Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '06

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
273
 

Gecikmiş bir babalar günü

Gecikmiş bir babalar günü
 

Baba... Hani küçükken oyun oynarken çok sakardım. Hep düşerdim. Hep dizlerim kanardı. Ve sen beni yanına çağırırdın ağlarken üflerdin dizimdeki yaraya tüm sabrınla... Sonunda kabuk tutardı yaram. Acım geçmezdi belki ama senin nefesin, senin benimle ilgilenmen... Sen yoksun şimdi. Tam şuram acıyor baba. Göğsümün tam ortasında, hafif sola doğru olan kısım. Sen gittiğinden beri acıyor, geçmiyor bir türlü. Senin nefesin gerekiyor kabuk bağlaması için. Sen gittiğinden beri kabuk bağlamıyor bu yaram. Bir an için burda olsan sıcak nefesinle...

Baba... Babam... Cep telefonlarını görmedin, benimle internete girmedin. Yetişemedin. Modern çağın teknolojisini değil hastalıklarını çektin aldın ciğerlerine... Evleneli daha 15 gün bile olmadan, hani balayından dönüp karşılıklı bir iki cümle konuşamadan. Nasıl gittiğini sana anlatamadan... Nasıl idare ettin bu kadar şeyi baba diye soramadan... O kadar erken.

Baba... Babam... Çok zor bu hayat. Başa çıkamıyorum. Senin gibi yapamıyorum, "oluyor mu baba nasıl gidiyorum" diye soramıyorum. Hayatımın mihenk taşını kaybetmiş vaziyette sağa sola savrulup duruyorum. Daha iyi, daha kötü, daha doğru veya yanlış gibi şeylerde, 20'li yaşların oralarda senin beni bıraktığın bir yerde saçma sapan ortada kaldım.

Böyle babalar günü geldiğinde burnumun direği sızlıyor. Seni hiç ağlarken görmedim. Benim bu günlerde içine düştüğüm durumu o yüzden açıklayamıyorum. Birileri teelfon açıp babalar günümü kutluyor, sevinmiş gibi yapıyorum. Hediye alıyorum, mutlu olmuş gibi gülüyorum. Seni düşünüyorum hep. Sana vermediğim hediyeleri, söylemediğim sevgi sözcüklerini düşünüyorum. Anneler öpülür babalar öyle çok öpülmez klişesinin içinde o her daim traşlı yanağına konduramadığım öpücük geliyor aklıma... Aklıma şaşıyorum.

Ben dedemi göremedim, ama adını taşıyorum. Oğlum seni göremedi ama adını taşıyor. Ben dedemden başka ne taşıyorum bilmiyorum ama onda seni görüyorum. Öpmek istiyorum, annesini öptürdüğü gibi öptürmüyor kendini. Tam senin gibi olduğunu düşünüyorum sarılıyorum. Sıkılıyor tabii kimin torunu, kimin oğlu... Anlayamaz ki daha neden daha çok sarılmak istediğimi beş yaşında lavuk.

Zaten senin yerini tutmuyor o kısa sarılmalar. senden birşeyler var ama sen değil ki... Tam göğsümün ortası acıyor baba. Yanıyor, sızlıyor, özlüyor. Ne olduğum, ne olmaya çalıştığım, aldığım, verdiğim, kazandığım, kaybettiğim, bildiğim, unuttuğum, gördüğüm, duyduğum, güldüğüm, sevdiğim... hiçbirşey senin yerini tutmuyor. Bırak senin yerini tutmasını özlemini gidermiyor, hafifletmiyor. Hala acıyor, hala acıyor.

Gidemiyorum mezarına baba... Çok acıyor, gerçekten çok acıyor. Yapamıyorum baba. Bisiklet kullanamadığım, ben bunu yapamıyorum dediğim zaman üç saat koca bir top sahasının ortasında bisikletimin selesinden tutmuş arkamdan koşmuştun. bunu da yapamıyorum işte baba... Ya gel bana yardım et, ya bir şey söyle, ya bu yarama üfle. Hala acıyor, bir türlü kabuk bağlamıyor baba. Babam...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 69
Toplam yorum
: 134
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 9075
Kayıt tarihi
: 06.07.06
 
 

Yaklaşık 10 sene Milliyet gazetesi ve yayın grubunda çalıştıktan sonra basın ve sosyal medya danış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster