Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ocak '09

 
Kategori
Sivil Toplum
Okunma Sayısı
763
 

Ergenekon’la ilgili parça parça

Ergenekon’la ilgili parça parça
 

Okuduğum bir kitap değil, sadece kapağı hoşuma gitti. Ama denk geldiğimde okumayı isterim.


Ergenekon zihniyeti biter mi?

Bitmez.

Haksızlık etmeyelim, bu zihniyet, belirli nüfusa, ekonomik düzeye, jeopolitik güce sahip olan her ülkede mevcuttur. Daha doğrusu devlet büyüdükçe ve devletin gücü ile toplumun sivil yapısının gücü arasındaki fark açıldıkça, bir derin devlet ideolojisi her ülkede gelişir.

Örneğin şu an ABD’de ve İsrail’de derin devlet oldukça etkindir.

ABD’de Bush Başkanlığında yaratılan paranoya, “tüm dünyada düşmanlarımız var ve her an bize saldırma planları yapıyorlar” söylemi, dünyayı altüst eden saldırgan bir politikayı yaratmıştır.

Bizde yaratılmak istenen, yaratılmak istenenden öte yaşamın her bir hücresinde hissetmemiz istenen ve bundan dolayı demokrasi, özgürlük, hukuk gibi kavramları güvenliğimiz için feda etmemizi talep eden söylemlerde bunlara oldukça benzer şeyler.

Ancak her ülkenin kendi siyasi yelpazesinde solda yer alanlar, kendi ülkelerinin derin devleti ile mücadele içindedirler. Çünkü derin devlete verilen her taviz, siyasetin alanını olduğu kadar, özgürlüklerin, demokrasinin ve hukukun alanını da daraltır.

…………………

Ancak gelişmiş ülkelerdeki derin devlet yapıları ile bizimki arada birkaç fark var. Onları da kaçırmamak lazım.

İlki, ABD ve İsrail’de derin devlet dış politikayı belirler. Bizde ise iç politikayı. Üçüncü dünya zihniyetinden kurtulamamanın bu kadarcık da kusuru olsun.

İkincisi ise, özellikle ABD’de derin devlet hala sivil iradenin denetimine tabidir. İsrail'de böyle olmadığını kabul etmek lazım. Her bir vatandaşın üç yıl askerlik yaptığı ve ömrü boyunca her yıl belirli sürelerle yeniden askerlik hizmetine girdiği bir ülkede, derin devletin sivil iradenin altında yer almasını bekleyemeyiz. Çünkü derin devlet olgusuna hayat veren şey, gücün zihinlerde tek değer olarak var olmasıdır.

Türkiye’de ise mevcutta yürüyen kavga, derin devletin, şu ana kadar tanımadığı, kabullenmediği hatta şeklini kendisinin belirlediği sivil irade ile yürüttüğü iktidar kapışmasıdır.

………………….

Türkiye’nin şansızlığı bu kavgada sivil iradeyi sağ bir zihniyetin temsil etmesidir. Derin devletin zaten sağı ve solu olmaz. Onun ideolojisi faşizmdir. Faşizm ise siyaset üstü bir akıl tutulmasıdır. Devlete ve güce fazlası ile tapan her siyasal kesimde rastlanabilir bir hastalıktır.

Sivil iradeyi tutucu, muhafazakâr bir sağ zihniyetin temsil etmesi, bu kapışmada sivil siyasetin sol kanadında bir kafa karışıklığına neden olmuştur. Sol, çoğunluğunu gerici olarak kabul ettiği toplum karşısında, kendisine güvence saydığı devlet ideolojisinin aslında basit bir faşizm olduğunu kabullenmek istememektedir. Elitist bir bakış açısı ile gelişen bu zihniyet, bu nedenle resmi ideoloji solculuğuna takılmış, solun evrensel değerleri ile yüz yüze gelememiştir. Türk solculuğu, dünya üzerinde demokrasiden korkan nadir bir endemik bir türdür.

………………….

Ergenekon’un, ülkenin NATO’ya girişi ile başlayan Özel Harp uygulamaları ile gelen bir yapı olduğu kabul ediliyor. Köken olarak doğrudur ama bu ifade bugünü karşılamaz. Çünkü Ergenekon ile ABD arasındaki bağ, 1999 Aralığında AB tarafından Türkiye’ye adaylık statüsü tanınması ile koptu. Bu süreçten itibaren, Özel harp ya da Gladio yapılanması bir ABD karşıtı yapılanmaya evrildi.

Ancak bundaki gerekçe, derin devletin ABD’nin emperyalist politikalarının farkına varması ve artık emperyalizmi kötü bir şey olarak tanıması değildi. Ya da derin devlet o tarihlerde kötü sağcı adamlardan, iyi solcu adamların eline geçmedi. Sadece gelişen süreçte derin devlet, ülke içindeki iktidarlarının yıkılacağını fark etmişti. Ve ABD’ye nefretinin esasını aldatılma duygusu belirledi.

BU nedenle belirli çevrelerde, Rusya, Çin, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan’dan oluşan Şanghay beşlisi ya da İran – Rusya – Çin üçlüsü ile bir arada durma söylemleri giderek artmaya başladı. Bu ifadeler, antiemperyalist damarı oldukça güçlü olan sola fazlası ile sempatik gelirken, kimse bahsi geçen tüm bu ülkelerin aslında kendi içlerinde birer diktatörlüğe tekabül ettiği, yarı askeri rejimler olduğu ve her birinin kendi yakın coğrafyaları için emperyal kaygılar taşıdıkları gerçeğini dikkate almadı.

Yani aslen ortada kötünün iyisi bile denebilecek bir tercih sebebi yoktu. Sadece, garip ve içeriksiz bir anti-emperyalist söylem üzerinden, askeri vesayet sisteminin bekasını sağlamaya yönelik bir tercih vardı.

………………………

Tuncay Güney Fetullah Gülen Sempatizanı mıdır? Dış servislerin adamı mıdır? Emniyette bir Fettullah kadrosu oluşumu var mıdır? Operasyon iktidarın özel koruma sağladığı ve yargı içinde oluşturduğu özel bir birim tarafından mı yürütülmektedir?

Tüm bu sorular düşünce şekli şüphe üzerine kurulu, bu sebeple aklını her ihtimale açık tutan kişiler için her an sorulması gereken sorulardır.

Ancak sol tüm bu sorulara olumlu yanıt verse dahi çözümü, derin devletin, kirli ilişkilerin, toplumdışı güç odaklarının yanında durmakta aramaz. Çünkü solun Fettullah Gülen’e karşı, Veli Küçük’ün, Kemal Kerinçsiz’in, İbrahim Şahin’in ya da derin devlet ideolojisinin değirmenine su taşıyan hukukçu, yazar, siyasetçi, bilim adamı, devlet yöneticilerinin yanında yer alma tercihi olamaz.

Sol, taktik, strateji, konjonktür vs gibi kavramları vicdanın önüne yerleştiremez. “Bunlar ortadan kalkarsa, din devleti kurulabilir” gibi bir mantıkla bir şiddet organizasyonunu savunmak solun taktiği olamaz. Çünkü her birinin mücadele mantığı kendi içerisinde kurgulanır. AKP ile sandıkta hesaplaşmak mümkündür ancak derin devletin gizli yapılanmaları ile hesaplaşacak bir meşru ortam yoktur.


Demokrasiye inanan ve halkın karşısında güven vererek iktidar talep edecek olan bir solun derin devletin yanında yer alarak başarı kazanma şansı yoktur. Bu halk belki bilinçli oy kullanmaz ama vicdanı olanla olmayanı ayırt edecek bir altıncı hisse her zaman sahiptir.

ali açıköz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızda mükemmel bir mantıki çözümleme gördüm. Bence tesbitlerinizdeki tutarlılık, hatta doğruluk ta su götürmez. Her gün abuk subuk yazılar yazarak desteyle para kaldıran ünlü yazarlarımızın bunu okumasını çok isterim. Belki kendi yazdıkları üzerinde biraz düşünürler. Saygılar.

Hüseyin Atacan 
 16.01.2009 20:20
Cevap :
Sayın Hüseyin Atacan, ilginiz ve beğeniniz için teşekkür ederim. İnsan bazı yazıları görünce gerçekten irkiliyor; "Ülkeye, gelişmelere normal bir gözle bakan bir insan böyle bir yorum yapamaz, bu yorumun altında bir kasıt, bir kuyruk acısı vardır" diye düşünmüyor değil insan. Aslında birçok yazar Ergenekon'u savunmak için sergilediği yeteneği onu açığa çıkarmak için sergilese bizim yazılarım oldukça kuru kalır ama hani derler ya "Koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi derler" diye, bizimkide o hesap gibi geliyor bana:-) Bu durumda aslında basit bir pusula şaşırmasınında etkisi var. Başka bir ülkeye gitse solculuğun gereklerinden birisinin derin devlete karşı gelmek olduğunu gören birisi, kendi ülkesine gelince milliyetçilik damarı kabarıp, devletinin gizli iktidarını kutsayan bir bir duruşa savruluyor. Bu çapraz ilişkiyi kuramayan toplulukta, sürü psikolojinden öteye ilerleyemiyor işte, katkı ve değerlendirmeleriniz için tekrar teşekkür ederim,  17.01.2009 0:55
 

Ergenekon, solcuların da yol ayırımıdır. Ergenekonla birlikte kendini sol sayanlar! asıl olması gereken yerlerine yerleşeceklerdir. Ergenekon; ta 27 mayısa kadar uzanırsa, tüm hukuk dışılığa bulaşan her kişi ve kurum sorgulanır ve suçlular cezalandırılırsa Türkiye işte o zaman güneşli günleri görecektir. Olur mu? Olmalı… Sevgili Bibliyofil, saptama ve değerlendirmelerin gerçekten çok değerli ve konuya yaklaşımın “ideal” bir sol görüşün Ergenekon’un ne tarafında olması konusunda son derece aydınlatıcı olmuş. Emeğine sağlık…sevgilerimle

Earlybird 
 16.01.2009 9:59
Cevap :
Ergenekon ülkemiz için gerçekten bir dönüm noktası. Muhakkak sol içinde öyle. Ama ben bir yanıyla da sağ zihniyetin, her zaman ağır aksak olmakla mahkum olan demokratlığının bir nebzede olsa modern siyasal düzeye erişip erişmediğini gözlemlemeye çalışıyorum. Çünkü Kemalistlerin, kendisini laiklikle sınırlayan solcuların bu kadar tedirgin olmasının ve Ergenekona bu kadar ayak diremesinin altında yatan korkunun gerçekliğini her an sorguluyorum. Dediğim gibi bu sorgulama hiç bir zaman solu Ergenekon'un yanına itmemeli. Ama bu sorgulamayı yapmaktan da vazgeçmemek lazım. Keşke bu süreci Kemalizmin ötesine geçebilmiş bir sol yönetebilse idi. Keşke en azından Fikri Sağlar, Ufuk Uras gibi bir isimler bu süreçte aktif olabilse, hatta bu sürecin yürütücüleri olabilselerdi. Umudum bu sürecin Türk solunu devletle arasına mesafe koyan, onu demokratlıkla tanıştıran bir noktaya taşıması, ülkenin tutucu sağ zihniyetini de modern siyasal yelpazenin muhafazakar demokrat noktasına taşıması, saygılarımla  17.01.2009 0:40
 

Darbelere çanak tutan bir “sol” düşünülemez. Türkiye’de şu aşamada bir darbe olabilir mi diye sorsak buna “hayır” derim çünkü şu anda Türkiye’nin dünyadaki konjonktürü bunu zaten mümkün kılmaz. Ancak “bak darbe olur ha” korkusunun yaratılarak iktidarların şekillendirilmesi ise işte bu “derin devlet” in işidir. Unutulmamalıdır ki bu ülke halen 12 Eylül anayasası ile yönetilmektedir. 12 Eylülün karanlık zindanlarında olmaz işkencelere tabi tutulmuş, asılmış insanların adına ve 12 Eylül’ü lanetlemiş, Uğur Mumcu’nun arkasından sokaklara dökülmüş her “solcu” nun Ergenekon’u geri çekilip uzaktan objektif bakış açısıyla ve geçmişte Türkiye üzerine oynanan oyunları görerek değerlendirmesi şarttır.

Earlybird 
 16.01.2009 9:59
Cevap :
Bir hatam için daha özür dilemek zorundayım yanılmıyorsam, ilk yorumunuzun cevabına yanlışlıkla yanlızca ön isminizi kullanrak başlamışım. Şimdi fark ettim. Umarım bu akşam hata affetme limitinizi aşmadım. İçinde saygı barındırmayan bir samimiyetin kolay aşınabileceğine inanırım. Yorumunuza gelecek olursam, evet Türkiye'de bir darbenin konjonktürü yok. Ama bu konjonktür ülkenin yer aldığı uluslarası iklim için geçerli. Bizim Ergenekon olarak adlandırdığımız yapı yer aldığımız iklimi değiştirmek gibi Cumhuriyet tarihinde rastlanmamış bir tercihe yönelmek istediler. Bu süreçte Ergenekon solun anti-emperyalist söylemini kendi söylemlerine katmayı becerdi. Solun içinde buna teşne olan belirli bir çevrede her zaman olmuştu zaten. Ve bu çevreler zamanında karşı çıktıkları YÖK'e, anayasaya, DGM'lere, onun savcılarına bile sahip çıkmaya başladılar. Daha kötüsü kapitalizmin ilk gelişme mekanı olmaktan başka bir işlevi olmayan ulusdevletin gerici biçimleri bile onlar için savunulur oldu.  17.01.2009 0:29
 

Ergenekon davasının son dalgası ile bir parça muvazzaf subaylara dokunulmuş olması, ortaya çıkarılan mühimmat ve karanlık ilişkiler ağı ortaya döküldüğü halde halen inandırıcı bulunmuyor. Bunun nedeni 27 Mayıs dahil olmak üzere, 12 Mart, 12 Eylül, ortaokul Kemalizmi, laik sistem yüzleşmelerinden halen korkuluyor olmasıdır. Halbuki Türkiye’nin “normalleşmesi” için tüm bu yüzleşmelerin, sorgulamaların yapılması, rejimin demokratikleşmesi yönündeki çabalar, hukuk dışılıkların sorgulanmasına destek, kendilerini solda gören ve sol sayanların çekineceği bir konu olmamalıdır. Ancak hukuk dışı güçlerin içinde kendine sol diyenler de varsa onların da sorgulanması gerekir. Çekinmesi gereken işte bu solcu kitlesidir.

Earlybird 
 16.01.2009 9:58
Cevap :
Bahsettiğiniz nokta gerçekten önemli. Sol zihniyetin evrimci, gerktiği takdirde de devrimci bir yönü vardır. Tarihin bir yanına takılıp kalmaz. Ayrıca eskiden çok kullanılan bir tabirle, sol "somut durumun somut tahlilini yapar". Kendisine somuttan kopuk bir doğru belirleyip, toplumu da karşısına alacak şekilde kendi gerçeğini topluma dikte etmez. Oysa Türkiye'de sol adına ifade edilen kavramların, politikaların solun bu temel hareket tarzı ile ilişkisi yoktur. Türkiye'de sol 1970'li yıllar haricinde kendisini devletle çok içselleştirdi. Oysa her devlet gibi bu toprakların en üst örgütü de, sınıfsal çelişkilere, uluslarası güç dengelerinin gerektirdiği pozisyonlara göre şekil aldı. Yani geniş toplum kesimlerinin aleyhine örgütlendi. Sol bu yapı ile mücadele edip, toplumun hak ve özgürlüklerini genişleteceğine, 1970'li yıllar hariç devletin yanında yer alıp toplumun yaşam alanının sınırlandırılmasına katkı sundu. Temel hata ise bu ülkede hala bu tavrın sol olarak adlandırılmasıdır.  17.01.2009 0:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1706
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster