Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '07

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
936
 

Futbolda germe ve gerdirme

Futbolda germe ve gerdirme
 

Bugün, bir spor yazarımızı analiz edeceğim ancak isim vermeyeceğim. İsmine “A” diyeceğim. İsim vermememin nedeni, aslında bugünün Türkiyesi’nde birçok yazarın aynı kategoriye girmiş olması ve aynı analizle değerlendirilmesi olanağının olmasındandır. İsim verirsem, taraf okuyucular “objektif” değerlendir(e)meyecekler. Peki isim vermeden nasıl başaracağım bunu? İsim vermeyeceğim, ancak yazılarından örnekler sunmak gerekiyor. Bu sefer isim vermediğim halde yazar belli olmayacak mı? Araştıran için tabi ki belli olacak. Ama benim amacım analiz edilen bu yazarın isminin belli olmasından çok öte, okuyucunun bu yazılara isterse “B” ismini, isterlerse de “C” ismini koymaları karşısında değişen hiçbir şeyin olmadığının görülmesini sağlamaktır. Akademik bakış objektiftir ancak belge sunmak gerekir. Belgesiz ve bilgisiz objektif olunmaz. Bu yazı, birçok yazarı burada örnekleriyle ve belgeleriyle anlatmanın zorluğu ve ayrıntısı karşısında bir köşe yazısına sığmayacak ayrıntı yaratacağından tek bir yazarı isim vermeden analiz etmek amacı taşımaktadır. Analiz edilen yazarın kişilik haklarına saldırı amacı taşımadığını, zaten akademik bakış sahibi biri olmam nedeniyle okuyucular tarafından bu konunun hiç düşünülmeyeceğini biliyorum. Ola ki böyle düşünüldü, o zaman böyle düşünenler zaten taraftır ve bu analiz edeceğim yazar gibi bugünün Türkiyesi’nde bulunan birçok yazarın yetiştirdiği ve taraf yaptığı okuyuculardandır. Bunlara bir şey diyemem, bizim sıkıntımız zaten analiz etmeye çalıştığımız bu taraf yazarlardır. Ama tek sorumlu yazarlar da değildir bugünün gerilen futbol taraftarlarını yaratan, bunu özellikle belirtmeliyim. Söylemleriyle, yazılarıyla, bugünün gerilen kulüp taraftarlığını yaratan spor yazarlarıyla beraber, kulüplerin taraf yöneticileridir. Çok gerilere ve arşivlere gitmeye de gerek yok, son bir ay içinde yazılan yazılardan örnekler vermek yetecektir. Hem de birkaç tane. Yazı örneklerini çoğaltmaya bile gerek yok. Yazıların çoğalması, içeriğinin aynı olması nedeniyle, satır sayısının artmasından başka hiçbir işe yaramayacaktır. Belgeyi çoğaltmak da anlamsızdır. Bu kadar ayrıntı belge ancak Üniversitelerde lisans üstü çalışmalarda tez olursa gereklidir, bu yazıya gereksizdir.

“A” yazarını dün akşam bir televizyonda spor taraftarlarının gerilmemelerini ve sakin olmalarını öğütlerken izleyince şaşırdım. Bu gerilmeye kendileri de katkı yapmıyorlar mı acaba diye düşünürken, son bir ay içinde yazdığı yazılara şöyle bir baktım.

16.04.2007 günlü yazısını 15.04.2007 günü oynanan Fenerbahçe-Vestel Manisaspor (0-0) maçından sonra yazmış: “Fenerbahçeye penaltı çalınmaz kuralı da devam ediyordu. Tuncay’ın gol vuruşu yapacağı sırada Uğur’un yaptığı hamleyle ıska geçmesinin karşılığı penaltı olmalıydı”. Fenerbahçeye penaltı verilmiyor kampanyası ve söylemi tüm yazarlarda olduğu gibi aynen devam ediyor. Taraftarları penaltı verilmediğinden hareketle “germe” devam ediyor.

21.04.2007 günlü yazısını 20.04.2007 günü oynanan Gaziantepspor-Fenerbahçe (0-2) maçından sonra yazmış: “Tam bir yıl sonra gelen penaltı kararı ile Fenerbahçe gole kavuştu. Hem de bu kararı yönettiği maçlarda penaltı noktasını hiç göstermemiş Kamil Abitoğlu verdi. İki taraf için de anlamlı (!) bir andı”. Penaltı verilmeme kampanyası ve söylemi devam ediyor, ancak bu sefer penaltı verilince “anlamlı” oluyor. Bundan sonraki maçlarda penaltı verilmezse, gayet doğaldır. Çünkü zaten Fenerbahçeye penaltı verilmiyordu, bir defa verilerek penaltı vermemeye ara verildi ama şimdi yine aynı uygulama devam ediyor görüşü yayılıyor.

25.04.2007 günlü yazısını 21.04.2007 günü oynanan Beşiktaş-Antalyaspor (1-0) maçından sonra yazmış: “Fenerbahçe'nin Turkcell Super Lig'de son bir yılda hiç penaltı kazanamamasında, Başkan Aziz Yıldırım ile Federasyon başkanı Haluk Ulusoy arasındaki kişisel mücadelenin rolü olduğu belirtiliyor…. Sezon sonuna daha beş hafta var. ‘Fenerbahçe büyük ihtimalle şampiyon olacak’. Ve bu şampiyonluk Fenerbahçelileri tatmin etmeyecek. Eğer aksi olursa ve bu fatura Ulusoy ile ekibine kesilirse, göreceksiniz Aziz Yıldırım görev döneminin en güçlü haziran ayını yaşayacaktır. Bu nedenle ‘planlamacılar’ bunu iyi bilsinler; bu kulüpten kelle çıkartamazlar”. Beşiktaş maçı anlatılırken, söz dönüp dolaşıp Fenerbahçeye geliyor. Fenerbahçe içinde de Başkan Aziz Yıldırım’ın görevi bırakmasını isteyen ve kulübe zarar verdiğini söyleyen gruplardan bahsediliyor. Yargı kesin: Fenerbahçeye kesin şampiyonluk var. Hatta aksi olursa kılıf şimdiden hazır. Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’la sürekli kavga halinde olan Başkan Aziz Yıldırım’ın, Fenerbahçeyi sözde şampiyon yapmayan nasıl olsa Ulusoy olduğu için, Fenerbahçeden kellesi alınamazmış, daha da güçlenirmiş. Penaltı sorunu yine gündemde sıcak tutulmaya devam ediyor. Penaltı verilmemesi, Haluk Ulusoy’la arasındaski kişisel mücadeleden kaynaklanıyormuş. Son yirmi yıl içinde, futbolun endüstrileşmesinden sonra toplumda futbola ilginin artmasıyla beraber gündemde olan “futbol ve onun federasyonu”nda hiç mi sevilen, iyi geçinilen veya Fenerbahçe düşmanı olmayan bir federasyon yoktur? Hepsi mi kötüdür, hepsi mi Fenerbahçe düşmanıdır? Neden, niye böyledir? Yazarlar bunları sorgulamış mıdır? Sorgulamaları varsa, çözümü nedir? Bu soruların hiçbir yanıtı yoktur. Yanıtı olsa, yazarlar tarafından sürekli gündemde tutulan veya olduğu varsayılan Fenerbahçe-Federasyon arasındaki kavganın bir nedeni veya çözümü hiç düşünülmüyor.

27.04.2007 günlü yazısını 26.04.2007 günü oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş (1-1) Fortis Türkiye Kupası yarı final ikinci karşılaşmasından sonra yazmış [İlk maç Beşiktaş-Fenerbahçe (1-0) 11.04.2007]: “100. yılında F.Bahçe'nin çift kupa rüyası bitti. Hem kendi teknik direktörlerini, hem beceriksizliklerini, hem de sahadaki hakemi yenemediler. Bu şartlarda, sonuç da pek sürpriz değil. Beşiktaş'a ilk hediyeyi verdiler. Kimden kısmını siz doldurun. Hakem Selçuk Dereli, Baki'nin Tuncay'a üst üste yaptığı faullere rağmen kart için 69 dakika bekledi. Hele bariz faul golü, yardımcısının uyarısıyla iptal etmesi inanılır gibi değildi. Yine Baki ve Mehmet Sedef'in ikinci sarı kartlarını da atladı”. Bu maçta hakem sayesinde Fenerbahçe kupayı kaybediyor mesajı veriliyor. Hakemi yenememek, hele de bu maç için hiç sürpriz değil diyerek, taraftara kupa kaybının bu hakemlerle normal olduğu duyuruluyor.

06.05.2007 günlü yazısını 05.05.2007 günü oynanan Beşiktaş-Fenerbahçe (0-1) futbol takımlarının maçından sonra yazmış: “Demek ki; herkes yenilebilirmiş. Demek ki; hakemler önemli değilmiş. Demek ki; hediyecilerin gücü de bir yere kadarmış… Fenerbahçe dün sadece Beşiktaş’ı yenmedi. Lig boyunca peşinde dolaşan çelmecileri de geride bıraktı, iyi kimdir tartışmalarını da…”. Fenerbahçe galip gelince, daha önceden hediye dağıtanlar artık dağıtmamaya başlamışlar demeye getiriyor. Artık diğer takımlara verilen hediyeler kesilmiş. Ne zaman? Fenerbahçe galip gelince. Peki galip gelmeseydi? Diğer takımlara hediye veriliyordu. Galip gelince hakemler de artık önemli olmuyor, galip gelinmediğinde önemli oluyor. Çünkü çelmeciler var. Kimdir çelmeciler? Başta Federasyon ve O’nun denetiminde veya etkisinde olan hakemler. “Germe” devam ediyor.

07.05.2007 günlü yazısını 05.05.2007 günü oynanan Beşiktaş-Fenerbahçe (0-1) futbol takımlarının maçından sonra yazmış: “İnönü’deki sonuç bize ensesi kalın kurt (Fenerbahçe) ile üçüncü zıplayışını yapamayan ‘çekirgenin’ hikayesini gösterdi. Maçı Fenerbahçe kazandı. Çünkü geçmiş haftalarda iyi oynamasına rağmen kaybediyor, kaybettiriliyordu”. Kaybettirilmek sözcüğü, ne kadar objektiftir? Hakemlerin veya başka lobilerin varlığını savunmak, taraftar gözünde nasıl bir etki bırakır? Fenerbahçe iyi oynamasına rağmen kaybediyor ve kaybettiriliyor açıklaması, taraftarı halen şarjörü sürülmüş ve emniyeti açık tabanca halinde tutmak değildir de nedir? Fazla yorum yapmıyorum.

Bir “A” yazarının yaklaşık bir ay içinde yazdığı toplam altı yazısından örnekler sundum. Şimdi hep beraber soralım ve düşünelim:

Taraftarın gerilmesi tek başına mı oluyor? Etkenler nelerdir? Ortadan kaldırmak için çözümler nelerdir, hiç düşündük mü? Düşündüysek uygulayabildik mi? Bunları düşünüp çözüm üretebildiğimiz zaman objektif taraftarız, kabul etmediğimiz zaman, iflah olmaz taraftarız demektir. Herkese hayırlı olsun.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 135
Toplam yorum
: 180
Toplam mesaj
: 27
Ort. okunma sayısı
: 1206
Kayıt tarihi
: 11.10.06
 
 

Ankara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Öğretim Üyesi. Spor Sosyolojisi, Popüler Kültü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster