Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Temmuz '08

 
Kategori
Doğal Hayat
Okunma Sayısı
1922
 

Dünyayı bekleyen üç son ya da "kıyamet"

Dünyayı bekleyen üç son ya da "kıyamet"
 

Dünya, artık geri dönülmez noktada.


Dünya kurulduğundan beri çok değişik olaylara, kişilere, inançlara, değerlere, devletlere ev sahipliği yapmıştır ve hâlâ yapmaktadır. Bu ev sahipliğini daha ne kadar yapacaktır bilen yok. Fakat, elimize geçen birçok bilimsel araştırma sonuçlarına göre "kıyamet" çok yakında.

Kıyametin çeşitli nedenleri var. Bunlardan biri elbette hepimizin bildiği gibi "Küresel ısınma". İkincisi, ABD gibi saldırgan ve işgâlci bir ülkenin, salt ekonomik çıkarlarını ve küresel ısınmanın sonunda yaşanası toprakların Türkiye'nin de içinde bulunduğu çoğrafya ile sınırlı kalmasını gözönünde bulundurarak, bu toprakları ele geçirmek için yapacağı saldırı; yani savaş. Üçüncüsü ise dünyaya yaklaşmakta olan bir gök cisminin, belki de Marduk gezegeninin dünyamızın dengesini bozarak, onun yok olmasını, belki de dünya üzerindeki canlıların sonunun geleceğidir. Bir dördüncüsü var ki, ben bunun "kıyamet" olarak görmemekle birlikte, dünya üzerindeki birçok deprem fay hatlarını harekete geçireceğinden kesin emin olduğum bir denemedir. CERN adlı "parçacık fizik araştırma merkezi" (Nükleer Araştırmalar için Avrupa Konseyi. Fransızca "Conseil Europeen pour la Recherche Nucleaire"). Bu denemede dünyanın nasıl meydana geldiğini bulmak için "Büyük patlama" denilen bir deney yapılacak. Bu deneyin sonuçlarından birçok bilgi elde edilecek. Yalnız, bu bildiğimiz deneylere benzemiyor. Bir kere, 80 ülkeden, 500 üniversiteyi temsilen 6500'e yakın bilim insanı bu araştırmaya katkı sağlıyor. Bu katkı maddi ve manevi yani blimsel anlamda olduğu biliniyor. Fakat, benim asıl endişem, bu kadar geniş kapsamlı bir bilim kuruluyla yapılan denemenin ortaya çıkaracağı sonuca, 80 ülkenin de ortak edilmesidir. Çünkü, sonuç bence korkunç olacaktır. Bu deney 14 yılda tamamlanabilmiştir. Bu uğurda yapılan tünele 2000 ton ağırlığında dev bir mıknatıs yerleştirilmiştir. Yalnız bu mıknatıs için 8 milyar dolar harcanmıştır. Fransa-İsviçre sınırının 100 metre altında ve 27 km uzunluğundaki tünel hazırdır. Şimdi sıfırın altında yani eksi 271 derecede yapılacak ve mıknatısdaki atomların ışık hızı ile çarpıştırlmasıyla yapılacak deney bekleniyor. Bu deney eğer ertenlenmezse sonbaharda yapılacak. Ortaya çıkacak enerji için güneş enerjisinin yüzlerce katı tanımı yapılıyor. Bu enerji toprak altına enjekte edilecekmiş. Böylesine dev bir enerjinin toprak altındaki fay kırıklarını harekete geçireceği kesindir. Dünyanın başka bilim insanları bu deney için "ortaya çıkacak karadelik dünyayı yutacak ve dünyanın sonu olacaktır" deseler de, başta İstanbul ya da Marmara depremi olmak üzere çok büyük depremler olacaktır. Bu nedenle ben özellikle İstanbullular sonbaharda yapılacak olan bu deneyi dikkatle izlemelerini ve önlem almalarını öneriyorum. Bu önlemi İstanbullar'dan istiyorum, çünkü yetkililerin Marmara depremi umurlarında bile değil. O halde, CERN adlı araştırma merkezinin yapacağı deney, İstanbul için "Büyük kıyamet" olacaktır. Yineliyorum: CERN, bu deneyi yaparsa, İstanbul'da, 7 ve 7'nin üzerinde çok büyük bir deprem olacaktır.

Şimdi, bakınız. Yukarıda saymış olduğum kıyamet senaryolarının hiçbirinden geri dönülmez noktadayız. Küresel ısınmanın boyutları o kadar büyüdü ki, bundan sonra önlem olarak atacağımız hiç bir adım bize hiçbirşey kazandırmayacaktır. En iyi niyetli bilim insanları küresel ısınmadan dolayı dünyanın sonunun 20 yılda geleceğini düşünüyorlar. Yalnız, küresel ısınmadan dolayı bütün dünyada insan türünün bitmesi gibi bir düşünce yok. Fakat, büyük bir olasılıkla bugün 6-7 milyar olan insan sayısının, 2-2, 5 milyara inmesi düşünülüyor. Bunun nedenleri, küresel ısınmadan dolayı ortaya çıkan iklim değişikliklerinin kuraklık ve susuzluk yaratması. Ayrıca, dünya üzerinde bulunan buzulların erimesi ile birçok ülkenin sular altında kalması ve haritadan silinmesi. Ayrıca, buzulların erimesi ile sıcak ve soğuk su akıntılarının etkisi değişeceğinden birçok ülkede buzul çağının başlayacağı da hesaplanıyor. Ve bu hesaplamalar için "milyon" ya da "bin" seneler denmiyor. "Yirmi" sene içinde bunlar olacak deniyor. Böylece dünyanın dengesi alabildiğine bozulacak. Örneğin Sibirya o zaman en yaşanılabilir "topraklar" olacak. Bunun yanında Akdeniz'de kıyısı olan ülkelerde çöl iklimi egemen olacak ve buralar yaşanmaz duruma gelecek. Yani, bu paragrafı toparlarsak; küresel ısınma, dünya üzerinde çok az bir bölgeyi yaşanır durumda tutacaktır. Bu bölgeler içinde Türkiye, Ortadoğu ve Rusya'nın bazı bölgeleri vardır. İşin ilginç yanı, Türkiye coğrafyasına bu kadar kötülüğün yönetenler tarafından yapılmasına rağmen, doğa yine cömertliğini gösterecektir. Fakat, Türkiye'yi bekleyen en büyük doğal felâket, sonbaharda olacak olan Marmara depremidir. Bu yalnız İstanbul'u değil, büyük bir olasılıkla bütün Türkiye'yi yıkacak sonuçlar ortaya çıkaracaktır.

İkinci kıyamet senaryosu, ABD'nin saldırgan tutumundan çıkmaktadır. ABD, İran'a savaş ilân ederse, bunun sonucu üçüncü dünya savaşını çıkaracaktır. Ünlü fizikçi Albert Einstein, üçüncü dünya savaşı ve dördüncü dünya savaşı hakkında şöyle bir tahminde bulunmuştu: "Üçüncü dünya savaşı çıkarsa, dördüncü dünya savaşı taş ve sopalarla yapılacaktır." Einstein'ın bu sözü, üçüncü dünya savaşının bir kıyamet olduğunun da kanıtıdır.

Üçüncü kıyamet senaryosu Sümerler'den beri yazılagelmiş bir senaryodur. Bilindiği gibi 1919 yılında sekiz gezegen şöyle kabul edildi: Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Saturn, Uranus, Neptün... Bunların hemen hepsi Yunan mitolojisinde tanrı adlarıdır. Merkür, Hermes'in lâtince adıdır. Hermes, tanrıların habercisidir. Venüs, Aphrodite'in lâtince adıdır. Aphrodite, aşk ve güzellik tanrıçasıdır. Mars, Yunanlıların savaş tanrısı olan Ares'e, Romalılar'ın verdiği isimdir. Jupiter, Romalılar'ın Zeus'a verdikleri isimdir. Saturn, Romalılar'ın Kronoslar'a verdikleri isimdir. Uranus, en eski Yunan tanrısıdır. Neptün ise Yunanlılar'ın deniz tanrısı Poseidon'a lâtinlerin taktıdığı isimdir. Bütün bunları saymamın bir amacı var. Gökteki bütün gezegenler, isimlerini Yunan mitolojisindeki tanrılardan almıştır. Şimdi, yakın geçmişimizde bilim insanları dokuzuncu gezegeni buldular. Bu gezegenin yörüngesi hesaplandığında dünyaya doğru yaklaşmakta olduğu ortaya çıktı. Günümüz bilim insanları bu gök cismine ya da gezegenine rakamsal ağırlıklı bir isim de taktılar. Oysa üzerimize gelen bu gezegen Marduk'tur ve Marduk ismini Babil tanrılarından almaktadır. Bugün biz nasıl gezegenlere Yunan tanrılarının isimlerini taktıysak, Sümerler bu gezegene "Geçiş gezegeni" anlamında Nibiru dediler. Babilliler ise ona kendi tanrılarının adını verdi: Marduk. Marduk, binlerce yıldır bilinen bir gezegen. Hititler ve Asurlar bu gezegeni resmetmişlerdir. Meraklısı İstanbul müzelerinde küçük bir gezi yapabilir ve bu tablet resimleri görebilir. Marduk, 36 bin km uzaklıkda. Fakat, gittikçe yaklaşıyor. 3661 yılda bir ise dünyamıza en yakın noktadan geçiyor. Marduk'un yaklaşmakta olduğu açıkca bellidir. Bir üst paragrafta küresel ısınmanın boyutlarını yazarken depremlere ve yanardağ patlamalarına değinmedim. Evet, bütün iklimsel bozulmaların nedeni küresel ısınmadır. Ya deprem ve yanardağ patlamalarının nedeni ne? Bunların nedeni küresel ısınma asla olamaz. Bunların nedeni dünya üzerine dışarıdan yani evrenden yapılmakta olan gerilimdir. Bu gerilimi yaratan ise dünyadan büyük ya da dünya ölçülerine yakın bir gök cisminin üzerimize doğru geldiğidir. Böyle bir gök cisminin yaklaşmakta olduğunu bilim insanları zaten açıkladılar. Fakat, onların açıklamadıkları ve belki de açıklamalarına izin verilmeyen, bu gezegenin dünya üzerinde yaratacağı felaketlerdir. Bunlar, sönmüş yanardağların bile patlaması, denizlerin olağanüstü yükselmesi, (ki Nuh Tufanı Marduk'un 13 000 yıl önceki ziyaretinin ürünüdür), ve deprem sayılarının artması ile büyüklüklerinin de artmasıdır. Şimdi, gökkubbemizde Yunan tanrılarından adını alan 8 gezegen var, bir diğeri 3661 yıl da bir bizi ziyaret ediyor ve adını Babil tanrılarından alıyor. Ne büyük benzerlik değil mi? Ve Marduk 2012'de huzurlarımızda!

O halde, dünyamızın sonunun geldiğini artık açıkca bilmemiz gerekiyor. Ben yukarıda üç kıyamet senaryosu yazdım. Bir de dünyanın bir çok yeri risk altında olmakla birlikte en büyük riskin Marmara'da olacağı bir deneyden söz ettim. Bunların hiçbiri "düşsel" değil. Ya da kurgubilim değil. Hepsi gerçek. Hattâ öylesine gerçek ki bütün kıyamet senaryoları artık geri dönülmez noktada. Yani hepsinin olma olasılığı neredeyse yüz de yüz. Çünkü, küresel ısınma geri dönülmez konuma geldi. ABD'nin Ortadoğu'da bir savaş çıkaracağı hem ekonomik ve hem de küresel ısınmanın Amerika'yı yok edeceği tezinden yola çıkarak doğru ve kaçınılmaz. Yani, ya Amerika yok olmayı bekleyecek ya da yaşanası bölgeleri işgâl edip, kendisine yeni bir yurt edinecek. Bu da geri dönülmez bir karardır. Üçüncüsü ise bizim yapabileceğimiz hiç bir ieyin olmadığı durumdur ki Marduk üzerimize gelmektedir. Kısaca, evren bizimle, biz dünya ile santraç oynadık.

Dikkat, evren de, dünya da bize "Şah" diyor. Bizim yapacak hamlemiz yok. Düşünüyor gibi yapıyoruz. Ama "Mat" olduğumuzu çoktan anladık.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Devam edeceğim. İşaret koyuyorum aklımca:) Ayrıca "mat olmak" annemin deyimi:) Bir de "malamat" olmak deyimi var biraz daha geniş perspektifli:) Madein Emine... Kullanabilirsiniz. Saygılar

Ayrıntıda gezinmek 
 31.08.2008 4:06
Cevap :
"Mat" olmayı satranç oyunun son hamlesi olduğu için kullandım. "Malamat" sözcüğünü duymamıştım. Hele bir araştırayım nerede kullanılabilir. Belki sözcük dağarcığımızı zenginleştiririz. (Selamlar)  31.08.2008 12:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 681
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3210
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster