Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Haziran '11

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
133
 

Geçmiş ve gelecek

Geçenlerde Anadolu’da yapılan kazılardan birinde 4.000 yıllık bir kafatası fosili bulundu. Bilim adamları bu kafatasında çok dikkat çekici bir şey tespit ettiler. Kafatasında bir beyin ameliyatının yapılmış olduğunu… Dikkatinizi çekerim 4000 yıl önce yapılmış bir beyin ameliyatı… 


Yine bilim adamlarının tespitine göre bu ameliyatta bugünün ameliyat teknikleri bir bilen tarafından uygulanmış. 


Geçmişe yönelik bu tür haberleri duyunca insanlığın kendi geçmişi konusunda bile hala ne kadar bilgisiz olduğu ortaya çıkmıyor mu? Hani uzaya doğru çabalarla yeni arayışlar içinde olan insanlık henüz kendi geçmişini tanımakta bile ne kadar aciz değil mi? Çünkü, geçmişle ilgili nasıl yapıldığını o tarihlerdeki bilgiyle açıklayamadığımız pek çok bulgular ve tarihi kalıntılar mevcut değil mi? Keza, bulunanlarla kalınmayacak daha pek çok yeni bulgular peşinde koşmaya devam edilecek ve belki de nasıl ki uzayda kat edilen yol şaşırtıcıysa kim bilir geçmişimizle ilgili yeni bulgular da şaşırtıcı olmaya devam edecek.
Bence yeni bilgilere ve bulgulara hazır olunmalı. Onun için de dogmalardan ve önyargılardan uzak kalınmalı. Yoksa kabullenmekte zorlanırız. Eski koşullanmaların yerine yenisini koymak zordur. Oysa dünya ve evren daha bilinmedik ve bilinecek kim bilir neleri saklıyor…
İnsanlık tarihi de ne yazık bu dogmalardan çekilen ıstıraplarla doludur. Üstelik hemen her ülkede yaşanmıştır bu. Bütün bu ıstırapların kökeninde ve hatta günümüzde de devam ede gelen sıkıntıların baş sorumlusu cehalettir.
“Cahil insan kendinin bile düşmanıdır, başkasına dost olması nasıl beklenir” diyen Sokrat’ı anlatan talebesi Platon “Sokrat’ın Savunması” adlı eserde cehalete karşı tutumunu ilginç bir hikayeyle anlatır.
“ Sokrat’ın dostu Khairephon, kahine Sokrates’ten daha bilge birisinin bulunup bulunmadığını sorduğunda kahin, ondan daha bilge birisinin bulunmadığını söyler. Bu bilgiyi alan Sokrates önce şüpheye düşer, çünkü hiçbir şey bilmediğinin farkındadır. Ama tanrı yalan söylemeyeceği için kahinin sözlerinin doğruluğundan şüphe etmemek durumundadır. Böylece söz konusu kehanetin, çözülmesi gereken bir bilmece olduğunu düşünerek araştırmaya koyulur. Önce adı bilgeye çıkan politikacıya, sonra ozanlara, daha sonra da sahip oldukları Sophia ile ünlü olan ustaların ve zanaatkarların yanına gider. Onlara sorduğu sorularla, onların bilge olmadıklarını kavrar. Sokrates bunların cehaletin pençesinde kıvrandıklarını fark eder. Bu kişiler, hem bilmedikleri şeyleri bildiklerini sanmaktadırlar, hem de neleri bilmediklerinin farkında değillerdir. Oysa cehaletten daha büyük bir kötülük yoktur. Sokrates bu kişilerden farklı olarak, bilmediğini bilir; tam da bu noktada o kişilerden daha bilge olmaktadır. Yani Sokrates kendi cehaletinin farkında olmak gibi insani bilgeliğe sahiptir. Yani Sokrates kendini bilmekte ve kendini tanımaktadır. 


Sokrates, kahinin söylediği sözlerin gerçek anlamını bulmak için uyguladığı sorgulama sonunda Pythies'in ne demek istediğini anlamıştır. Onların arasında en bilge olduğu doğru bir yargıdır. Çünkü kendisi hiçbir şey bilmediğinin farkındadır. Sokrates böylece –bilmediğini bildiğini sanan- insanlarla, gerçek bilginin tek sahibi olan tanrılar arasında aracı durumundadır.”
(Kaynak; Vikiped)
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 82
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 980
Kayıt tarihi
: 24.05.11
 
 

TED Ankara Koleji ve ODTÜ Kamu Yönetimi mezunuyum. Asıl mesleğim bankacılık. Çeşitli kuruluşlarda..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster