Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '14

 
Kategori
Özel Günler
Okunma Sayısı
116
 

Hak hırsızlığı

Hak hırsızlığı
 

Dün akşam izlediğim dizideki bir karakter, diğerlerine 'Aslında her suç bir çeşit hırsızlıktır' diyerek, anlatmak istediğini örnekledi: "Yalan söyleyen başkasının doğruyu bilme hakkını çalmıştır. Bir adam öldüren, bir kadının eş, çocukların baba sahibi olma hakkını çalmıştır..." Bundan hareketle, ben de 'Aslında her suç bir hak yeme, her haksızlık bir suçtur' diyorum; "İnsan Hakları Günü"nden önceki gün bu yazıyı yazarken...

Bir hadis-i şerifte "Kim küçüklerimize merhamet etmez, büyüklerimizin hakkını tanımaz ise bizden değildir" deniyor. Demek ki; AKP iktidarı ve başındakiler müslüman değillerdir. Çünkü, pek çok konuda olduğu gibi, merhametsizlik ve hak yeme konusunda tarihimizdeki bütün siyasi iktidarları aşmışlar; dinde ve İslamiyet'te yeri olmayan, hatta İslam Dini'nin istemediği, hoş görmediği, günah saydığı hemen her şeyi, üstelik ellerinde bulundukları devlet yönetme "Erk"ini, devletin her türlü kaynağını ve olanağını kullanarak, "Dindarlık, müslümanlık, mazlumun hakkını koruma" kılıfına uydurmaya çalışarak yapmışlardır. Bir paragrafın başındaki hadisi okuyun, bir de Berkin Elvan'ı, Soma'da ve diğer iş cinayetlerinde yaşamını yitirenleri, işsizleri, şaibeli sınavlar nedeniyle üniversitede okuma, devlet memuru olma hakkı gaspedilenleri; üniversite mezunu, kültürlü, nitelikli, işe ve paraya herkesten çok gereksinim duyanlar varken, torpille sınavsız ve yüksek maaşlı işlere yerleştirilen "yandaş"ları düşünün. Yokluk, yoksulluk, açlık içindeki Türk Milleti için Yüce Gönüllü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptırdığı Ak Saray'ı düşünün. (Oysa Mustafa Kemal Atatürk, kıraç Orta Anadolu toprağını bayındırlaştırarak oluşturduğu kocaman orman ve tarım arazilerini, içindeki tüm bitkiler, hayvanat ve ürünleriyle halka bırakmıştı. Ama, O'nun ölümünden sonra, bıraktığı mirası, Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm özdeksel ve tinsel kazanımlarını, mirasyediler gibi har vurup harman savuranların son temsilcileri, yasaları çiğneyerek kendilerine heyula gibi bir saray dikip, 'Bunu size yaptırdık' diye haklarını yedikleri milleti bir de alaya alıyorlar! Yani, başkasının mirası üzerine konarak, emanete hıyanet ederek, milletin hakkını göstere göstere yiyorlar.) Öte yandan, haksızlıklara karşı durduğu, iktidarı eleştirdiği, yolsuzlukları ortaya çıkardığı için işsiz kalan, sürülen, hapsedilen onlarca akademisyeni, askeri, polisi, gazeteciyi, memuru düşünün... Geçmişteki falakalı, elektrikli, filistin askılı işkencelerin, faili meçhul ölümlerin yerini; sistematik ve psikolojik ağırlıklı işkence, öldürmeden etkisizleştirme yolları almıştır.

Düşünmeyi unuttuk

Özel eğitim ve sağlık hizmetlerini özendirerek, devlet okulları ve hastahaneleri kısıtlı bütçelerle kötüleştirerek, orta ve dar gelirlilerin eğitim ve sağlık haklarının gaspedilmesine ne demeli?.. Hangi birini sayayım? İşte benim okullar ilk açıldığında internette paylaştığım; geçenlerde bir tartışma programına gönderilen iletideki ironiyi anımsatayım: Ders: Din; Konu: "Dinde zorlama yoktur". Din dersini zorunlu kılmak nasıl düşünce özgürlüğü gaspıysa, belli din ve mezheplere ayrıcalık tanımak da diğerlerinin hakkını yemektir.

Zaten yıllardır televziyon programlarıyla, kalitesiz içerikli 'düşük kültür' ürünleriyle, 'açlık sınırı'nın altındaki ücretlerle, eblehleştirilmeye, pıstırılmaya çalışılan halkın, şimdi de daha küçük yaşlardan yurttaşlık bilgisi, demokrasi konulu derslerle, haklarını farkına varmasının, bilinçli yurttaşlar olarak yetişmesinin önü kesilmeye çalışılıyor. Hatta ve hatta bütün bu hak çalan uygulamalar, bir şekilde din,İslamiyet, maneviyat ile bağdaştırılarak yapılmaya çalışılıyor ki; bu gerçek İslamiyet'e, müslümanlara ve dinini tanımak, bilmek, sevmek isteyenlere yapılan en büyük kötülük. İşte ben de yazılarımda biraz da bu yüzden sure, ayet ve hadislerle, gerçek İslamiyet'le AKP ikdidarının ve başındakinin çelişen söz, davranış ve uygulamalarına örnek veriyorum; insanlar dinden müslümanlıktan soğumasın, bunlar yüzünden diye...

Yıllardır Emevi ve Muaviye dinini, yobazlığı, Müslümanlık diye yutturmaya çalışanların karşısındaki en büyük engel, Anadolu ve Türk müslümanlığının özü ve aslı olan, Tasavvuf inancı ve Aleviliğin önü tıkanmaya çalışılıyor. İnsanların özgür düşünme ve ibadet hakkı ellerinden alınmak isteniyor. İnsanların düşünerek doğruyu bulma, yolunu seçme, düşüncelerini anlatma ve başka düşünceleri öğrenme hakkı vardır. İnsanlara düşünmeyi öğreten Felsefe dersi, bu bağlamda Din dersinden de Osmanlıca'dan da çok daha önemli ve gereklidir.

Bu ülkede doğan, büyüyen, yaşayan, bu ülkenin yurttaşı olan herkesin öncelikle Kuran'ın Türkçe çevirisini, Atatürk'ün Söylev'ini, Mevlana'yı, Yunus Emre'yi, Pir Sultan Abdal'ı okuyup, sonra her kesimden önemli tarihsel, kültürel, siyasi, sanatsal kimliklerin görüşlerini, yaptıklarını, yaşadıklarını incelemeli, daha sonra da dünya çapında etkili, ses getiren devlet adamı, bilim insanı, yazar, düşünür, aydın, asker, politikacı, sanatçı (Her ırk, ulus, coğrafya, ideoloji ve cinsiyette) kimse araştırmalı, okumalıdır. Ne kadar çok okursa okusun, salt kendi çıkar ve görüşlerini besleyen bilgiyi almak ve yaymak; diğerlerini kısıtlamak da kişinin hem kendisine hem başkalarına yaptığı haksızlıktır. Burada en büyük görev aydınlara düşüyor gibi görünse de asıl sorumlu devlet adamları ve siyasilerdir. Örneğin; kulaktan dolma bilgileri, önemli tarihsel gerçeklermiş gibi kamuoyunun önünde açıklamak, salt uluslararası alanda alay konusu olmakla kalmaz, savaşların çıkmasına bile yol açabilir, mazaallah! Bunları dinleyen ve izleyenlerin bir kısmı da doğruluğuna inanabilir. Yazıktır, ayıptır, günahtır...

Seçim rüşvetleri

Geçen hafta haberlerde siyasi iktidarın genel seçimler öncesinde ağıza bir parmak bal çalmayı amaçlayan düzenlemelerine ilişkin haberler izledik okuduk: İlki annelere ayda 1000 TL. çocuk bakıcısı parası ödenerek, kadınların çalışmasının özendirilmesi; ikincisi de üniversite öğrencilerine bir kez olmak üzere, yılda 12 bin TL. Hibe burs verilmesi... Hayretler içerisinde kaldım. Zira AKP zihniyetiyle bağdaşmayan kararlar bunlar. Seçmen yaşı boşuna 18'e düşürülmemiş. Acaba, bakıcı yardımı olanağından, gerçekten çalışan, ihtiyacı olan her kesimden kadın yararlanabilecek mi?...

Ama, seçimler öncesi beni şaşırtan diğer haber ise Bursa'da şehit ve gaziler ile yakınlarına verilen TOKİ konutlarının ya da parasının istenmesi. Sanırım, iktidar 'yaptığı iyiliğe' karşın, buralardan istediği oranda oy alamadı.

Yasayla verdiği hakları, yönetmeliklerle ya da uygulamalarla geri alan, AKP iktidarının yıllardır tanık olduğumuz çoklu siyaseti (ikili bile diyemiyorum), yani tutarsızlıkları, takiyeciliği toplumun tüm kesimlerine yansıyor ve yayılıyor ne yazık ki... Kolaylıkla yalan söyleyen, artist gibi rol yapan, bir dediği ötekini tutmayan, yaptıkları söylediklerine uymayan kişiler hayatta en korktuğum insan tipidir. Kötülüğünde istikrarlı kişiler bile bunlardan iyidir; en azından sürekli tedbirli olur, önleminizi alırsınız. Bu yüzden, içi dışı bir, dobra kişileri severim, salt bu yüzden benim saygımı kazanırlar; onlar dürüst ve cesurdurlar... Ama, yalancı ve oyuncu kişiler, kendi çıkarları için başkalarının hakkını en çok ve en rahat çalanlardır. İftira ve dedikoduda sınır tanımazlar. Yasaların açıklarından yararlanır, türlü kaçış yolları bulur, minareyi çalmadan kılıfını hazırlar, olmadı hiç yasa ve hukuk tanımazlar.

"Hukuk" (haklar), "Hak" sözcüğünün çoğuludur diye daha üniversitenin ilk yıllarında öğrenmiştik. "Hakları"mızı çalan, her türlü haksızlığı yapan, haksızlıklara göz yuman, suç işlemeyi, hak yemeyi, kendine hak gören kişiler, "Hakk"a (Allah'a) da karşı gelmektedirler. Bu nedenle, hukukun işleyerek, hak çalanların cezasını tez elden bulması, haksızlığa uğrayanların hak ve itibarlarının iadesi için yalvardığım Allah'tan; kendi adalet mekanizmasını, ibret-i alem için göstermesini istiyorum. İnsanlık var oldukça başta yaşam hakkı olmak üzere, haklar çiğnenmeye, çalınmaya devam edecek; ama, haksızlık yapanlar cezasız kaldıkça, kötüler azıtacak, insanlar isyana, umutsuzluğa kapılacaklar. Yoksa, kıyamet böyle mi kopacak?

Gülçin ERŞEN – 9 Aralık 2014

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gülçin Hanım,üzülerek belirteyim,insan haklarının,özellikle de kadın hak ve özgürlüklerinin en çok hiçe sayıldığı ülkeler,bilindiği gibi İslam ülkeleri.İnsan haklarının olmazsa olmazları olan"eşitlik,özgürlük,adalet,umut,kardeşlik,vicdan,barış"ülkemizde var mı? Ne gezer;kardeşliği dillerinden düşürmüyorlar,kardeşlik yok.Bu sözcük,bende eski anlamını,sıcaklığını yitirdi.Eşitlik,özgürlük,adalet,barış,vicdan kuş oldu uçtu.Umutlar tükendi.Selam ve saygılarımla.

Hüseyin Başdoğan 
 10.12.2014 21:16
Cevap :
Hocam,karamsarız, ama umutsuz olmaya hakkımız yok. Kadınların her türlü hak, eşitlik, özgürlük kavramları açısından içinde bulunduğu, yaşadığı olumsuzluklar salt bizlere özgü değil. Tarihte - Orta Çağ Avrupası dahil - gericiliğin ve yobazlığın olduğu her coğrafyada mutlaka ve mutlaka önce kadınlar ezilmiş, yok edilmeye çalışılmış, hor görülmüş, kısıtlanmışlardır. Günümüzde, AKP dönemi öncesinde de kadını tembelliğe, ezikliğe, hazır yemeye, cehalete, süse püse, ahlaksızlığa yönelten; kısaca bilinçli ve özgür bireyler olmaktan uzaklaştırmayı hedefleyen politikalar uygulanıyor ve kadınların birçoğu bu tuzaklara düşüyor. Özünde; zaten kadın haklarını korumak, tüm insanların eşitliğini ve haklarını savunmaktan geçiyor. Saygılarımla,  14.12.2014 1:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 101
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 807
Kayıt tarihi
: 06.07.11
 
 

Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu (İletişim Fakültesi) Radyo ve Televizyon Bölümü mezun..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster