Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ağustos '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
39
 

Eşek Hoşaftan Ne Anlar?

Eşek Hoşaftan Ne Anlar?
 

Efendim, son on küsur yıldır gün olmuyor ki gündemimizden anaokulu düzeyi muhabbetler eksik olsun.  Her türlü saçmalık televizyon ekranlarında ciddi tartışmalara dönüşür hale geldi; sorsanız kendisini en muhafazakâr lanse eden –ama aslında kadın veya cinsellik söz konusu olduğunda- ekranlardan ağzının suyu akarak küçük bebelere kadar sarkan kesim her gün farklı bir “yüksek” düzey tartışma konusuyla gündemde… Entelektüel düzeyi yerlerde sürünen bir laf ola torba dola muhabbet yine AKP’li bir zâtın: “yeni bir devlet kuruyoruz” şeklindeki cümlesiyle kültür dolu gündemimize bomba gibi düştü! Bizler bu cüretkâr sözün etkisiyle afallamış iken, aynı günlerde ülkenin bir kamu kurumu olan – ama adını şu an eski günlerin hatırına içimiz sızlayarak telaffuz ettiğimiz- TRT isimli kanalında yayınlanan bir yarışma programının sonucuyla artçı bir sarsılma daha yaşadık: Ucuza mâl edilen portatif fizik tedavi cihazı ve denizde batmayan dalış gözlüğü fikirlerinin yanında mâlum programda finale kalmayı “organik hoşaf” adlı bir “orijinal fikir” başarmıştı zira.

Yarışmada organik hoşaf, kendisine oy veren jüri tarafından “acaba yeni bir milli içeceğimiz mi doğuyor?” şeklinde savunuldu. Böylesi bir projenin daha başarılı bir savunması insan aklının sınırlarını zorlamaktaydı zira…

Anlaşılan o ki, bir zamanlar rakının karşısında milli içecek olarak gururlu ve hırslı bir şekilde “ayran”ı çıkaran “yeni” kesim belli ki daha önce yoğun bir şekilde aşk yaşadığı ancak sonrasında hararet ile red ettiği birçok yaşanmışlık gibi bu defa da ayrana tekmeyi atıp hoşaf adı verilen yeni bir sevdaya yelken açmış! Galiba, söz konusu kesim, hayalini kurduğu “yeni devlet”in milli içeceği olarak hoşafı seçmiş!

Ayağında yırtık çarıklı vatan evlatlarıyla, ülkenin ırzına göz dikmiş düşman ordusuna karşı varı yoğuyla bir “ Kurtuluş Savaşı” başlatmış ve akabinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurarak, o en zorlu günlerinde yani 1923’te bile bir iktisat kongresi toplamayı başarmış olan o zamanın aklı, “kendi kendine yeterlilik” düsturu ile topraklarının farklı yerlerinde fabrikalar kurmayı başarmıştır.  Öyle ki, bilimsel araştırmalar göstermektedir ki, tarım, sanayi ve hizmetler olarak baktığımızda 1924-29 arasındaki reel büyüme oranı %10,8 iken, 2000-2015 yılları arasında bu oran %4.3’tür! Çevresinde bulunan sömürü altındaki müslüman ülkelere umut olmayı başarmış bu yeni Cumhuriyet, düşmanlarının bile gıpta ile baktıkları ve doğduğu güne lânet okudukları Atatürk’ün önderlik etmiş olduğu vatan evlatlarının bir mirası olarak sonraki nesillere kendisine Batı’yı örnek almış bir devlet miras bırakmıştır. O Batı ki, bugün şeriatın –kaba bir tâbir ile- en dibi ile yönetilen Müslüman ülkelerinin yöneticilerine ait gizli kasaları buradadır ve yine bu zevatın kaçamak ya da alenî rahatlama mekânları oralardır… Gelgelelim bu yöneticilerin despot yönetimlerinden kaçan ezilmiş halkın da girmek için “gavur” bir kadından çelme yemeyi göze aldıkları umut dolu topraklardır buralar.  Hiçbir müslüman ülke diğer bir Müslüman ülkenin vatandaşının iltica etmek isteyeceği huzur ve refah dolu bir yaşam ortamı sunamamış iken, “gâvur” denilerek küçümsenen bu Batı, son yaşanan göç dalgasında da şahit olduğumuz gibi, uğruna Türkiye’nin dahi âdeta kaçarcasına göz ardı edildiği o ulaşılmak istenen asıl hedef noktası olmayı başarabilmiştir. Neden acaba?

Bugün 1923’te çıktığımız yolun değerini hâlâ anlayamamış kafalar, “yeni Türkiye” diyerek, kendisine “varılmak” değil ama kendisinden kaçılmak istenecek bir ülke yaratmanın derdindedirler. AKP’li cumhurbaşkanına seslenerek, ondan “çevresindeki tüm kravatlıları temizlemesini” isteyen ve “gerekirse kafa alırız” diyen milletdaşlarımız, yaratılmak istenen “yeni Türkiye”nin “aydın” tiplemeleri olarak bugün cesurca kameralar karşısında sözde mücadele ettiğimiz İŞİD isimli o örgütün çığırtkanlığını yapmaktadırlar. Dolayısıyla TRT ekranlarında yayınlanan o mâlûm yarışma programı bizleri hiç şaşırtmamalı… Yeni Türkiye’nin eğitim sistemsizliği ve milli kültürsüzleştirme şeklindeki “ulvi” projesi bunu gerektirmekte çünkü. Bakınız, gün olmuyor ki, bilim konusunda en bilirkişi olan TÜBİTAK, bilim kafasına sahip gençlerimizin projelerini kabul etmesin ama bu projeler dünya çapında dereceler kazansın! Mehmet Can Dursun ile İrfan Efe Boztepe’nin şeker hastalarının yaralarının yok olmasını sağlayan ve yengeç ile karidesin kabuğunda bulunan bir çeşit tozdan ürettikleri yara bandını ele alalım meselâ. TÜBİTAK tarafından red edilen bu proje, ABD’deki Genius – ki, Türkçe’de “dâhi, deha” demek- Olimpiyatları’nda birincilik ödülü almış.

Söz konusu projenin Türkiye’de takdir görmemiş olmasına şaşırdınız mı ki?

“Hayır” cevabını vereceksiniz tabii! Ama ben şaşırdım… Ben şaşırdım yani Mehmet Can ile İrfan Efe’nin karides ve yengecin tozu mozu ile uğraşmalarına şaşırdım. Bu gençler bir “organik karides pilaki projesi” yapsalardı ve bunu bir fikir olarak sunsalardı ya diyorum. Yakışmaz mıydı “yeni” bize?

Bir de Barış var: Barış Paksoy… Onun da reddediliyor projesi TÜBİTAK tarafından. Üstüne üstük şöyle diyor kendisine ilgili bilim yuvamız kısaca: Bu işi sen yapmış olamazsın, bu senin seviyeni aşar… Ve proje red ediliyor tabii! Mahkemeye bile gidiyor Barış ama kendisini jürinin karşısında savunmasına izin verilmiyor… Üzerinde çalıştığı şey ne imiş peki bu genç yavrumuzun? Matematikteki bilmem ne asallarının genelleştirilmesi türünde bir şey ( hiç anlamam; sözelciyim ben!) Ancak bu konu çok çok kıymetli olacak ki, Almanya kendisini deyim yerindeyse havada kapmış! Berlin Humboldt Üniversitesi’nden davetiye alan gencimiz, lisesini bitirdikten sonra bu üniversitede lise seviyesindeki öğrencilere matematik dersi vermeye başlamış…

Heyhat! Gençliğine destansı bir hitabe yazarak, koca bir Cumhuriyeti emanet edecek kadar güvenen bir Atatürk Türkiye’sinden, bir bilim projesi için “bu senin seviyeni aşar” diyen zihniyetin kök salmaya başladığı bir ülkeye doğru müthiş evrimimize ait yüzlerce örnekten sadece ikisi bunlar.

Senin zekânı aşar ey Türk genci! Sen pilaki yap! Birileri senin kafanı kullanmanı değil, tam tersine onu uyku moduna geçirmeni istiyor! Bonzai denen şu illet de demir ağlar ile örmüş zaten memleketi en fakir semtine kadar! Yeni kesim, tüm güç kendilerinde olmasına rağmen, âlem işte görsün mantığıyla bonzai karşıtı imza kampanyalarıyla da alıyor nasılsa milletin gazını! Oysaki, derinden derine büyük Afganistan’a döndürülmekte ülken. Hani atalarından sana kanlarıyla sulanmış hâlde miras bırakılan şu toprak parçan… Hani bugün her bir köşesi ona buna satılmakta olan…

İşte bize vaad edilen ve ufukta görünen “yeni” Türkiye bu. Şaşıracağımız daha çok şey olacak; şaşırmayın şaşırmaya! Daha da düşecek her bir şeyin seviyesi…

Bu arada; onu bunu bilmem… Hoşaf dedik ya hani en başta: Hoşaf denilince tek bir şey bilirim ben; o da atalarımızdan kalma şu atasözü:

Eşek hoşaftan ne anlar?

… Suyunu içer, tanesini bırakır…

Zaten ben de suyunu içerim sadece, hiç hoşlanmam tanesinden!

Eşeğim işte!

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 229
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1243
Kayıt tarihi
: 26.08.12
 
 

Doğum yeri: Berlin Siyasal Bilgiler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu (Bölüm ve fak..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster