Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Şubat '12

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
335
 

Fetih 1453 (dizi olsa bile) ile Muhteşem Yüzyıl’ın farkı…

Fetih 1453 (dizi olsa bile)  ile Muhteşem Yüzyıl’ın farkı…
 

En sonunda gidebildim Fetih 1453 filmine… Nasıl bulduğumdan çok tahmin ettiğimi buldum diyelim… Film ve dizileri çeken kadroların dünyaya ve tarihe bakış açısı belli… Senaristin ve yönetmenin bunu yansıtacak olayları öne çıkarması doğal bence… Elbet beklediğimi buldum bu yüzden…

Filmde İstanbul’un fethinde en önemli etkenin Hazreti Muhammed’in sözlerine bağlanması eminim çok kişiyi mutlu etmiştir… Ayrıca savaş sahnelerinin mükemmele yakın olmasını ekleyelim bu mutluluğa… Çünkü savaşı kutsayan bir nesiliz bizler… Bu gün bile savaşa gönüllü gitmek isteyen milyonlar olacağına eminim… O müthiş efektler ve müzik bu savaş sahnelerini iyi tamamlıyordu… Tüyleri diken diken olup, eminim çok gözyaşı döken olmuştur… Birçok seyirci kendini ‘’savaşın tam orta yerinde’’ duygusunu eminim tatmıştır…

Filmde bireysel kahramanlık ve bilgelik unutulmamış… Bence Ulubatlı Hasan, Fatih’ten bile daha öne çıktı…  Yabancı, mavi gözlü dilberle olan aşkı ile onun ne kadar yumuşak kalpli bir insan olduğu anlatıldı önce… Düşmanlara karşı da ne kadar uyanık ve acımasız olduğu gösterildi sonra da… Onun bire bir kavgasında özelikle konulduğu belli olan sesler ince bir düşünceydi; Türkün gücünü göstermek için…

Vatan uğruna şehit olmak arzusunun gösterilmesi ise, ‘’temel bombacılarının’’ Allâhu Ekber haykırışları arasında şehadete gitmeleri sahnesiyle tavan yaptı…  Bilgeliğe ve azıcıkta aksakallı efsanelerine inançta yerine oturtulmuş… Fatih’in tam yılgınlığa düştüğü anda Hocasının gelip her şeyi değiştirmesi güzeldi… Ancak burada Fatih’e azda olsa haksızlık yapılmış diye düşünüyorum… Üstelikte her fırsatta onun ne kadar sert olduğu gösterilmeye çalışılarak abartılmış bir durum vardı ortada…

Propaganda hiç unutulmamış ama… İsevilerin kendi aralarındaki çekişmelerden dolayı Türkleri İstanbul’da görmek istemeleri epey işlenmiş… Ayrıca Fetihten sonra Aya Sofya’da korkudan saklanan/toplanan kadın ve çocuklara Fatih’in yaptığı kısa konuşmadan sonra herkesin yüzünün gülmesi unutulacak sahne değildi…

Tüm bunları eleştirel açıdan değil filmin mantık kurgusunu anlatmak için yazdım… Ne küçümsüyorum ne de dalga geçiyorum… Bunlar zaten efsaneydi, ete kemiğe bürünmüş filmde…

Muhteşem Yüzyıl’da ise başka bir ruh var… Orada insanların iç yüzleri öne çıkarılıyor… İnsanların hırsları, güç kavgaları, sevgileri, aşkları ve zaafları ince ince işleniyor… Tarihteki önemli olayları es geçmeden elbette… Entrika tarihi mi bizim tarihimiz deyip küçümsendiğine bakmayın siz, kişiliklerin, tarih sahnesinde öne çıkarılması çok büyük açlığı doyuruyor…

Sonuç olarak iki olay farklı kulvarlarda olacak… Birbirlerine rakip olacaklarını hiç düşünmüyorum… Aksine zaten var olan iki anlayışın perdeye/beyaz cama aktarılmış hali halkımıza epey şey kazandıracak buna eminim… En azından herkes kafasındakileri görmüş olacak…

Ben insanları ve toplumu en iyi anlamanın yolunun, onların beğenilerini anlamaya çalışmak olduğuna inanıyorum. Bir de onlara doğruları göstermek/dayatmak yerine yüzlerine ayna tutulmasının daha anlamlı olduğunu düşünüyorum…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 615
Toplam yorum
: 1395
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 942
Kayıt tarihi
: 25.06.10
 
 

1959 Denizli doğumluyum.. İ.Ü. İktisat Mezunuyum.. Emekliyim ve hala çalışıyorum.. Yaşam bizden önce..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster