünlerinin içeriğine ne özellik koyacaklarını şaşırmışlardır âdete, birbirilerine rekabet ederlerken ilginç gelişmeler yaşanıyordu anteni kendi kendine yerinden uzayarak çıkan telefonlar,  düğmeye basınca kapakları kendi açılan telefonlar, ekran renkleri değişebilen telefonlar v.b.

2000 yıllarda ise o ilginç özellik yerini aldı telefonlar üzerinde renkli ekran, ardından farklı formatta değişik bir melodi türü buna polifonik denildi, ardından renkli ekranda görülebilen fotoğraf çekebilen telefonlar.

Tüketim çılgınlığında sunulan seçenekler çoğalmıştı, artık telefonla konuşmak çok önemli değildi bizler için asıl önemli olan kamerasının kaç devasa piksel olduğuydu.

Telekomünikasyon sektöründeki ustaları tüketen bu sektör şimdi kafaya fotoğraf ustalarını takmıştı adeta.

2000 yılların başına değin 1993 yılında aile kararı ile alınan bir fotoğraf makinemiz ile dede mesleğimiz devam ettiriliyordu, bir Anadolu kasabasında ve alet edevatı tam donanımlı bir fotoğrafçı dükkânıydı, 1940-1950 yıllardan o günlere taşınan bir bayrak söz konusuydu ve hakkını vererek taşınıyordu. Bu dükkânı açan ilk usta İstanbul’da kevork kardeşlerin yanında çırak olarak işe başlamış, oradan işi öğrenmiş midilli ye geçmiş, sonra ise işte buraya mübadil ile göçüp gelmiş birisiydi. Bu ustaların bayrağı teslim ettiği insanlarda bu telefonlara akıl sır erdiremiyorlar, anlamıyorlardı.

Her bir usta kendi işini ehli, işini dört dörtüklük yapan icra ettiği zanaatını sırasında üretmiş olduğu eseri, ayrıca bakıldığında sanatsal bir kıymeti olan yapıtlar oluşturan ustalar…

Uzun lafın kısası bu cep telefonu markaları ilk önce telekomünikasyon sektörünü vurmuş, ardından fotoğrafçılık sektörünü ve ustalarını vurmuştu.

Bu sefer adlımı bizim gençleri bir fotoğraf merakı, ancak bu sefer her köşe başında türemeleri zordu, ellerindeki cep telefonlarının izin verdiği ölçülerde, en fazla birkaç TL ye edinebildikleri dijital kompakt türü fotoğraf makineleri ile yetinebiliyorlardı.

Bu furya içerisinde dijital fotoğraf sanatçılarımız türedi kendilerince, yaşamları boyunca bir mesleğe tutunamamış, girdikleri her işte sektörde kısa yoldan köşeyi dönme sevdaları yüzünden sektördeki işin ehli kişilerce çevrelerden uzaklaştırılmış kişilerdi bunlar.

Dericiler, gümrükçüler v.d. sektörlerden geliyorlardı. Bu iş çok kolaydı düğmeye bası yon çeki yon herkes beğeniyor birçok kişi gelip bu işin sırrını öğrenmek istiyordu. Bu kişiler gelen ilgiler karşısında kısa yoldan köşe dönme yeteneklerini kullanarak sağdan soldan hemen birer profesyonel l fotoğraf makinesi edindiler, başladılar hayatları boyunca önemli bir yerde görülmedikleri kadar çok ilgi gördükleri camiada deklanşöre basıp basıp fotoğraf çekmeye, onlar çektikçe bizim cep telefonlu fotoğrafçılar beğendi daha çok merak ettiler, bizim köşe dönmeciler ise bu işi paraya çevirebileceklerini gördüler hemen, kurslar açtılar birlik oldular, dernekler federasyonlar kurdular federal oldular!

Fotoğraf meraklısı genç genç güzel kızlar ile tanıştılar, yaşamları boyunca bir kadına mutluluk verememiş, o kadınlar tarafından sakıncalı alışkanlıkları ve başarısız yaşamları yüzünden uzaklaştırılmış sözde fotoğraf sanatçılarıydı bu adamlar, her şey tıkırındaydı herkesin ilgi odağı olmuşlardı, hayatlarından uzaklaştırılan kadınlardan daha güzel kızlar ile onları sepetleyen kadınlara hava basıyorlar, karşılığını ise federal kurumları aracılığıyla düzenledikleri fotoğraf yarışmalarında bu kızlara ve kurslarına gelip parasını veren gençlere ödül vererek ödüyorlardı.

İşte bu ülke bir değeri daha tüketir oldu bu sefer ise bir sanat kuralları alt üst ediliyor, bir değer kayıp gidiyor hem de bu değeri zirvelere taşıyan duayenlerimizin değerleri alt üst edilerek.

Tüyler ürperten olaylar yaşanıyor bir fotoğrafçılar organizasyonunda, bir firma ile alışveriş yapmak üzere bu etkinlik alanında buluşmaya karar verdiğim zaman bir seminere şahit olmuştum, ne düğü belirsiz bir adam mikrofonu eline almış konuşuyordu eleştiriyordu, eleştirdiği ise beklide TÜRK FOTOĞRAF SANATI TARİHİNDE gerçekleştirilmiş ilk ve en değerli yapıtlar arasına girecek SAYIN REHA BİLİR! E ait fotoğrafın geometrik değerleri altındaki sunumuydu, tüylerim ürpermişti her cümlesinden sonrada bunlar benim hibrit düşüncelerim diyerek cümlesini sonlandırıp, kendini eleştiriye kapatıp çakalca bir strateji izliyordu.

Bir diğeri mikrofonu eline alıyor belgesel fotoğraf sanatsal değer taşımaz diyordu, haykırmamak koşup elinden mikronu alıp konuşmamak için kendimi zor tutmuştum, herkesin anlayacağı bir örnek vere sim gelmişti ve onu orada susturup si.tir ede sim, iç bulandırıcı eleştirilerdi bunlar tamamı ile belliydi bu seminer için birer kitap okumuşlar ve okudukları son kitabın etkisinde kalarak konuşan tiplerdi. Sorarım sana be hey adam müsvettesi madem belgesel fotoğraf sanatsal bir değer taşımaz, söyle bakalım şimdi AFGAN KIZI FOTOĞRAFI sanatsal bir fotoğraf mıdır? Belgesel içerikli bir fotoğraf mıdır? Dünyanın neresine gidersen git, iyi bir fotoğrafçıya sor bu işin eğitimini almış kişilere her ikisidir de der. O fotoğrafı bir sanat galerisinde de görürsün bir belgesel içerikli yapıt dada. Aha bu arada bunlar benim hibrit düşüncelerim değil, eleştirip, ince eleyip sık dokuyarak daha fazlasıyla yorumlamada bilirsiniz!

Sonra böyle böyle tipler her ne kadar önemli olduklarını kanıtlamak için gündemden düşmemek zorunda hissettiler kendilerini bu sefer duayenlere bulaştılar, ama cevap alamadılar bu sefer ise hakaret ettiler, o güzelim sanatçıları aşağıladılar küçümsediler. Sabır taşıyordu duayenlerde başladılar bu tiplere cevap vermeye, aldıkları cevaplar ve içerikler önemli değildi o önemli isim o tipe cevap vermişti, konuşmuştu onla işte önemli olanda buydu.

İşte dostlar bizim fotoğraf sanatçılarımız çalışma sistemleri ve kapasitelerinden alıntılar, şöyle bir bakın bakalım etrafınıza en fazla 5-6 kişiyi tenzih ederek yazdığım bu yazı dışında kaç tanesi yurt dışında bir başarıya ulaşmış ve adı anılır bir mevkide, kaç tanesinin fotoğraf üzerine bir yapıtı, bir eseri, felsefi bir düşüncesi veya birkaç satırı fotoğraf sanatı içersinde yer etmiş.

Günümüzde fotoğraf makinelerine ulaşmak çok kolaylaştı ve cep telefonu tüketim modamız bu sanata bulaştı, aynı yukarıda satırlarda bahis ettiğim gibi beygir kültüründen gelmiş bir şoför hesabı, henüz fotoğrafın ne olduğunu bilmeden son sistem fotoğraf makinelerinin özellikleri ile yetinmeyen gençlerimiz oldu, eserleri internet ortamında uçuşan, her saat başı sözde eserleri binlere varan kişilerce beğenilen, egosal tatminleri zirveye ulaşan genç sözde fotoğraf sanatçılarımız oldu, bol bol ödül almış!

1980 yıllarda ki porno film furyasındaki gibi yönetmenle yatarak başrol oynayabilen sözde sanatçılar gibi, bol bol ödül alan bayan fotoğraf sanatçılarımızda oldu önemli değil ödülü nerede aldığı, kimden geldiği, geldi ya işte bir ödül

Karşılığı da muhtemelen ödendi ter kokusu sinmiş, yağır tutmuş çarşaflı, yıkamaya deterjan alacak parası olmayan adamların yatağında.

BU YAZI İÇERİSİNDE GEÇEN MESLEKLER, ÖRNEK VERİLMİŞ KİŞİLERİN GERÇEK HAYATLA HİÇ BİR ALAKASI VE BAĞLANTISI YOKTUR. TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

işte bu, siz ne güzel ne muhteşem bir yüreğe sahipmişsiniz kardeşim 72 yaşında babam ankara şehrinde bir fotoğrafçı esnafı, yazınızın haberini bize dükkanımızı işleten bir abimiz telefon ile haber verdi, interneti açtım yazınızı ben okudum, 72 yaşındaki fotoğraf zanaatkarı babacığım ağladı, size teşekkür edebilmek için facebook üyeliği açıpta yorum ile teşekkür etmek istedim, babam adına kaleminiz kılıçınız olmuş haksızlık karşısında , allah işinizi gücünüzü rast getirsin , yüreğinizin mertliğini hiç eksiltmesin sayın tolga yarıcı

sevda baburyan 
 12.02.2013 7:59
 

işte bu, siz ne güzel ne muhteşem bir yüreğe sahipmişsiniz kardeşim 72 yaşında babam ankara şehrinde bir fotoğrafçı esnafı, yazınızın haberini bize dükkanımızı işleten bir abimiz telefon ile haber verdi, interneti açtım yazınızı ben okudum, 72 yaşındaki fotoğraf zanaatkarı babacığım ağladı, size teşekkür edebilmek için facebook üyeliği açıpta yorum ile teşekkür etmek istedim, babam adına kaleminiz kılıçınız olmuş haksızlık karşısında , allah işinizi gücünüzü rast getirsin , yüreğinizin mertliğini hiç eksiltmesin sayın tolga yarıcı

sevda baburyan 
 12.02.2013 7:56
 

Tolga Bey Milliyet Blog topluluğuna hoş geldin can! Tırmanışlar, geziler, başarılar yanında fotoğraf sanatı ile dolu dolu bir hayat sunuyorsun bize. Bugüne kadar çoğumuz için gizli olan bu çabalarını kutlamamak elde değil. Toplumumuzun yaklaşık kırk yıllık devinimindeki maddi unsurlar ile ustaları da yıkan liberal kapitalist darbelerin izlerini bu ilginç yazı ile öyle bir anlatmışsın ki söyleyecek söz bulamıyorum. Çarpıcı gözlemler, anılar, dertlenmeler bizi boğan birer urgan! 'Eleştirip, ince eleyip sık dokuyarak' yazmak gerek Tolga Bey. Yoksa bu gidiş hiç de iyi değil. Var ol...

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 10.02.2013 3:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 249
Kayıt tarihi
: 27.03.12
 
 

Dağcılık sporu ile çocuk yaşlarda tanıştı. 1984 yılında ilk yüksek irtifa tırmanışını gerçekleşti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster