Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Eylül '08

 
Kategori
Arkeoloji
Okunma Sayısı
8186
 

Frigya'da hayat

Frigya'da hayat
 

Frigler Anadolu’ya ilk geldiklerinde eski Yunan dinine inanıyorlardı. Tapındıkları ilk olarak Zeus'tu. Bunun yanında savaşı yöneten Apolyon, güneşe ve aya hakim med, güzellik ve aşkı yöneten Afrodit, eğlenceyi ve müziği sunan ise Pandır. Yunan dini basit nesnel etkinlikti. Bunlar ölümsüzdü, yaşlanmazdı ama gözlerine giren toplumlarla şahsen ilgilenir, onları sahiplenirlerdi. Onlar normal olarak insanoğluna iyilik yaparlardı. İnsanlar da buna karşılık onlara tapınır ve adaklarda bulunurlardı.

Friglerin kendi getirdikleri inanışlarını tamamen yitirmediğindende bahsedebiliriz. Ünlü kral Midasın Apolyon tapınağına gönderdiği fil dişinden yapılmış taht bu inanışın bir sonucu olarak görulur.

Fakat Frigler Anadolu'nun inanışı içinde bulunan bereketi simgeleyen Kibele'den çok etkilenmişler.

Bu yüzden inanç iki türlü incelenir. Frig dini ilkel Anadolu ve hint Avrupalı olmak üzereiki ana bölüme ayrılır.

Zaten anadoluya gelen yunan krallıklarının hümanizmleştirme istedikleri bir taraftan, kibele inanışı bir taraftan roma döneminde de etkisini sürdürür. Ve Bizanslılar zamanında tarihe karışır.

Frigler Kibele yi öylesine benimsemişlerdi ki tüm devlet ve ülkelerini Pessinus Kibelesinin mülkü saydılar. Frigya Lidya krallığını egemenliğine girdiği halde Kibeleye sahip çıktılar. Bu dönemde ve bunu izleyen zamanlarda Frigler bu dini köyden köye, kasabadan kasabaya giden misyonerler aracılığı ile Anadolu da yaydılar.

Frig ırmaklarının doğduğu çıplak kayalıklar üzerine Kibele ram tapınma yerleri yaptılar. 22-25 mart arası onlar için Kibele nin tekrar uyandığı zaman olduğu için büyük bir bayram yaparlardı.

Bunu haricinde günlük hayatta Frigler daha çok çiftçilik ve tarımla uğraşırlardı.Onlara göre bereket simgeleyen Kibele onların ülkesini zenginleştiriyordu.

Yerleşim bölgeleri ulaşım ve ticaret bakımından Ege ve ön Asya ülkeleri arasında bir düğüm noktası oluşturmaktaydı.

Ünlü kral Midas’ın devrinde ticaret önem kazanmıştı. Çünkü kral batı ve doğu ile barış yaparak ülkesinin güvenliğini sağlamıştı. Doğudan batıya doğru gelen ticaret yolunun Urartur’dan, barbar ve sadece askeri gücü kuvvetli olan Asurların eline geçmesi kervanların güvenliği açısından tehlikeliydi.

Çünkü kuzey Suriye limanlarında, kuzey batı İran, doğu ve iç Anadolu, ve belkide Kafkasya mallarının batıya dış satımı yapılamaz duruma geldiğinde batı dünyası ile ticarette Anadolu kervan yollarının büyük bir önem kazanması ve bu yolunda güvenli Midas ülkesi sınırları içinden geçmesinden dolayı ticaret büyük önem kazanmıştır. Özellikle Gordion, Mikedionve Pessinus gibi frig kentleri bu durumdan nasibini almıştır.

Ticaret değiş tokuş sistemine dayalıydı. Urartu’ya da total kökenli tunç eserlerin Kızılırmağın batısına geldiği gibi, frig kökenli maden eserlere batı anadoluda, doğu anadoluda ve hatta yunanistanda yapılan kazılarda rastlanılmış olması bu ticaret sisteminin ve yolun sonudur. Yunan eserleride aynı yolla frigyaya gelmiştir. Örneğin MÖ 700 yıllarına ait yunan kiremitleri Gordion kazılarında ele geçmesi gibi.

Bu yol Persler döneminde düzenlenerek güven altına alınmış ve pers satraplarının ulaşımı için kullanılan ünlü kral yolunun oluşmasından sonra daha da bir önem kazanarak bu yol üzerindeki frig kentlerinin daha da zenginleşmesine neden olmuştur.

Ayrıca frig ülkesi maden açısından da zengindi. Bölgede bulunan sepiyolit(lületaşı) kralların taçlarını süslemede kullanıldığı gibi işlemesi kolay bir taştı. Bunun haricinde kristal, oniks ve mika frigyada boldu. Ve ayrıca ülkenin tunç işleride boldu.

Maden işçiliğinde usta olan Frigyalı ustaların yaptığı faile kaseler ve tunç kazanlar Yunanistan’da ve Asur da çok tutuluyordu. Makara kulplu tunç Frig kaseleri batı Anadolu İon kentlerinde Anadolu’da Kibele ye yapılan sıvı odaklarında kullanılan orta bölümü kararık kaplardı. Friglerin maden işçiliğini daha çok Hititlerden öğrenip geliştirdiğini belirtebiliriz. Maden ustaları madeni eritip kalıba dökmeyi, kaplamayı ve lehimi çekiçle işlemeyi ve döverek şekillendirmeyi hatta mine işlerini bile biliyorlardı.

Ayrıca Frig ülkeleri tekstil alanında da çok ileriye gitmişlerdi. Altın simle kumaş üzerine nakış işlemeler oldukça tutulan ve pahalı eserlerdi ve çok kıymetliydi. Halktan çok asil sınıfa özgü kişiler kullanırlardı. Efeslilerin bulduğu ipek bir zaman bu kumaşla bir tutulmuştu. Ayrıca antik dünyanın sevilen malları arasında frig kilimlerinin bulunması onların dokumacılık alanında da ileri olduğunu gösterir.

Frig işleri hala günümüzde kilim desenlerinde kullanılmaktadır.

Bunu sebebi de Friglerin bir başka geçim kaynağının hayvancılık olmasıydı. Anadolu koyunlarının yünü çok kaliteliydi. Bugün bile Ankara keçisinin yünü dünyanın en ünlü yünüdür.

Ayrıca Frigya ülkesi geniş ormanlıkların olduğu bir yerdi. Bu gün Ankara-Eskişehir karayolunda ağaçları sayarak gidebilirsiniz. neredeyse. çünkü yok denecek kadar azdır. Fakat o günlerde Anadolu ormanları ve vahşi hayvanların bulunduğu geniş ormanlık bir alandı bu bozkırlar.

Dünden bugüne Frig ülkesinin ormanlık alanı sadece Midas yazılı kaya civarı kalmıştır.

Ağaçları Frigyalılar mı bitirmiş biz mi tükettik yoksa Anadolu’yu yağmalayan ulusların çıkardığı yangınlarda mı kül oldu bilemeyiz.

Frigler de ağaç bol olduğu için elde edilen keresteden ev ve mezar yapımında yararlandılar. Ayrıca mobilyacılıkta o zamanlar çok gelişmişti. Çivi kullanmadan keresteleri oyarak birbirine geçirerek koltuk ve masa yapımını Frigler bulmuşlardı. Ayrıca yapılan mobilyaların işletmesini de ustaca yapıyorlardı.

Ayrıca Hellenile ünlü Truva savaş atları ve onların yetiştirilmesiyle ünlüyken Friglerin yetiştirdiği savaş atlarının dünyada eş ve benzeri yoktu. Yunanlılar Frigler’den bahsederken “at yetiştiren soylular” derlerdi.

Belkide bukuzeyli yöneticiler orada bulunan daha önceki Anadolu’nun yerli halkın kültürüne esaslı bir katkıda bulunmuşlardı. Bu gün ise belki savaş atı yetiştirilmiyor. Ama bugün Eskişehir çifteler ilçesi yarış atları ile ünlüdür.

Efsanelere konu olan çoğu müzik aletinin bulucusu yine Frigler dir. Hayvan masallarını da ilk olarak Frigyalı anne-babalar uyku saatlerinde çocuklarına anlatmışlar.Aslanın da Kibele’nin koruyucusu olduğuna inanmışlar ve bunu yaptıkları eserlerde günümüzde dahi görmekteyiz.

Friglerin hemen hemen hepsi sanatçı ruhlu kişilerdi. Özellikle de Anadolu’nun esk ihalkından (büyük olasılıkla Hititler) öğrendiklerini kendi ülkelerinden getirdiklerini rahatlıkla harmanlayıp yeni oluşumlar meydana getirebiliyorlardı. Kurulan seramik atölyelerinde, madeni kapları taklit eden siyah kül renkli vazoları önce Anadolu’dan öğrendiler sonra ise açık zemin üzerine koyu renkli parlak bir boya veya iki renkli boya ile yapılmış geometrik süsler taşıyan nakışlı seramik kaplarını geliştirdiler. Evlerin boyalı kabartmaları çatı ve dış cephelerin bazı kısımlarında süslü toprak levhalar kullandılar. Bu tür seramik türüne Kapadokya ve doğu Anadolu’da da rastlanılmıştır. Böylece Friglerin İon, Kapadokya Urartu ve Hitit seramik sanatını harmanlamış olduklarını görebiliriz.

Friglerin bu sanat ruhları mimariye yansımıştır.

MS 1.yy da yaşamış olan Romalı mimarlık tarihçisi Vitruvius o günleri şöyle anlatabilirdi:

Frigler evlerine ağaç kütükleri üzerine inşa ederlerdi. Ve üzerini saz ve çamurla kaplarlardı. Sanatçı olan Frig evlerinin tabanları çakıl taşlarından yapılmış mozaiklerle kaplıydı. Bu mozaiklere sarayda ve kamu binalarında da rastlamak mümkündü. Özellikle başkent Gordion da ki kral evlerinin zemini ise beyaz üzerine koyu kırmızı ve koyu mavi renkli çakıl taşlarından oluşmuş geometrik motiflerdir. Mozaikle ilgili mimarlık alanında ilk çalışanlar yine Frigyalı ustalardır. Buradan diğer Anadolu kentlerine ilham olmuştur. Saray megaron(uzun dikdörtgen hal) tipindedir. Kral ailesinin kaldığı evin büyüklüğü 18, 80metreX30, 40 metre kadardır. İki sıra ahşap direk yardımıyla 3 sahaya ayrılır.

Gordion şehri güçlü kale surlarıyla korunuyordu. Frigya barışçıl bir ulustu ama her şeye karşın kuvvetli bir askeri gücü vardı. Kale surları üzerinde her zaman nöbet tutarlardı.

Sarayın ve evlerin arka kısımlarında özellikle büyük bahçeler vardı. Bu bahçelerde mayı sayında yetişen güllerin kokusu insanı kendinden geçirirdi. Ayrıca bahçelerin içinde bağların da olduğunu söyleyebiliriz. Eylül ayı geldi mi nefis üzümlere doyum olmazdı.

Gordiondaki sarayın o zamanki muhteşem görüntüsünü unutamam. Kale güçlü surlardanyapılmıştı. Surun taş kağısı 10 metre yüksekliğindedir. Kapıdan girince saraykalenin doğu kısmında yer alır. Sarayın yanında saraya mensup insanların yaşadığı evler vardır. Bu yapılardan boydan boya kör bir duvarla ayrılan batı kemsinde ise karşılıklı geniş bir caddeye bakan birbirine yapışık megoron planlı yapı dizileri vardır. Çoğunun salonunda merkezi ocakların yer aldığı yapılar mutfak ve dokuma atölyesi olarak kullanılmıştı. Ocaksız olan iki yapı ise hazine odası ve erzak odası olabilir. Bu yapı gurubunun tümü 11, 5x21metreboyutlarında ve her üniteden 25 kişiden 300e kadar kadın görevli çalışırdı.

Evlerin çatıları düzdü, bazılarında ise semerden damlıdır. Üzerleri yine sazlarla örtülüdür. Kapıları ise ahşap oymalı ve her evin dış cephesinde kendine özgü pişmiş toprak geometrik bezekli levhalarla süslenmiştir.

Mimarlıktaion sanatının ön planda tutarak, Anadolu mimarisiyle harmanlamışlardı.

Ne yazık ki barbar ve savaşçı yıkıcı ve yağmacı olan kimmer halkı doğudan gelip önce akia sonra da gordionu yakıp yıkmayı becermişlerdi sadece. Geride ne o gül kokularıne de süslemeli kapılar kaldı. Frigya halkı yine de yılmadı. Kaçabilen frig halkı ve kralları kayaları işlenmesi kolay olan Midas kentine sığındılar.Burası zaten onların ilk yurtlarıydı. Burada komşuları Urartulardan öğrendikleri kaya işleme sanatını geliştirdiler. Hatta madenden yaptıkları kaya işleme aletlerini ve ilk friz aletini yine ilk kullanan Friglerdi. Kayalari çinde hücreler odalar koridorlar yüksek kademeli merdivenler ve sığınaklar yapılmıştı. Bunların girişleri yine geometrik desenlerle süslenmişti.

Frig mimarı örneklerini tüm Frigya devletinin geniş sınırları içinde rastlıyoruz. Pazarlıda düver de (burdur) vs. ayrıca aynı türlü mimari tarzını lidyanın başkenti sardeste rastladım.

Friglerde ölü gömme törenleri 2 türlü işlenirdi. Ya kayalara oyulmuş mezarlara ya da tümülüslere gömerlerdi. Halkın bir kısmı ise basit toprak mezarlara gömülürdü.Tümülüslere gordionda rastlıyoruz. Heybetiyle koni şeklinde 100 tane kadar düzgün şekilde tepecikler. Bunların kraliyet ailesinden kişilere ait olduğundan bahsedilir. Ve nitekim bir tanesinde ünlü kral midasın tümülüsüdür. Sakarya vadisine çekilen halkta ise krallar kayalar içine yapılmış mezar odalarına gömülürlerdi.

Tümülüs olayını MÖ 1800-1500 yıllarından beri bilinmekte ve Arnavutluk ve Makedonya da soylu kişileri tümülüsleri vardır.

Önceleri tümülüsler içine konan ölüler yakılmadan ahşap sedirler üzerine yatırılırdı.Sonraları ise MÖ 7. yy dan itibaren ise yakılmaya başlandı. Tümülüslerin yüksekliği ise gömülen kişinin önemine göre 2-3 ile 60-70m arasında değişir.

Boğazköy de ise halk ölüleri yakıp küllerini küpler içine koyup gömmüşlerdir.

Günümüzde ise yapılan arkeolojik kazılarda boğaz köyde çocuk mezarı olarak kullanılan birvazo bulunmuştur. Ankara da ise yakılmış ölülerin küpler içinde gömüldüğü kent dışı mezarlarda bulunmuştur. Bu da bugünkü Ankara ulusta bulunan Frig kentinde yaşayan farklı halk sınıflarının varlığını gösterir.

Seyitgazi de ise battal gazi türbesine tırmanan yolun sol tarafında kaya içine oyulmuş biraile mezarlığı bulunmuş ve koruma altına alınmaya çalışılmış fakat altın bulacağını zanneden bazı kişilerce büyük tahribata uğratılmıştır. Frigyadaki günlük hayatta frigce konuşuluyordu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 4114
Kayıt tarihi
: 06.12.07
 
 

74 Eskişehir doğumluyum, Eskişehir'de yaşıyorum. Eskişehir Anadolu Lisesinde kimya öğretmeni olarak ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster