Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

AYFER AYTAÇ GAZETECİ YAZAR

http://blog.milliyet.com.tr/ayferaytac

05 Ekim '19

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
52
 

Fileci Teyze

İLK DEVASA OTELİMİZ VE ÖNEMSEMEDİKLERİMİZ
Dokuz yaşında, aklı başında bir kız çocuğuydum. İlkokulun üçüncü sınıfının ilk yarı yılında okuyordum. Sınıfımın en çalışkanıydım. Bu çalışkanlığımı okulumuzun karşısında bulunan Halil Hamid Kütüphanesine teneffüs aralarında gitmeme ve oradaki kitapları incelememe borçluydum.
 
Kütüphane kaçamaklarım da kütüphanenin hemen yanındaki geniş bahçe içerisinde bulunan tek katlı ahşap ev çok dikkatimi çekerdi. Bu eski evde, evi kadar mazisi bulunmasa da, orta yaşlı üstü başı tertemiz başında bembeyaz tülbent örtülü, ismini bilmediğimden 'Fileci Teyze' dediğim biri yaşıyordu. Her sabah onu bahçesinde, evinin hemen önünde yüzü güneşe dönük vaziyette, kucağında ağ ipleri yığınları, bir elinde mekikler diğer elinde çıkrık, ip eğirirken ve el çabukluğuyla file örüyorken görürdüm. 
 
Kütüphaneye girmezden önce bir süre bakardım, "çile halindeki ağ iplerini nasıl yumak haline getiriyor, sonra onları ne ara fileye dönüştürüveriyor" diye. O fileler annemle gittiğim pazar yerlerinde içleri meyve sebze dolu olarak neredeyse herkesin elinde karşıma çıkardı. Gördüğüm tüm fileleri hep o teyze örüyor sanırdım. Elindeki sanatını öğrenmeyi çok arzuluyordum.
 
Bir sonbahar sabahı okulun ilk teneffüs aralığında yine kütüphaneye gittim. Hem giderken hem de dönerken dikkatlice baktım. O yaşlı teyze kapısının önünde oturmuyordu. Bahçesi sessizliğe gömülmüştü. "Hasta mı oldu," diye telaşlanmıştım. Kapısını tıklamayı düşündüm. Baktım evinin perdeleri yoktu. Eski evin içi bomboştu. Günlerce meraklanmıştım "Ne oldu," diye.
 
Bir kaç gün sonra dozerler geldi yaşlı teyzenin evinin bulunduğu yere, gürültüleriyle adeta yeri göğü inlettiler. Öğretmenimiz "Dikkatinizi dersten ayırmayın, dışarıda sizi ilgilendiren bir durum yok". dedi gür sesiyle... 
 
Meğer o dozerler çıkardıkları gürültüyle yaşlı teyzenin evini yıkmaktalarmış. Evin yıkıldığını görmedim. O saatlerde dersteydim. Okuldan eve gidişim arka taraftan olduğundan kütüphane tarafına bir kaç gün hiç geçmedim. Dolayısıyla kütüphaneye de gitmedim. Sanırım yaşlı teyzeyi bir daha göremeyecek olmam, beni çok hüzünlendirmişti.
 
Sonraki günlerde öğretmenimiz, Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay'ın ilimize geleceğini ve bizim kendisini karşılamaya gideceğimizi söyledi. Bu sebeple hem kendimizin, hem siyah okul önlüklerimizin tertemiz ve ütülü olmasını, beyaz yakalarımızın kolalanmış olmasını istedi. Heyecanla durumu annemize yansıttık. Ve annelerimiz bizi tam öğretmenimizin istediği gibi tertemiz olarak okula gönderdi...
 
Sonra arkadaşlarla üçer kişilik sıra olduk. Ellerimize kağıttan yapılmış, küçük Türk bayrakları verildi. Hep birlikte uygun adım okulun kütüphaneye bakan kısmından çıktık. 
 
O an içim bir tuhaflaştı, gözlerim yaşardı. Çünkü bizler tüm okul olarak o yaşlı teyzenin evinin bulunduğu alana gelmiştik. Ev yıkılmaktan öte kazılmış yerine büyük bir çukur açılmıştı. Ne olduğuna anlam veremiyordum. Öğretmenimizde gözümüzün içine bakarak gülümsememizi işaret ediyordu. Gözyaşlarım kanalında dondu, ağlayamadım. 
 
Bir süre sonra etrafımız kalabalıklaştı. Koca koca insanlar çevremizi sarmıştı. 20 dakika kadar sonra alana 5. Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay geldi. Etrafımızı sarmış büyüklerimizden büyük bir alkış tufanı koptu. Biz öğrenciler toplu halde, hep bir ağızdan "Cumhurbaşkanımız sizi çok seviyoruz!" diye bağırdık. Bu cümleyi orta yaşlı hanım öğretmenimiz günler öncesinden defalarca tekrarlatarak beynimize belletmişti.
 
Birinin megafonla yaptığı uyarı neticesinde alana sessizlik hakim oldu. O anlarda, o çukur alana Cumhurbaşkanı kürekle çimento harcı attı. Yine büyük bir alkış ve ardından şehrimizin yöneticilerince konuşmalar yapıldı. Biz bu tören süresince elimizdeki ince çubuğa tutkalla yapıştırılmış Türk bayraklarını sallayıp durduk. 
 
Sonra tören sona erdi, sınıfımıza döndük. Çocuk aklımla yaşlı teyzenin o çukura atıldığı hissi uyanmıştı içimde ve tüm yöneticilere çok kızmıştım. Tören sırasında içime akıttığım gözyaşlarımı evde bolca dışa boşaltmıştım..  
 
Bu hallerimi gören babam durumumla ilgilendi. Sıkıntımı açıklama yaparak giderdi. "Kızım o alana büyük bir şehir oteli yapılacak. Senin yaşlı teyze dediğinde razı edilip orayı belediyeye satmış, arsa parası karşılığı belediye kendisini huzurevine yerleştirmiş. Artık orada yalnız kalmayacak ve kendisine iyi bakılacakmış" dedi. 
 
Babamın söylediklerinden ikna oldum. "Teyze bundan sonra yalnız kalmayacak ve çok parasıyla rahat edecek" denilmesine sevindim bile. Kaldığı yerde de file örer miydi acaba? Kim, nasıl razı etmişti onu? Tatlı dile mi kanmıştı, yoksa giderek yaşlanışına ve yalnızlık korkusuna mı kapılmıştı?
 
Günlerce düşündüm. Fakat çocuk aklımla bu sorulara bir cevap bulamadım. Belki de bir daha hiç file örmeyecekti. Zaten sonrasında gözlerimde bir daha kimseyi file örerken görmeyecekti...
 
Bizim sınıf okuldan mezun olmadan koca bina tamamlandı. İnşaat süresince ben kütüphaneye gidememiştim. Alanın etrafı tahta perde geriliydi. Bu yüzden değilde, annemin bana sıkı sıkıya tembihlediği bir sözden dolayı o tarafa bir daha hiç geçememiştim. Annem demişti ki: "Sakın şaşkınlık edip inşaat alanına geçme, orada başka yerlerden gelme çok işçi çalışıyor. Seni kaçırırlar da bir daha izini bulamayız, Allah korusun." 
 
Bu söz içimi ürpertmişti. Annem bir ikazda bulunacağı zaman hep korkutucu cümlelerle konuşurdu. Beynime yerleşen annemin kaygılı konuşması işe yaramıştı. Bir daha kitap okuma aşkına da olsa okulun kütüphaneye bakan cephesine hiç dolanmadım.
 
Bir yıl içinde çok katlı bina kendini gösterdi. Tam yedi katlıydı. Yapı tarzıyla şehrimdeki bir ilkti, iki katlı ahşap evler arasında eniyle boyuyla, beton birikimiyle dev gibi duruyordu. Kocaman pencereleri vardı. Bu pencerelere camlar takıldıktan sonra, güneşin yansımasıyla camlar ayna gibi görünüyordu. Yedi katlı geniş binanın alt katına iki sıra dükkanlar yapılmıştı. Zemini mermer döşeli bu alt kat koridorun hem bizim okula bakan kapısı bulunuyordu. Hem de Kaymakkapı dediğimiz meydana bakan ana kapısı vardı. Bu yöndeki kapının yanında otele giriş kapısı da bulunuyordu. Dönmeli büyük kapıdan geçmek için can atardım. Lakin annemin uyarıcı sesi, nefsimi frenlerdi. Arzuma ulaşamazdım. Arkadaşlarımın kapı aralarından dönerek geçerek gülmelerine imrenerek bakardım. Bir süre sonra onlarda geçemediler, zira otelin açılış vakti gelmişti ve yasak kondu. 
 
Koca koca adamlar otelin kapısı önünde toplandılar. Kapısına önceden birilerince bağlanmış kırmızı ipek kurdelayı hep birlikte makası tutarak kestiler. Makası asıl tutanın kim olduğunu göremedik, eller birbiri üzerine binmiş gibi duruyordu. Şehrin valisi yaptığı konuşmada; belediyenin yaptırdığı bu otelle birlikte şehirde bulunan tek tük hanın da tarihe gömüleceğini, şehrimize yurt dışından turistlerin geleceğini ve sayelerinde daha modernleşeceğimizi söylüyordu. 
 
Turist ne demek, henüz bilmediğimiz yaşlardaydık. Bu konuşmalar yapılırken biz öğrencilerde sıkıldığımızdan otelin alt katında bulunan dükkanlar arasında koşuşturmaya başlamıştık... 
 
Sonraki günlerde otelin yan tarafından girilen alt kısmında iki katlı mermer salonlu bir bölüm daha bulmuştuk. Buranın ilimiz için çok büyük bir iş merkezi olduğunu duymuştuk. Otelle birlikte bu alanın mülkiyeti belediyeye aitmiş, işletmesini kiralayan kişiler yapacakmış. 
 
Şehirde yaşayan halk çok meraklıydı. Ve otelin her bir yanını her gün herkes gelip inceliyorlardı. Köylerden ürün getirip pazarda satış yapanlar bile oteli ve çevresini görmeden şehirden ayrılmıyordu. Öyle ki zaman içinde üretici köylüler, ürünlerinin satış yapma işlerini otelin çevresine dizilerek sürdürmeye başladılar.
 
Otelin alt kısmındaki iş merkezinde her saat yoğunluk görmek mümkündü.Tavandan tabana büyük vitrinleri bulunan dükkanlarda ilk defa konfeksiyon kıyafetler satılmaya başlamıştı. Girişten çıkışa kadar binanın bu bölümünde iki taraflı onlarca dükkan vardı. Süslü vitrinlerinde hanım çizmelerin dikkat çektiği, çoklukla topuklu ayakkabıların bulunduğu, konfeksiyon kıyafetlerinin rengarenk sergilendiği bu dükkanlar şehrimin hanımlarının ilgi odağı olmasını başarmıştı.
 
Koca bina hem şehrimin çehresini değiştirmişti. Hem de şehrimde yaşayan hanımların giyim kuşam tarzlarını... 
 
İsmi 'Otel Isparta' diye anılmaya başlanan bu bina, az da olsa şehrime yabancıların gelip konaklamasını, lüks ortamda rahat zaman geçirmelerini sağlamıştı belki, ama pek çok evde aile geçimsizliklerine sebebiyet vermişti. Çünkü kadın kız otelin alt katında bulunan dükkanlarda gördükleri her şeyi ister olmuştu. Uzanamadıkları ciğer mundar olmuyordu. Dediklerini yaptırmak için eşleriyle kavga eden hanımların ve boşanmak için mahkemeye gidenlerin sayılarında artış görülmeye başlanmıştı. 
 
Gülü kadar halısıyla da namlı şehrimde hanımlar, el maharetlerini, "ellerimiz bozuluyor, güzel giysilere bu nasırlı eller uymuyor" diyerek isyankar daha nice sözlerle halı dokumaktan vazgeçmeye o günlerde başlamıştı. Alın terine, faiz o günlerde karışmıştı.
 
Halktaki bu hal otele yaramadı. Zaman içinde işletme hakkı başka ellere satıldı. Yeni gelenler önce ismini yenilediler. Modern bir ad taktılar. Sonra alttaki geçiş güzergahını ve dükkanları kapattılar. Yerine otele otopark ve büyük bir lobi yaptılar. Sonrasında çevresinde cafeler açıldı. Şehir insanı her zaman bu otelin etrafında yeni şartlarına da uyarak saçıldıkça saçıldı. 
 
Otelin getirisi kazanç olarak ne olmuştu bilmiyorum. Fakat maneviyatımıza darbesi ağır olmuştu. Fileci teyzemizle birlikte pek çok samimiyet, saflık şehrimizden uzaklaşmıştı. Senelerdir süregelen pek çok gelenekler ve değerler fileci teyze gibi huzur evine gidip yerleşmemişti. Kimseler tarafından önemsenmeyince, bir daha dönmemek adına şehrimizden kalkıp gitmişti. Yıllar geçtikçe geri dönüşleri mümkün olmadı.
 
Nasıl ki filelerin yerini naylon poşetler almıştı. Etrafımızdaki samimi dostlukların yerini de, çok yüzlülükler, hatta yüzsüzler doldurmuştu. Velhasıl benim çocuk hafızamda kaldığı kadarıyla,file örücü teyze, kendiyle ve filesiyle birlikte pek çok değerlerimizi de şehrimizden bilinmezliğe savurmuştu...
 
Ayfer AYTAÇ
ayferaytac.com
 
NAHİDE ÇELEBİ, ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Ayfer hanım! Nerede o güzel günler, çok güzel anılar maalesef geride kaldılar.Selam sevgiler sağlıklı mutlu günler.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 05.10.2019 15:48
Cevap :
Günaydın sevgili Nahide öğretmenim, nasılsınız. Değerli yorumunuza çok teşekkür ederim. Güzel günler dileğimle kucak dolusu selam ve sevgiler.  06.10.2019 9:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 421
Toplam yorum
: 205
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 155
Kayıt tarihi
: 08.12.14
 
 

Gazeteci-yazar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster