Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Temmuz '13

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1727
 

Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nün Katledilen Yapıları

Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nün Katledilen Yapıları
 

Hasanoğlan'da Gölköy K.E. yapısı 1942(İsmet İnönü yapı önünde 1946) Fotoğraf:Mustafa Güneri


21 Nisan 2013 günü Hasanoğlan’da davullar çalınıyor, halaylar çekiliyordu. Okul alanını gezerken iki yapının yıkılmış olduğunu gördük. Araştırmalarımız sonucu, bu iki yapının tuğlaları için yıkıldığını üzülerek saptadık. Yıkılan bu iki yapının tuğlaları; adına restore dedikleri sinema salonunda onarım için kullanılmıştı. Gözlerim doldu. Yüreğim sıkıştı gördüklerim karşısında. Sorduğumuzda; “Tehlike arzediyordu, izin aldık, yıktık.” dedi okul yetkilisi. 

Düşünmek gerek, yıllardır salt çatısı olmadan-ki yaktılar- dimdik ayakta durdu. Hasanoğlan’ın sert kışına, karına, rüzgarına göğüs gerdi, direndi. Bu yıkıma önce anlam veremedik. Biraz dolaşınca toplanıp istiflenmiş tuğlaları gördük. Durum iki yapıda da aynıydı. İstiflenen tuğlaların çoğu sinema salonu onarım alanındaydı. Böylece katliamın neden yapıldığı ortaya çıkıyordu.

Sorup soruştururken, bir öğretmenle konuştuk. Sorularımıza yanıt veremeyen öğretmen, biraz daha sıkıştırınca, sinirlenip, siz ne karışıyorsunuz dercesine, “Dernek var!” dedi. Bunun anlamı açıktı. Yıkımlarda biz, “Dur” diyen derneği göremiyorduk. Yıkımlarda biz, okula gelip şölenlerle gösteri yapanları n karşı duruşunu da göremiyorduk. Anlaşılan onlar salt eğlenmek için geliyorlardı. Biz bunu anladık. Koruma, sahiplenme, tuğla üstüne tuğla koyma onların işi değildi. Aşık Veysel’in Kiraz Ağacı’nı benden duyup, hemen o gece herkese e-mail atan arkadaş da eğlenenler arasındaydı. O ağacın yer aldığı Gölköy Köy Enstitüsü yapısı yakıldı, ruhu duymadı. Ağaç yangından etkilendi, bunu da görmek istemedi.

Anlaşıldı ki, Hasanoğlan’a gelen bir kısım kuruluş ve kişiler gövde gösterisi için geliyorlar. Onların amacı koruma, kollamak değil, günü geçiştirmekmiş. Restore dediler, ben fazla anlamam, alanım değil. Ne var ki, gördüğüm beni kahrediyor. Böyle restore olmaz. Restore ayrı bir uzmanlık işidir. Aslına uygun özüyle yapılmak zorundadır. Bir tek şeyi doğru yaptılar, o da dolu tuğlaları kullanmak. Bunu bulmak zordu. Onlar için kolayı vardı. Hemen bakımsızlıktan ve yakıldığı için çatısı olamayan iki yapıya göz koydular. Alel acele izin aldılar. İzini verenler masa başında, neyin ne olduğunu anlamadan, izni nasıl verdiler ? Anlaşılamıyor. O yapıları gidip gördüler mi? Yerinde inceleme yaptılar mı? Fotoğraflarla tehlike saçtığını belgelediler mi? Bilemiyorum.  İsterlerse bu yapıların fotoğrafları benim arşivimde var.

Bildiğim tek şey bunun bir katliam olduğudur.

Bu bir katliamdır. Çünkü; Gölköy Köy Enstitüsü 1942 yılında imece çalışmaları doğrultusunda Hasanoğlan’a geliyor. Henüz okul yapıları olmadığı için çadırlarda kalıyorlar. Onlar buna aldırmadan, kazmalarını, küreklerini, çekiçlerini,balyozlarını, malalarını alarak kendilerine gösterilen yere kazma vurmaya başlıyorlar. Kısa sürede toprağı derinleştirip, bodrum için gereken derinliğe ulaşıyorlar. Duvar için yontulmuş taşlarla, duvarları örüp alt katı pencereleri ile birlikte yapıyorlar. Üst kat için gereken tuğlalar, Gölköy Köy Enstitüsü’nün pişirmeyi başardığı tuğlalardan geliyor. O tuğlaları pişirmeyi başaran S. Edip Balkır, sevinç gözyaşları içinde, nar gibi kızarmış dört tanesini Ankara’ya Tonguç’a gönderiyor. Tonguç çok duygulanıyor, gözleri doluyor. O tuğlaları biblo gibi masasına yan yana dizerek günlerce seyrediyor. İşte bu tuğlalar nedeniyle, nerden bilinirdi ki, bu yapı katledilecek?

1942 de Gölköy’den yollanan tuğlalar, elden ele verilerek yapıya değin ulaştırılır, yapının üst katı da böylece bitirilir ve çatısı kapatılır. Duvarına da bir plaket konur. GÖLKÖY.

Hasanoğlan’ın ilk öğrencileri için yapılan bu yapının alt katı yatakhane, üst katı da derslik olarak yapıldı ve kullanıldı. İlkin bu yapılardan 5 adet yapıldı. Kepirtepe, Akçadağ, Gölköy, Çifteler, Ladik yapıları oluşturulup okul adlarını gösteren plaketler yapılara yerleştirildi. 2013 yılına dek salt Gölköy plaketi yerinde duruyordu.

Yıllar sonra bu yapı hain bir el tarafından 2009 yılında yakıldı. Ahşap kısımları yanan yapı sağlam duvarları nedeniyle yıllarca direndi. Ta ki, tuğlalarına göz dikilene değin.  2013 yılında olan oldu.

Şimdi ne yapı kaldı, ne plaket. Bahçesinde yer alan Aşık Veysel’in diktiği “Kiraz Ağacı” da yok.  Halk deyimiyle “Artık yerlerinde  yeller esiyor.”

Birileri tuğlaları kullanıp para kazanırken, bir eğitim tarihi belgesi yok oldu, umurlarında değil. Bunun sorumluları, yıkım izni için uğraşanlar ve de izni verenler bu eğitim tarihi yıkımından sorumludurlar. ” Tehlike saçıyordu.” sözünün arkasına sığınmasınlar. 2008 de o yapıdan bir yıl önce yakılmış olan yapı hala dimdik ayakta duruyor. Çünkü bu yıkılan yapıların kale gibi duvarları var. Onları yürekli, vatansever köy enstitülüler yaptı. Sonradan yapılan yüklenici yapıları yıkılır da onlar yıkılmaz. Kanıtı ortada, söze gerek yok.

İnanıyorum ki, bu yapıda emeği, alın teri olan Gölköy Köy Enstitüsü öğretmen ve öğrencilerinin kemikleri sızlıyordur.

Şimdi birileri kalkmış, Hasanoğlan’da 40’lı yılların yapısı var mı? Onaralım diyormuş. Bence günah çıkarma arayışı bu. Siz hazır yapıları; yakın, yıkın, sonra da timsah gözyaşları örneği onarılacak yapı arayın.

Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nün tüm yapıları tarihtir, eğitim tarihidir. Burası bir “Açık Hava Eğitim Müzesi”dir. Siz onlara dokunmayın, kısaca, “Gölge etmeyin.” yeter. 

Gelecekte, ne olacak göreceğiz. Rant peşinde koşanlar, yapıları onarım adı altında, nelere dönüştürecekler? Düşüncelerinde neler var? Bunların tümü yakın gelecekte ortaya çıkacaktır. Ancak iş işten geçmiş olacak. Benim kanım budur.

Birileri hala davul zurna çalıp dursunlar. “Atı alan Üsküdar’ı geçiyor.”

Bu yapıları yapanlar, iş bitimi ya da üretim sonrasında davul çalıp halaylar çekiyor, türküler söylüyorlardı. Yapı katliamlarında değil! 

17 Nisanlarda onlar, üretim yaptıkları için bayram yapıyorlardı, yaktıkları, yıktıkları için değil. 

Hiç olmazsa tuğla üstüne tuğla koyun, öyle çıkın Köy Enstitülülerin yaptığı alanlara! Onların yaptıklarına göz dikerek değil!

“Tüm yükü, eziyeti güle oynaya onlar çekti
Yüksünmediler, usanmadılar yaparken
Ayrıcalıklı yer aldılar dünya sisteminde,
Düşünün biraz; o taşları, tuğlaları sökerken.”(1)

 

Mehmet ERBİL  

27 Temmuz 2013 Cumartesi

 

www.mehmet-erbil.tr.gg

 

(1) Mehmet Erbil,”Hasanoğlan’a Ağıt”, www.Edebiyat Defteri.com

 

 

 

Ctmaksaray1973 bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sn. Mehmet Erbil merhaba. Köy Enstitüsü projesi için, şu benzetmeyi yapmıştım: "Bu proje, Türk Kurtuluş Savaşı'nın ikinci aşamasıdır; cehle karşı bir savaş. Aynı önem ve zorlukta." Tümüyle Türk buluşu ve karakterinde bir proje. Denilebilir ki eğitim kavramını somut olarak sunan bir projedir. Projeye ve okulların kuruluşuna emeği geçenleri, 'Kahraman' olarak niteliyorum. İdealizmin tanımı da bu kahramanların kişiliğinde saklıdır. Keşke Ankara-Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü, tüm binalarıyla maket olarak canlandırılsaydı. Eğitim fakültesi öğrencileri için gerçekçi bir uygulama alanı olurdu diye düşünüyorum. Ben orta-1. sınıfı, Sivas-Pamukpınar'da, sonrasını da Erzurum-Pulur'da okudum. Ulaşım zorluğu nedeniyle ilçemin öğrencileri, Erzurum'a bağlanmıştı. Günümüz koşulları bu projeyi zorunlu kılmıyor diye düşünüyorum; ancak gençlerimizin realist yetişmesi için, Köy Enstitüsü yöntemleri yeniden revize edilebilir. *Nadir Şener Hatunoğlu: matematikçi-bilim uzmanı*

Nadir Şener Hatunoglu 
 03.08.2013 12:48
Cevap :
Hasanoğlan Köy Enstitüsü ve buna bağlı olarak Yüksek Köy Enstitüsü yapılarının 1972'li yıllarda bir maketi yapılmıştı. Oldukça da ilginçti. Ancak yıllar sonra bu maket kaldırıldı. Yerine başka bir maket yapıldı. Az da olsa yapıların ve alanların konumunu belirliyor. Okul içinde sergilenmektedir. Ne var ki, yapılar günden güne katledilerek, bilinçli bir şekilde azaltılıyor. İlginize teşekkür ederim. Ancak maket yerine yapıların kendilerinin bir "EĞİTİM AÇIK HAVA MÜZESİ" olarak korunması gereği vardır. Koruma ve değerlendirme bunu gerektirir. Dostlukla.  25.08.2013 23:14
 

Mehmet Bey ilginiz için teşekkürü bir borç bilirim. Görüşlerinize katılıyorum.Köy Enstitüleri arasında yaz aylarında düzenlenen o dayanışma çalışmaları ile eğitim öğretim içerikli toplantıları yapıldığını bir kaç yerde okumuştum.Böylece bazı kuramsal yaklaşımların uygulamalardaki aksaklıkları da giderilirmiş. Sizin, 'Hasanoğlan köy enstitüsü uygulama okulu ve başöğretmen Hacı Küçükkaraca' başlıklı yazınızdaki uygulamalar da bu konuda çok önemli.Osman Nuri Bey bizim Osmaniye'de özellikle mektupları ile ünlüdür.Yüzyüze görüşemedik. Öğretmenlerimle tanışmış olabilir.Onun Gavurdağlı Masalları ile yurt gezilerini okumuştum.İçerisinde Osmaniye ağzı etkileri de bulunan çok şiirsel bir anlatımı vardır.DKE ile ilgili olarak 2003'te Düziçi Dergisi ile Düziçi Değişiyor adlı bir kitabın bir bölümünde okulun kurucu müdürü erhum A.L.Dağlar'ın anılarından alıntılar yapmıştım. Eski bir TRT yönetmeni olarak görsel içerikli ve anılara dayalı bir çalışma tasarladım.Umarım güzel birşey çıkar ortaya.

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 30.07.2013 7:12
Cevap :
Çabalarınızın başarılı olmasını dilerim. Görsel içerikli çalışmalar daha kalıcı etkiler yapıyor. Bu tür çalışmalara ağırlık verilmeli diye düşünüyorum. Köy Enstitüleri ile ilgili belge, fotoğraf ve yaşayan mezunlarla bunu yapmak olanağı var. Sürekli başarılar dilerim. Selamlar.  30.07.2013 19:37
 

Mehmet Bey nice güzellikler ve anılarınızla dolu Hasanoğlan Köy Enstitüsü için daha önce yazmış olduğunuz önemli haber yorumlarınız gibi bu yazınızdaki tespitleriniz de sanırım yüreğinde 'çağdaşlaşabilmek' için birazcık eğitim öğretimin gerekliliğine inanan her okuyucuyu yaralamıştır.Ben de Düziçi Köy Enstitüsü mezunu Mustafa TABAKAY,İsa KIZIL, Mehmet MÜLAYİM ile Mustafa KARARMAZ'ın öğrencilerinden biri olarak gerçekten duygulandım.42 yıldan beri Ankara'dayım. Sizin yazılarınızı okuduğumdan bu yana gitmek istediğim Hasanoğlan Köy Enstitüsü'ne umarın RamazanBayramından sonra giderek ne nerede,nasıl duruyor ve unutulmayan anılar nelerdir öğreneceğim.Bu bağlamda Düziçi Köy Enstitüsü ile ilgili olarak bazı belgeler yanında Dr.Fay Kirby'nin o temel kitabını da okuduğum için öncelikle DKE için bir kitap yazmak gibi bir isteğim var.Dilerseniz DKE'nün son durumu için Talat Ersoy kardeşimizin yazısı: http://www.duzicihaber.com/haber/duzici-haberleri/tarihi-okunlun-hali-icler-acisi/1163.html

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 28.07.2013 21:42
Cevap :
Sayın Ömer Faruk Mencik Yılmaz, yazılarımla ilgili değerlendirmeleriniz için çok teşekkür ederim. Köy Enstitüleri ruhu eğitim tarihimizin temel taşı olmuştur. Bu taşın oynaması eğitim sistemimizin bozulması demektir. Günümüzde yaşadıklarımız, eğitimdeki çıkmazlarımız bunun kanıtıdır. Bizlerin görevi az da olsa geride kalmış belge ve kanıtları korumak, gelecek kuşaklara anlamlı eğitim kanıtları ve belgeleri aktarabilmektir. Bu kanıtlar onlara paylarına düşeni almak fırsatları yaratacaktır. Düziçi K.E. ilgilendiğim bir okuldur. Ancak göremedim. Ayrıca Düziçi ekibi 1942'li yıllarda Hasanoğlan'da ekip olarak yapılar yapıp ayrılmışlardır. Enstitünüzü yazarsanız çok yerinde bir davranış olur. Enstitünüzle ilgili bazı bilgileri, anıları zaman zaman Osman Nuri Poyrazoğlu'ndan dinlemek fırsatım oluyor.   30.07.2013 0:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 58
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 704
Kayıt tarihi
: 29.09.11
 
 

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi-Yüksek Lisans Resim-19 kişisel Resim Sergisi Yazı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster