Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Şubat '10

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
598
 

Etüt furyası

Etüt furyası
 

SINIF ORTAMI


Eskiler: “Sıkma akıl ya iki adım gider ya üç adım.” demişler. Ülkemiz bir sınav ülkesi. Hayatımızın her evresinde mutlaka bir sınavla karşılaşıyoruz. Bu yüzden hemen hemen her ailede en az bir kişi sınavlara hazırlanıyor. Sınavlara hazırlık, öğrenmek, artık öğrencinin kendi çabasının dışında kursa gitmeden olmuyor.

Kursların dışında takviye olarak özel ders alanların sayısı hiç de azımsanmayacak derecelere ulaşmış durumda. Öğrencilerin çoğunluğu cumartesi-pazar dershaneye giderken hafta içerisinde de okullarına devam ediyorlar. Aynı öğrenciler okul çıkışı dershanenin düzenlediği etütlere katılıyorlar. Bir kısmı da bunun dışında özel kurslara gidiyor. Kısaca öğrenci, vaktinin %70’ini dinleyerek, test çözerek geçiriyor; konu çalışmaya zaman bulamıyor. Acaba bu tarz bir çalışma doğru mu? Öğrenme, bilgilerin kalıcı hale getirilip davranışa yansıtılması durumudur. Burada etkin olan kişi öğrenecek olan bireyin kendisidir. Doğduğumuz andan itibaren öğrendiklerimizi düşünürsek hepsinde kendi çabamızın ağır bastığı bir gerçektir. Yürümek, okuma-yazma, yemek yeme …vs. Öğrenme gerçekleşirken birey yardım almadan da edemez. Birilerinin desteğine, yönlendirmesine ihtiyaç duyarız (yürümeye çalışırken büyüklerin tutup destek olması gibi) ama kişi öğrenmeyi istemezse giriştiği işte başarılı olamayacağı da kaçınılmaz bir gerçektir. Hayatın her alanı için geçerli olan sözcüktür: “ İstemek, Kararlı Olmak.” Öğrenmenin gerçekleşmesi, öğrenilen bilginin kendi malı haline getirilmesi %60 kişiye ait olması gereken bir olgudur.

Kişi algıladıklarını, beş duyuyla farkına vardıklarını kendi akıl süzgecinden geçirerek kendi malı haline getirmedikten sonra bilgi sahibi olamaz. Dolayısıyla öğrenme sürecinin büyük bir kısmında muhatap; bilgiyle baş başa olmalı, onunla adeta boğuşmalıdır. Eğer bu olmazsa öğrendiğimizi sandığımız şeyleri aslında ezberlemiş olduğumuzun farkına varamayız. Ezber bilginin de pratikte kullanılması mümkün değildir. Ebeveyn ve çocuklarda oluşan yanlış kanaatler ve o inançlarla hedefe yürüme, öğrenmeyi zorlaştıran, çocuğu bıktıran kanaatlerdir. Çoğu insanın uyguladığı bu yanlış yöntemler doğru diye algılanmakta ve sonuçta verimsizlik kaçınılmaz olmaktadır. Bazı şeylerde ifrata kaçan bir halimiz söz konusu olmaktadır. Bunların başında gereğinden çok özel ders ve etütler gelmektedir. Etüt uygulamaları bir moda haline gelmiş durumda. Veliden ve öğrencilerden aşırı talep geldiği için kurumlar yanlış bir uygulamayı gereksinim gibi sunmak zorunda kalıyorlar. Hani “kırk katır mı kırk satır mı” misali. Etütleri; bazı kurumlar veliyi memnun etme, kurumunun reklâmını yapma, diğerleriyle fark yaratma aracı olarak kullanmaktadır. Bu tamamen oyalama, zamanı verimsiz kullanmaktan başka bir şey değildir. Bahsettiğim konu etüt diye adlandırılan konudur. Çocuklarımız pazartesi günü hariç her gün dershanedeler. Haftanın 6 günü dershanede olan bir çocuk hocaların anlattığı konuyu ne zaman çalışacak? Ne zaman o konuyu kendi malı haline getirecek? Bunu yapması mümkün değil. Öğrenci konuyu çalışıp kavramadan test çözmek zorunda kalıyor. Kendine ayırabildiği zaman ancak test çözmeye yetiyor. Test çözmeyle de bir konunun öğrenilemeyeceği şüphe götürmez bir gerçektir. Bütün bu uygulamalar öğrenciyi farkında olmadan ezberci konumuna getiriyor. Bu da kendi elleriyle başarısızlığa davetiye çıkarmak demektir. Başkasının anlattıklarıyla öğrenme tamamlanmaz. Sadece test çözmeyle öğrenme olmaz. Evde, çalışma odası veya masasında bire bir ve uzun süreli çalışmayla öğrenme gerçekleşir. Bir de bir saatlik etüt için yollarda ve etüt salonlarında harcanan zaman da işin başka bir boyutu. Öğrencinin, etütlere gelirken yolda, otobüs duraklarında, dershanede öldürdüğü zaman, otobüse verdiği para bir gider olarak, bir saatlik etütte çözdüğü 10-15 soruyu ise bir kazanç olarak düşünelim. Bu ikisinde kar-zarar hesabı yapıldığında zararın daha çok olduğu ortaya çıkacaktır. Evet, öğrenme aşamasının en büyük sorularından biri bilinçsizce uygulanan ve faydasına körü körüne inanılan aşırı etütlerdir. Etüt nedir? Etüt etmek nedir? Neden öğrenciler hep etüt alırlar? Neden dersler yetmez de üzerine bir de etüt eklenir? Ve neden etütler de çare olmaz öğrencilere? Neden onca etütlere rağmen öğrencilere bir türlü konular öğretilemez? Demek ki ortada bir yanlış var!

Etüt nedir?
Etüt; bir konuyu irdelemek, incelemek, onu taraflar açısından ele almaktır. Konuyu anlamak, o konu hakkında bir sonuca ulaşma faaliyetidir. Yani etüt; bir anlatma ve dinleme olayının gerçekleştiği “anlatanın aktif olduğu ders dinleme” hali değildir. Öncelikle bunun anlaşılması gerekir. Günümüzde uygulanan etüt ise, öğretmenin daha önce anlattığı konuyu tekrar aynı şekilde anlatması ya da yine daha önceden anlatılan konu ile ilgili etüt saati içerisinde soru çözülerek öğrenciye pekiştirilmeye çalışılmasıdır. Hâlbuki yapılan bu eylem başta kelimenin anlam karşılığına aykırı olmakla birlikte, öğretim yaşantısında öğrenci ve öğretmen için de sakıncalı bir durumdur. Öğretmen öğrenciye bir dersi ilk defa anlatırken büyük bir hevesle anlatır. Konu anlaşılmaz ise sıra etüde gelir. Öğretmen; bu konuyu zaten anlatmıştım, öğrenci de zaten dinlemiştim psikozuyla ders anlatılır ve dinlenilir. Düşük bir hevesle gerçekleşen bu faaliyetin iyi bir sonuç vermeyeceği aşikârdır. İki düşük performanstan öğrenme hadisesinin gerçekleşmeyeceği muhakkaktır. O halde bu iş yanlış uygulanmış oluyor ve bu uygulamalara etüt dememek lazım. Bu çalışmalara dense dense “tekrar dersi” denir.

Etüt, konuyu tekrar tekrar anlatma olayının üstünde bir olaydır. Peki, ne yapalım? Öğretmenler konu tekrarı yapmasınlar mı? Eğitim-öğretimde eksik bıraktığımız konu bireysel farklılıklara göre ders işlenmemesi durumudur. Sınıftaki tüm öğrencileri aynı kefeye koyup eşit şekilde yargılamak yanlıştır. Her insanın yapısı öğrenme yönünden farklılıklar arz eder. Çalışma tekniği, kavrama biçimi, yoğunlaşma zamanı ve süresi herkeste farklılıklar gösterir. Herkesin aynı tarz öğrenme tekniğine tabi tutulması sağlıklı bir yol değildir. Öğretmen dersini anlatmalı, öğrenci öğretmenini iyi bir şekilde dinlemelidir. Burada öğrenci ve öğretmen aktif rol oynar. Öğrenci eve gittiğinde asıl çalışma işte o zaman başlar ki öğrendiği konuları kendi mülkiyetine geçirme faaliyetidir bu. Anlamadığı kısımları işaretlemeli ve tekrar öğretmenine sorup konuyu öğrenmelidir. Yani öğretmenler konunun öğrencinin anlamadığı kısımlarını etüt etmelidirler. Bu hem kavramın tanımına uygun hem de öğretimin ruhuna uygun bir faaliyet olur. Peki, etüt olayının doğrusu nedir? Öncelikle etüdün kurallarına bir bakalım: -Etüt, sorunlu bir konunun, öğrenci acısından irdelenmesi, etüt edilmesidir. -Etüt, sorunlu konu üzerinde yapılan inceleme ve araştırmalarla öğrencinin anlamadığı noktaları ve bunların nedenlerinin saptanmasıdır. -Etüt, öğrencinin konulara ilişkin sorununun hangi yöntemle giderileceğinin saptanmasıdır. -Etüt, anlaşılmayan bir konunun ne kadarının önceki konulardan gelen eksikliklerden kaynaklanmadığının saptanmasıdır. Bu doğrultuda etütlerden verim alınabilmesi için; -Öğrenciler etüde gelirken etüt alacağı konuyu bilmeli. Etüt alacağı konuya ve onunla bağlantılı olan önceki konulara çalışmalı. Nerelerini ne kadar anladığını, anlamadığı kısımları bilerek etüde gelmeli. -Öğretmen de öğrencisinin, eksiklerini iyi bilmeli, dolayısıyla konuyu nasıl sunacağının hazırlığını iyi yapmalı. Dersi ilk anlattığında neleri eksik bıraktığını bilmeli ve etüdü bu eksiklikleri giderme üzerinde yoğunlaştırmalı. Bu denli bir faaliyete zaman bulamamak etüdün bilimsel yönünü değiştirmez. Aksi takdirde etüt adıyla yapılan etkinlik basit bir konu tekrarından öteye gidemez. Konu tekrarları bilenle bilmeyeni aynı kefeye koymak anlamına gelir ki öğrencinin zamanını çalmaktan başka bir işe yaramaz. -Öğrencileri bir araya getirip tümünü aynı kategoriye koyarak test çözdürmek etüt değildir.

Öğrencileri çağırıp, sınıfa sokup onlara test çözmek veya çözdürmek, çözemediklerini çözmek etüt olamaz. Bu sadece bir uygulama dersi olur. Derslerin etüdü olamaz. Konuların etüdü olur. Mesela Kimya etüdü olmaz. Gazlar, çözeltiler etüdü olur. Gazlar konusunu anlamayan öğrencilere bu etüt uygulanır. Etütlerde konu anlatılmalı. Konu üzerinde karşılıklı tartışma yapılmalı. Konuyla ilgili sorular çözülmeli. Öğrencinin konu hakkında yeterli olup olmadığı tespit edilmeli. Öğrenciler neden etüt ister? -Etüdün faydalı olduğu genel kanısına uyarak herkesin yaptığını yapmanın faydalı olacağı inancından. -Öğrencinin, öğrenmeyi “anlatılanları dinlemekten” ibaret olduğunu zannetmesinden. -Tek başına çalışmayı sevmemekten. -Zamanında çalışmayıp, konuları biriktirmesinden. -Ailesine çalışıyor görüntüsü vermek için. Sevgili anne babalar, öğrenmenin ne anlam ifade ettiğini biliniz. Çocuklarınızın uyguladığı yöntemleri takip ediniz ve yanlışlarını düzeltiniz. Bunu rehberlik servislerinden öğrenebilirsiniz. Aksi halde yanlış uygulamalardan kaybedilen zamanın telafi edilmesi mümkün değildir. Yukarıda anlatılanlara dikkat etmek gerekiyor. Öğrenciler dikkat ediniz! Aileler dikkat ediniz! Uygulamanın başında olanlar dikkat ediniz! Eğitimciler, eğitim kurumlarını işletenler bunlara dikkat ediniz! Aksi takdirde gençlerimize yazık etmiş oluruz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 142
Toplam yorum
: 42
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 846
Kayıt tarihi
: 23.06.08
 
 

1963 yılı trabzon doğumluyu. 20 yıldır kimya öğretmenliği yapmaktayım. Eğitimle ilgili konulara il..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster