Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ağustos '16

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
613
 

Halkın iradesini kolayca çiğneyebilen, darbecilere yol veren devlet yapılanması sorgulanmalıdır

Halkın iradesini kolayca çiğneyebilen, darbecilere yol veren devlet yapılanması sorgulanmalıdır
 

Bilgi sahibi için yüktür. Eğer, ondan ihtiyaçlarına uygun yeni bir bilgi üretemiyorsa.


Bir plan içerisinde oluşan ağlar var. Dolayısıyla, siz ayrı bir Bağımsız Devlet gibi duruyorsunuz ama içeriden sizin iradenizi bağlayacak olan bir kısım mekanizmalar kurulmuş… Güvenlikle ilgili bağımlıklarınız var. Şunlar, bunlar...

Dolayısıyla size belli bir süreç içerisinde kendi kafasındaki planı hazmettirebileceğini düşünüyor ve o yüzden bu örgütlerin yanında…

Ama Türkiye, bir içeriden devlet inşası sürecini… Milli Devlet inşasını sürecini başarı ile sürdürür, dışarıda da meselelerinin arkasında kararlılıkla durmaya devam ettiği müddetçe sizin ifade ettiğiniz denklem bozulacaktır…

Şöyle bir bakın: Türkiye, jeopolitik pozisyonunu biraz değiştirme sinyali verdiğinde, Kafkasya’dan, Ortadoğu’ya bir sürü taş yerinden oynadı.

Ne oldu? 

İşte Erdoğan-Putin görüşmesinin ardından Putin Ukrayna’ya yönelik tavrını şiddetlendirdi.

Niçin?

Çünkü bu iş bir çatışmaya vs. dönerse, en temel noktalardan bir tanesi Boğazlar olacak ve Türkiye’nin çizmiş olduğu, “Ben Rusya’ya düşman olmayacağım!” pozisyonu, Putin’in elini rahatlatan pozisyon… bu masada konuşulmasa bile… Putin Türkiye ile yakınlaşma menziline girdiğinde ilk startı doğu Avrupa jeopolitiğini etkileyerek verdi…(1)

...

ABD’li Komutan ‘endişeliyim’ demişti

(Kaynak : http://www.amerikaninsesi.com/a/erdogandan-abdli-generale-haddini-bil/3440261.html

“Amerika Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral John Votel’in, Wall Street Journal gazetesinde yer alan haberde Votel’in:

-“Çok sayıda Türk liderle, bilhassa askeri liderlerle ilişkilerimiz var. Bunun ilişkilerimiz üzerindeki etkileri konusunda endişeliyim” sözlerine yer verilmişti.

-ABD’li general, Türkiye’de beraber çalıştığı isimlerin hapiste olup olmadığı sorusuna ise, ‘evet, sanırım bazıları hapiste’ yanıtını vermişti.

‘Darbecilerin yanında yer almakla’ suçladı

Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişimi gecesi saldırıların hedefindeki noktalardan biri olan Ankara Gölbaşı'nda Özel Harekat Daire Başkanlığı’nı ziyareti sırasında konuştu. Erdoğan şunları söyledi:

-"İşte bir tanesi ne yazık ki Amerika’da aynı zamanda önemli bir makamda olan general veya amiral kalkıyor, ‘İrtibat halinde olduğumuz, görüşme halinde olduğumuz üst düzey komuta kademesinde olanlardan içeri alınanlar olduğunu görüyorum, duyuyorum.' Bunu söylüyor. İnsan biraz sıkılır ya, insan biraz sıkılır. Bunun kararını vermek senin haddine mi? Sen kimsin? Bir defa haddini bileceksin, kendini bileceksin. Sen benim ülkemde yapılan bir darbe girişimine yönelik kalkıp bu darbe girişimini püskürten bu devlete teşekkür edeceğine, demokrasi adına teşekkür edeceğine, tam aksine darbecilerin yanında yer alıyorsun.’’

‘Kendinizi açığa çıkarıyorsunuz’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, darbe girişiminden sorumlu tuttuğu ABD’nin Pennsylvania eyaletinde yaşayan Fethullah Gülen’i kastederek şöyle devam etti: ‘Zaten darbeci senin ülkende, darbeciyi senin ülkende zaten besliyorsunuz, bu zaten ortada. Milletim şu anda bu tezgahın içinde olanları da biliyor ve bu tür açıklamalar bu işin arkasında kimlerin olduğunu, üst aklın kimler olduğunu da gayet iyi biliyor ve bu açıklamalarla da kendinizi açığa çıkarıyorsunuz, açığa veriyorsunuz. Türkiye bu oyunlara gelmeyecek."

**

MİSYONERLİĞİN HEDEFİ

…Hıristiyanlığın yayılmasını misyoner teşkilatlarının tek hedefi olarak gösteren sözünü ettiğimiz eserlerin bu iddialarına katılmamak elde değildir. Ama misyoner örgütleri yalnız ve sadece Hristiyanlaştırma faaliyetlerini yürüten birer dinsel kurumlar da değildir.

Özellikle sömürgecilik çağında geliştirilen ve akıllara durgunluk verecek kadar kalabalık ve maddi imkânlarla çalışan misyoner örgütleri enternasyonel hüviyetten sıyrılıp, millî birer teşkilât haline gelmiş emperyalizmin öncülüğünü yapmıştır.

Misyonerlerden kurulu birer silâhsız orduya sahip bulunan Amerikan, İngiliz, Fransız, Alman hükümetleri, yerleşip sömürmek istedikleri ülkelere silâhlı kuvvetlerinden önce misyoner örgütlerini yollamış, işgal etmeyi veya şu ya da bu şekilde elde etmeyi planladıkları memleketlerde kendi kültürlerine dost birer kültür dairesi teşekkül ettirmişlerdir.

Kaldı ki misyoner teşkilâtlarında özel görevler için yetiştirilen ajanlar, tahrikçiler, ihtilâlciler ve anarşistler bile çalışmışlardır. (2)

Türkiye’de Devlet Personel Dairesinde araştırmalar yapan AID kamu yönetimi başkanı Dr. Richard Podol’un Washington’a yolladığı rapor bu konuda ilgi çekici bir örnek niteliğindedir. Richard Podol, sözü geçen raporunda bir iktisadi yardım teşkilâtı olan AID’nın (*) kamufle edilmiş gizli hedefini açıklıyor ve şöyle diyordu:

-“10 yıldan fazla bir zamandır Türkiye’de faaliyette bulunan Amerikan Yardım Programı şimdi meyvelerini vermeye başlamıştır. Önemli mevkilerde Amerikan eğitimi görmüş bir Türk’ün bulunmadığı bir bakanlık ya da bir iktisadi devlet teşebbüsü hemen hemen kalmamıştır. Halen bulundukları kuruluşlarda ilerici kuvvet niteliğini taşıyan bu kimselerin kısa zamanda genel müdürlük ya da müsteşarlık mevkiine geçmeleri beklenir. AID bütün çabalarını bu guruba yöneltmelidir. (3)

Bir iktisadî yardım teşkilatı olan AID’nin meşgul olduğu Ülkelerde Amerikan kültürüyle yetiştirdiği ilerici kuvvete bakıp iftihar etmesi, bu gibi kimseleri o ülkelerin kilit noktalarına getirip Amerikan menfaatları için kullanmayı arzulaması ne demektir?

Ancak, böyle bir çalışmanın içinde bulunan tek teşkilât AID olmadığı gibi, tek emperyalist devlet de Birleşik Amerika değildir. İşgal edecekleri ülkeyi yoğun bir misyoner propagandasının etkisi altına almakla ün yapan İngiltere ve Fransa gibi Batı’nın iki büyük sömürgeci devleti, müstemlekelerinden çekilirken bile devletin yönetimini din değiştirmiş birine teslim ederek millî çıkarlarının devamını sağlamakta, halk bu oyuna gelmeyince de O lider ya Senegal’in ilk Başbakanı Muhammed i Ziya gibi hükümet darbesiyle görevinden uzaklaştırılmakta, ya da Patris Lumumba gibi bir kurşuna satılmaktadır. (4)

Robert Koleji kurucularından Amerikalı:  “Dr. S. Hamlin Müslümanlık nereden İstanbul’a girmişse Hristiyanlığın da oradan İstanbul’a girmesi için Rumeli Hisarı’nın en yüksek kulesi üzerinde bir Kolej açmak istiyordu…

Amerikan Bord ajanları Kırım Harbi sırasında “Türklere yardım etmek bahanesiyle İstanbul’a gelmiş ve Bebek’de bir evi karargâh haline getirmişlerdi. Dr. Hamlin bu evde Bulgar gençlerini avlamaya çalışırken okulun açılması ‘için gereken hazırlığı da yapıyordu.

Kolej, ilk olarak Ermenek Kesiş Okulu’nun bir dairesinde ihtilâlci öğretime başladı. Okulun bütün masraflarını Fransız Yahudilerinden, meşhur ‘ Roşild ailesine mensup Christopher Rinlender –Robert üzerine almıştı. Robert 1878’de ölürken servetinin beşte birinin koleje verilmesini vasiyet etmiş, böylece 400 bin dolarlık bir servete kavuşan okul idarecileri bugünkü Robert Kolej’in dev binalarını yaptırmışlardı. 1878’e kadar Amerikan Koleji adıyla anılan okulun ismi ise bu tarihten sonra Robert Kolej’e çevrilmişti. (5)

Ne anlatmak istedik?

Yeni Devlet'imizin kuruluşunda ihtimaldir ki çok sayıda (üstelikte İşgalci) ülkeden danışman desteği alınmıştır. Elbette Onlardan önerdikleri yasaların yanında, devlet yapılanmasının çatısının oluşturulmasında alınan görüşlerde olmalıdır.

Milletimiz, girişimci ve ataktır. Buna rağmen, 2000’li yıllara kadar ne sanayimizi geliştirebildik, ne ticaretimizi (ihracatımızı) ne de gerçek manası ile askeri teknoloji üreten Milli-Yerli Tesisler kurabildik.

Yapılanların hepsi ya göstermelik olarak bırakıldı, ya da ithal esaslı malzemeler kullanılarak birer montaj tesisleri olarak işletildi.

Bu noktada bir örnek:

-“Pentagon’un Dış Askeri Satışlar programı tarafından finanse edilen ortak üretim anlaşmasının merkezinde, Türkiye’nin Mürtet hava üssü yakınlarında, Ankara’nın 20 mil güneyindeki bir buğday tarlasına kurulacak yeni fabrika vardı…

Türkler fabrikayı işletmek için, yüzde 51’lik hissesine hükümetin sahip olduğu yeni bir şirket tesis ederek TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayi’ni (TAI) kurmuştur.

Eğer anlaşma Japonlarla yapılmış olsaydı, herkes Japonların iki yıla kalmadan kokpitin “tasarımını deşifre edip” daha iyisini üreteceğini düşünürdü– nitekim birkaç yıl sonra Tokyo ile yapılan FSX anlaşmasında böyle bir kaygı oluşmuştu.

Fakat kimse Türkler hakkında böyle bir kaygıyı dile getirmedi.(5)

Rekabetçi devlet halklarının bir yılda okudukları 25 kitap yerine yedi yılda bir aşk romanı okuyoruz…

Okuyan bir toplum değiliz…

Sorgulayan da…

İlkokulda devletimiz bize ne veriyorsa (aslında dayatıyorsa) onlarla bir ömür geçiriyoruz.

Arada biri uyandırmaya çalışırsa da, bizden farklı düşündüğü için yaftalıyor…

TV izliyor, uyuyoruz.

15 Temmuz 2016 gecesi uyandık mı?

Sanmıyoruz….

Sadece penceremize atılan bir taş nedeni ile sokaklara baktık!

Yine de: Bir musibet, bin nasihatten iyidir! Belki bu kez bir ders alarak geçmişi sorgulayabiliriz.

www.canmehmet.com

 

Resim:web ortamından alınmış, alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

*AID: Etkili bölgesel kalkınma politikası için bölgesel düzeyde kurumsallaşmanın  önemi  ön  plana  çıkmaktadır.  Bu  amaçla  birçok  ülkede bölgesel  kalkınma  ajansları  kurulmaktadır.  Bu  kurumların değişik yapılarda  kurumsallaşmakla  beraber  en  belirleyici  özellikleri  bölgesel ölçekte örgütlenmeleridir.  ABD’deki  Tennessee  (Tennessee  Valley Autority),  Türkiye’de  GAP  Bölge Kalkınma  İdaresi  ekonomik  nedene dayalı bölgesellemenin bir örneği olarak nitelendirilebilir. Bölgeyi ekonomik  kalkınmanın  temel  dinamiği  olarak  kabul  eden yeni  bölgeselleşme  anlayışı  kamu özel sivil  toplum  kuruluşları  arasında  işleyen bir kalkınma modelini beraberinde getirmiştir(Tahin, 2005: 1357143). Geçen süreçte ABD’de çok sayıda kalkınma ajansı kurulmuştur.

Kaynak:

(1)17 Ağustos 2016, 08.36 “Gündem” Programı, TRT 1

(2)Ajan Okulları, Necdet Sevinç, Sahife:21

(3) Necdet Sevinç, Sanık Yazılar Sahife: 163

(4)Ajan Okulları,

(5)Ajan Okulları, Sahife:41

(5) “Savaş Ganimetleri”, Sahife:148

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öyle yapılmıyor mu sizce? Ben bir arındırma ve yeniden yapılandırma sezinliyorum. Çağdaş uygarlık çok şükür artık hiçbir devletin tekelinde değil. Dünya küçüldü cebime sığdı bile...

Muharrem Soyek 
 31.08.2016 17:21
Cevap :
Değerli Muharrem Soyek, Bilirsiniz, gençliğini kazanamayan bir toplum geleceğini kaybeder. Sömürgeleşir. Bizim son yüzyılımızda yaptığımız en büyük hatalarımızdan birisi de, gençlerimizi kaybetmiş olmamızdır. Görüşlerinizi vesile kılarak ifadelerimizi izninizle biraz açalım. -“..Amerikalı, Fransız ve İngiliz misyonerler Osmanlı topraklarını sömürge haline getirecek olan fikrî yapıyı gene ülke topraklarında kurdukları okullarla oluşturmuşlardır. Devamı: "Facebook yorum" seçeneğinde. Görüşleriniz için teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.   01.09.2016 7:39
 

Yapılması gereken Atatürk'ün hem din düşmanı,hem de Kürt Düşmanı olduğunu yaymaktır. Kurt Ziemke Yeni Türkiye kitabından 1930

mehmet binlik 
 28.08.2016 13:37
Cevap :
Değerli Mehmet Binlik, "Batılılaşmak" yanlış bir ifade olacağı için, "Çağdaşlaşmak" diyerek başlayalım. Sizler de bilirsiniz, Batı'nın "aydınlanma çağı"nın sembolü: Sorgulamak, tez-antitez ve sentez ile (çelişkilerden) bir sonuca ulaşmaktır.) Bu manada, Osman Bey, Fatih, Yavuz, Kanuni, 2. Abdülhamid ve M.Kemal Paşa, birer devlet adamı(siyasetçidir). Hepsinin kendi değerlerine göre birer anlayışı, beklentileri ve değerleri vardır. Uygulamaları da bu yönde olmuştur. Bunların uygulamalarının sorgulanması: ne bir haksızlık, ne bir vefasızlık'tır. Bunların uygulamaları, sorgulanmalı ki: o gün için göremedikleri görülsün, atladıkları bir daha atlanılmasın. M.Kemal Paşa'nın dönemi : sorgulatılmadığı/ sorgulanmadığı için aydınlığa kavuşmamıştır. 2.Abdülhamid (Hatta Sabık Sultan Vahdettin) uzun yıllar acımasızca eleştirilmelerine rağmen bugün ikisinin uygulamaları, açık büfe misali sergilenmektedir. Din ve Kürt meselesini çok yazdığımız için tekrar etmeyeceğiz. Sağlıcakla kalınız.  29.08.2016 12:09
 

Merhaba Mehmet bey...Yazılarınızda vurguladığınız;"okumuyoruz,araştırmıyoruz" gerçeği, aslında Batılı emperyalistlerin bize attığı ilk kazığın ifadesidir...Bir ülke insanını "okumaz, araştırmaz" hale getirirseniz, onlar üzerine yapacağınız operasyonlar kolaylaşır...Bu cümleden olarak, neden bu ülke "Batılılaşırken" ilk yapılan iş alfabe değişikliği olmuştur, düşünmek lazım...Selamlarımla

ali açıköz 
 21.08.2016 14:11
Cevap :
Değerli Ali Bey, Özellikle Japonlar'a ( ABD tarafından) harf devrimi dayatılmış, ancak Japonlar değiştimeyi kabul etmemişler. İlginç bir bilgi daha verelim: Japonlar 2. Dünya Savaşı'nda yenilir ve Amerikanın (ekonomik) işgaline uğrarlar. Başlarına 2 atom bombası atılmasına rağmen, Amerikanın barış şartı olarak ileri sürdükleri "Hanedanı sürgün edin" dayatmasını kabul etmezler. Peki, neden? Japon kalkınmasının arkasında elbette çok çalışmaları da vardır. Ancak, en önemli etken: Uzun iç kavgalarını, imparatorlarının etrafında birleşerek bitirmiş ve milli birliklerini sağladıktan sonra büyük bir kalkınma hamlesine girebilmişlerdir. Bunlar ne yazıkki bizim kamuoyumuzda fazla öne çıkarılmaz. Eğer, Aydınlarımız, meseleleri biraz da farklı yazanların kaleminden okusalardı ve örneğin: “Şark Meselesi”nin ne olduğunu öğrenebilselerdi, 15 Temmuz, “Gezi” olayları da dahil başımıza gelenlerin arka planlarını görebileceklerdi. (Devamı: "Facebook yorum" seçeneğinde) Teşekkürler, sağlıcakla kalınız.   21.08.2016 23:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1055
Toplam yorum
: 2671
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1718
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster