Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Temmuz '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
913
 

Emek açısından tarihsel sosyal ekonomik şartlar 12 Eylül referandumuna hayır diyor

Emek açısından tarihsel sosyal ekonomik şartlar 12 Eylül referandumuna hayır diyor
 

bu gün tekel yarın hepsi


Bir ülkedeki ekonomik yapıyı siyasi ve hukuki yapıdan ayırmak imkansızdır. Ekonomik yapıda bir değişim olabilmesi için buna uygun siyasi ve hukuki yapının oluşturulması gerekir. Aklınıza gelebilecek her olayı biraz kazısanız altından ekonomik bir sebep çıkacağını göreceksiniz. 12 Eylül referandumu da bu kapsamdadır kesinlikle. Ne dedik ekonomik yapı için gerekli siyasi ve hukuki alt yapının oluşturulması gerekiyor. Aynen 12 Eylül anayasasının bizlere getirdiği hukuki ve siyasi yapının 24 Ocak 1980 kararlarının uygulanmasını sağlaması gibi.

24 Ocak kararlarını dönemin Başbakanlık Müsteşarı olan Turgut Özal hazırlamıştır. Ancak bu kararlar dönemin hukuki ve siyasi koşullarında uygulama imkanı bulamamıştır. Bu kararlar kabaca üreten bir Türkiye’nin bir yana bırakılıp tüketen ve hizmetler sektörüyle gelişmeye çalışan bir ülke modeli öneriyordu. İş gücü piyasasında ise tam bir liberalleşme ve kontrolsüzlük öneriliyordu. Ağır sanayi ve üretime dayalı yapı terk edilmeli, her türlü teşvikler, destekler, araştırmalar bir yana bırakılmalıydı. Kırsal alanda yaşayan nüfusa yapılan her türlü destek kaldırılmalıydı. Kendi kendine yetmeye çalışan ithal ikamesi model bırakılmalı, her ne şekilde olursa olsun ihracat arttırılmalıydı. Kısaca bu kararlar geniş halk kitlelerinin sahip olduğu hakların ellerinden alınması, oluşturulacak zengin sınıfların yaratacağı yeni iş imkanlarıyla ekonominin büyümesini hedefliyordu.

Her ne kadar bizler o dönemi sadece kardeş kavgası ve kanla hatırlasak bile dönemin ekonomik yapısını biraz incelemek bile 30 yılda gelinen noktayı çok açık ve net ortaya koyacaktır. Türkiye ağır sanayiye yönelik çok büyük yatırımlar ve fabrikalar yapmıştır. GAP kapsamında enerji ve tarım alanında bölgenin kaderini değiştirebilecek dünyanın en büyük projeleri uygulanmaya başlanmıştır. Türkiye tarım alanında dünyada kendi kendine yetebilen 7 ülkeden birisi konumundadır. İş alanında sendikalar güçlü ve örgütlüdür. 40 milyonluk nüfusun içerisinde sendikalı işçi sayısı 3 milyon kadardır.

Kuşkusuz ki bu ortamı sağlayan da özgürlükçü ve emeğin örgütlenebilmesine fırsat sağlayan 1961 anayasasıdır. Ekonomik yapı, siyasi ve hukuki yapıyla doğrudan ilişki içerisindedir derken bunu anlatmaya çalışıyorum. 24 Ocak kararlarını 1961 Anayasası ile uygulamaya sokmak imkansızdı. Emeğin örgütlü ve hakkını savunabildiği bir ortamdan piyasa ekonomisine geçebilmek öyle sancısız, ağrısız ve kansız olamazdı, olmadı da. Bu kararları uygulamak ancak örgütlenmenin engellenmesi, baskı, toplumsal yapının sorgulamayan bir yapıya dönüştürülmesi yani kısaca faşizm ile olabilirdi. Ülkemizde bunu sağlayanda kuşku yok ki 12 Eylül darbesi ve anayasası olacaktır. 12 Eylül Anayasası ile örgütlü toplum yapıları paramparça edilmiş, sendikalardan sadece sarı sendikalara izin verilmiştir. Bu gün toplu sözleşme yapabilen sendikalı işçi sayısı 200, 000 kadardır. Dikkat edin 40 milyon nüfusta 3, 000, 000 sendikalı işçi varken bu gün 75, 000, 000 nüfusun sadece 200, 000 kadarı grevli toplu sözleşme yapabilmektedir. Tarım ve hayvancılık çökertilmiş, Anadolu kırları hayalet şehirler haline getirilmiştir. Kırda kendi kendine yetebilen, ihtiyaçlarını karşılayabilen, üretici konumundaki insanlar şehirlerin kenarlarındaki kamu arazilerine vasıfsız ve ucuz işgücü olarak gitmek zorunda bırakıldı. Bu konuda yapılacak analizler ayrı bir yazının konusudur. Ama şunu bilelim yeter bu yığınlar mevcut çalışanların aldıkları ücretlere aşağı yönlü bir baskı aracı ve kamu kaynaklarının yağmalanmasının bir aracı olarak kullanılmıştır.

Geldiğimiz noktada 24 Ocak kararları tamamen uygulanmıştır. 12 Eylül anayasası getirdiği siyasi ve hukuki yapıyla halkın üzerinden bir dozer gibi geçmiştir. Bu yapıyla bunun ötesine geçmek kısa vade de mümkün değildir. Bu günkü hukuki ve siyasi yapı ülkemizde yapılmak istenilen yeni ekonomik modelle uymamaktadır. Hükümet, yabancı devletler, uluslararası tröstler ve yerli işbirlikçileri bu günkü siyasi ve hukuki yapıyı bile yapmak istediklerinin önünde bir engel olarak görmektedir. Neler yapılmak isteniyor? Koşulsuz, sorgusuz, sualsiz özelleştirme, istenildiği gibi toprak satma, hükümetin icraatlarından dolayı hesap verme zorunluluğu yani denetlenme, dış kaynaklı büyük siyasi projelere verilmek istenilen siyasi destekler (Kıbrıs, BOP, Rum ve Ermeni tezleri). Ayrıca iş gücü piyasasının serbestleştirilmesi. Bu günkü hukuki ve siyasi yapıyla bundan ötesine kısa vadede geçilemiyor. Hukuk, toplum ve siyasi yapı bunlara engel oluyor.

Bütün bunların sinyalleri olanca açıklığıyla veriliyor. Hükümet ve iş çevreleri uygulanan ekonomi modelinin oluşturduğu işsizlik sorununu çözebilmek için çözüm olarak neler sunuyorlar bakmak yeterli. Hükümet olanca gücü ile iş gücü piyasasının daha da liberalleştirilmesinden bahsediyor. İstihdamın önündeki en büyük engel olarak görülen unsur işçilerin kıdem tazminatı olarak gösterilmeye alışılıyor. Zaten emeklilik gibi bir yükten artık pek bahsedildiği yok. Yeni işe girmiş hiç kimse emekli olabileceğine ve ondan sonra rahat , sakin bir yaşam süreceğine inanmıyor. Pek çok kimse sigorta yerine 50-100 tl fazla para alıp karnımı doyurabilir miyimin hesaplarını yapıyor. Kamu sektöründe bile bu gün 2, 000, 000 insan taşeron sistemiyle çalıştırılmaktadır. Kamuda çalışan iş güvencesine sahip insanlar ise getirilmeye çalışılan yeni kanunlarla iş güvencesiz ve düşük maaşlarla her an karşı karşıya kalma tehditi altındadır. Ayrıca resmi istatistiklere tam olarak yansımayan olağanüstü işsizlik çalışan nüfusun sahip olduğu ücret seviyesi üzerinde aşağı yönlü olağanüstü bir baskı yaratmaktadır. İstanbulda ortalama ücretler seviyesi 650-700 tl civarında olmakla birlikte bundan çok daha düşük fiyatlara çalışmaya hazır milyonlarca işsiz kapıları zorlamaktadır. Ayrıca eczanelerin, doktorların, küçük esnafın, kobilerin karşı karşıya kaldıkları işlerini kaybetme riski çok sıcak ve yakın bir tehdit olarak durmaktadır.Sermaye kesimi bu kar fırsatını değerlendirmek istemektedir. Yani 450 tlye çalışacak insanlar kapıda beklerken neden 750 tl maaşla insan çalıştırayım ki diye düşünmektedir. Yada sağlık sektöründeki büyük rant fırsatları iştahlarını kabartmaktadır. Eğitim sektörünün piyasalaşması sermaye kesimi için büyük rant fırsatlarını sunmaktadır. Bunun önündeki engeller ise işçi çıkarma maliyeti yani kıdem tazminatı, asgari ücret ve bu günkü hukuki yapı. Dikkat edilirse işsizliğin önündeki büyük engel olarak sunulan kıdem tazminatı ve asgari ücret sermaye için büyük kar kapısı olarak duruyor. İşsizlikten bunalan insanlar ve her koşul altında hükümeti destekleyecek insanlar bu konularda atılacak adımlar için birer basamak olmaya hazır vaziyette beklemektedir.

Özelleştirmeler, toprak satışı ve dış kaynaklı büyük siyasi projeler de bu günkü siyasi ve hukuki yapıyla olabilecek sınırına dayanmış vaziyettedir. Bundan öte yapılacak özelleştirmeler, otoyol ve Milli Piyangonun satılması, en karlı kamu bankalarının satılması, devlete ait sağlık kuruluşlarının satılması hükümete koşulsuz destek veren halk kesimlerinde dahi kabul görmemektedir. Toprak satmak yada Suriye sınırında olduğu gibi 49 yıllığına İsraillilere devretmek ya da Ege Akdeniz kıyılarında sınırsız toprak satışına izin vermek bu günkü hukuki ve siyasi yapıyla mümkün değildir. Heleki hepten ortaya çıkan BOP projesine yani ülkemizin bölünmesi projesine, Kıbrıstaki Türk varlığının bitirilmesi projesine, Ermeni tezlerinin kabul edilmesine, Fener Rum patrikhanesince İstanbul da kurulabilecek bir devletçiğe bu günkü hukuki, siyasi ve toplumsal yapı izin vermemektedir.

İşte bu yüzden anayasa değişikliğiyle planlanan, istedikleri ekonomik ve siyasi yapıyı oluşturmak için gerekli hukuki alt yapıyı oluşturmaktır. Bunun üzerine kısa zamanda bir daha iktidardan hiç gitmeyecek bir siyasi yapı oluşturmak hiçte zor olmayacaktır. Bunun için gerekli olan hukuki alt yapının yanında dış kaynaklı projelerin uygulanmasına göz yumulması, ayrıca iş gücü piyasasının serbestleştirilerek sermayenin kar seviyesinin arttırılması ile ekonomik destekte sağlanacaktır. Gerekli olan medya karartması sağlanmış muhalif birkaç cılız seste içeri atılmış ya da kamuoyu gözünde marjinalleştirilmiştir. Bu gün pek çok insan gelen tehlikeyi görmekte ve elinden geldiğince anlatmaya çalışmaktadır. Ancak açlık ve yoksulluğun pençesine düşen pek çok insan bunun sorumluluğunu yanlı yerde aramaktadır. Onlar için suçlu tekel işçileri, eczaneciler, doktorlar, maaşlarını yeterli bulmayan memurlar, hükümetin yaptığı bazı özelleştirmeleri ve toprak satışlarını durduran mahkemelerdir. Kıdem tazminatlarının kaldırılmasının önünde duran herkes işsiz vatandaş için işsizliğinin sorumlusu olarak gösterilmektedir. Oysa kıdem tazminatları kaldırılsa, asgari ücret esnekleştirilse olacak olan şey sadece sermayenin biraz daha fazla para kazanması emeğin ise bu gün aldığı 700- 800 tl lerden 400-450 tllere maaşlarının düşmesinden başka bir şey olmayacaktır. Hükümet temsilcileri kıdem tazminatı, çalışma yaşamının esnekleştirilmesi , belirsiz asgari ücret ayrıca kamuda iş güvencesinin ortadan kaldırılması konusunda tercihlerini açıkça kamuoyuyla paylaşmışlardır. Bu uygulamalar için gerekli kolluk gücü de son yıllarda alınan polis memuru sayısı ile sağlanmış ve sağlanmaya devam etmektedir. İş sadece bunların hukuki alt yapısının hazırlanmasına kalmıştır. Bu anayasa değişikliği ile bu hukuki alt yapıya evet demek ya da hayır demek artık bu sandıktan çıkacak sonuca kalmıştır. Hükümetin niyetini anlamak isteyen iş gücü ve ekonomi konularındaki uygulama ve projelere bakmaları yeterli olacaktır. Kötü olan bir yapıdan kurtulmak adına daha da kötü olacağı gün gibi aşikar olan ve hükümetçe deklere edilen bir yapıya ben evet demiyorum. Emek açısından tarihsel, sosyal, ekonomik şartlar bu referanduma hayır diyor. Bende gönül rahatlığıyla hayır diyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

12 Eylül'den alıp günümüze kadar getirdiğinizve tamamen haklı nedenlere dayandırdığınız gerçekler, tabiki halkımız tarafından da görülecek ve halkımızın büyük çoğunluğu gönül rahatlığı içinde "Hayır" diyecektir. Saygılar..

cevodem1957 
 01.08.2010 15:35
Cevap :
Geç cevap verdiğim için kusuruma bakmayın. Ne yazık ki yıllar önce yaptığım öngörülerde bu günleri görebiliyordum. Büyük bir buhran dönemi milletimizi bekliyor. İstikrarsızlaştırılmamızı isteyen dış kaynaklı büyük güçler ve bunların uyguladığı çok kirli bir operasyon döneminden geçiyoruz. Aklını, mantığını kullanma yetenekleri alabildiğine köreltilen halkımız bu buhran dönemini aşabilecektir umarım. Saygılarımla...  07.08.2010 21:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 166
Toplam yorum
: 580
Toplam mesaj
: 76
Ort. okunma sayısı
: 1931
Kayıt tarihi
: 30.09.06
 
 

Sıcak bir Ankara yazında, 1975 yılında doğmuşum. İlk gençliğim Ankarada geçti. Üniversite yılları..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster