Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ağustos '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
84
 

Görünen köyün kılavuzu…

Görünen köyün kılavuzu…
 

Fotoğrafı gördünüz mü, bilmiyorum: ABD Başkanı Obama, kellesinin arka yüzüne “tavşan kulağı” iliştiren genç kızların ortasında gülümsüyor…

İşte demokrasi…

İşte demokratik tolerans yeteneği…

Ama aynı Obama, emperyalist siyasetinin taşeronluğunu üstlenen tüm anti-demokratik yapılanmaları oluşturuyor, destekliyor ve hatta yönetiyor…

Bu bir çelişki midir?

Hayır, değildir.

Bir tanesi ABD süper marketinin vitrinidir.

Diğeri ise, dükkanın içidir, içeriğidir…

Geliyoruz… Gezi direnişine!

5 Ağustos’un Silivri’sine, İstanbul’un valisine, biber gazına, ilaçlı suyuna, tomasına, palasına, polis şiddetine, özel yetkili mahkemelerine ve Anayasal demokratik haklarını kullanmak için var gücü ile direnen gençliğe, halka ve millete…

Şöyle bir arkamıza yaslanıp, soğukkanlılıkla bu tabloyu seyrettiğimizde ne görüyoruz?

Ülkenin dış politikasını çıkmaz sokaklarla donatan bir hükümet…

“Her yer öfke, her yer düşman” yöntemi ile oluşturulan, dışarıdan kumandalı ucu açık açılım politikaları…

Ve karanfil uzatana şiddet!

“Duran” insanlara şiddet!

Şiddete şehit veren acılı ailelere şiddet!

Hep şiddet, tam şiddet!..

Peki niçin?

İşte bu sorunun yanıtına çevirelim dikkatlerimizi.

“ileri demokrasi” sloganı ile yola çıkılan “başkanlık” rejimi bugünün koşullarında artık bir hayale dönüşmüştür.

Peki, “başkanlığa” arkadan dolanarak ulaşmak acaba mümkün müdür?

Başkanlık rejimi ile ulaşılmak istenen diktatörlük ortamına, böylece ulaşmak olası mıdır?

Hükümet, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni amaçladığı hedefe engel olmayacak bir kıvama getirdiği düşüncesindedir. Dolayısıyla, 12 Eylül cuntacılarının uygulamış olduğu yöntem, acaba 2013’ün Türkiye’sinde yeniden tekrarlanabilir mi?

Yurdun her bir yanında milyonları bulan demokratik protestolara karşı sürdürülen orantısız şiddet, halkın tahammül sınırlarını zorlayacak bir noktaya doğru sistemli bir biçimde sürdürülemez mi?

Sonra bu yöntemle fırına sürülmüş olan “kaos ortamı” olağanüstü bir yönetim biçimine çağrı çıkaramaz mı?

Ve böylelikle de, demokratik bir zeminde ulaşılamayan “başkanlık” rejiminin “özel ve olağanüstü yetkileri” kendisini Sayın Başbakanımızın kucağında bulamaz mı?

Ve en önemlisi, bu otoriter nitelikteki rejim, yüzüp yüzüp kuyruğuna gelinen özerklik/ bölünme/ Diyarbakır’ın merkez yapılması… gibi bilinen hedeflere ulaşmakta büyük ve önemli kolaylıklar sağlamaz mı?

Bu yazı 4 Ağustos Pazar günü sabah saatlerinde yazılmaktadır.

Ve eğer yukarıdaki satırlara aktardığımız öngörülerin sadece dörtte/ biri doğru çıkacak olursa, 5 Ağustos 2013 günü Silivri’de yaşanacak olanlar bu stratejinin önemli bir ayağını oluşturacaktır.

Bizce görünen köyün kılavuza ihtiyacı yoktur.

farukhaksal@gmail.com

www.akceder.com

www.soruyusormak.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bence de aynen dediğiniz gibi. Yoksa o da bilir pek tabii ki, Gezi hareketi sırasında herkes gibi o da akıl ederdi tansiyonun "nasıl" yükseltilmeyeceğini. Kimse ona akılsız diyemez, aklı olmasa al takke ver külah hapisteyken başa geçebilip üstelik 11 senedir başta kalmayı beceremezdi. Milletin gözüne soka soka alenen, en aptalın bile anlayacağı türden ben yalanım diye bağıran bunca yalan, bunca ters ve olmayacak tutum ve hareketler "özellikle" yapılıyor. Demek ki tansiyonun yükseltilmesi "özellikle işine geliyor!" Ve bunu bizzat yapıyor. Memleketi bir iç savaşa "özellikle" sürüklüyor, halkı tahrik ediyor, bunun için ne mümkünse yapıyor. Halk bu oyuna gelmemeli! Selam ile...

Filiz Alev 
 05.08.2013 4:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 911
Toplam yorum
: 360
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 466
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster