Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Aralık '14

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
348
 

Hasbihal

Hasbihal
 

Herhalde Güz Özlemi ile ayrıştığımız tek nokta bu: O Türkçenin duru ve Türkçe halini seviyor, ben ise Türkçenin Osmanlıca halini seviyorum. Bana tıpkı oyun gibi geliyor bunca kelime bulup çıkarmak! Belki de bilmediğiniz üzere, Osmanlıca 780.000 kelimeden oluşurken İngilizce 750.000 kelimeye sahip. Kelime sayısı artıkça kültür de artıyor. Atatürk devriminin en büyük sakıncası bu, dille beraber kültürü de yok ediyorsun! Zaten bir anlamda amaç bu olsa gerek!

Evet, kabul etmeliyim ki bu aralar edebiyat yazacak ruh halinde hissetmiyorum kendimi, hayatımda çok hızlı açılımlar oluyor ve bunun sonucunda da oturup düşünüp anlamlandırmam gerekiyor her şeyi. Bana ne yazık ki bir müddet daha tahammül edeceksiniz.

Öncelikle bir önceki bloğum için hem sizden, hem Allah’tan özür dilerim. Benim gibi İslam dinine inanan bir adamın öyle ya da böyle –özel hayatında- reklam yapması doğru değil. Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum. Farkındayım kötü niyetli değilim fakat yanlış mesajlar verme ihtimalim yüksek. O bloğu geri çekeceğim.

İşte bu yüzden iş konusunda, yazamıyorum. Çünkü yazdığım zaman anlatacağım çok şey var ve anlattıkça beni bozuyor. Nitekim özel hayatımda ne kadar alçak gönüllüysem, iş hayatında o kadar zıttım. Türkçesi işime kolay-kolay laf söyletmem. Bu kadar hırslı mıyım? Cevap evet! O zaman tam soyadıma uygun YİĞİT bir adam oluyorum ve kesinlikle korkusuzum. İş hayatını bu kadar mı çok seviyorum? Büyük bir itiraf: BAYILIYORUM! Yani kendimi sadece yazar olarak görmem mümkün değil çünkü benim mesleğim var; ben bir İşletme Mühendisiyim!

Geçmiş yazılarımı okuyorum bir haftadır. “Bilimsel Yaklaşım” serisi tam yerinde olmuş, düşüncelerimi yansıtmış, aynı şekilde “Hissiyat” serisi onlar da başarılı, duygularımı yansıtmış ve hatta şunu fark ettim, daha yeni-yeni edebiyata ısınıyorum. Önceleri daha çok duygu ve düşünce yazıları yazmışım. Ama şunun da son derece farkındayım ki -bir roman yazacağım ancak- hiçbir zaman yazan adamdan yazara terfi edemeyeceğim. Bundan son derece eminim. RTE gibi konuşacağım ama yazarlık meslek olarak fıtratımda yok!

Sandığım kadar masum bir insan da değilim. Ben yapmamış olsam da çok kötülükler gördüm, yaşadım. Yani yaşamaya cüret ettim hiç gereği yokken! Ailem beni bu konuda hep ikaz etti ama ben dinlemedim; hayatın içine bodoslama atladım. Çünkü iyi insan olmak gibi bir amacım vardı ve bilimsel zihniyetim beni, her iki tarafı da kıyaslamaya itiyordu. Ve bu yüzden de kötülüğü öğrenmem gerekti. Hal böyle iken bundan zarar görsem dahi, esas sorumluluk yine kendi üzerimdedir! Yani ne kadar ağlansam da başıma gelenlerden çoğunlukla ben sorumluyum!

Diğer taraftan küçüklükten gelen bazı arızalar ve marazlar sonucunda başaramadığım şeyler de mevcut; hayatımın hiçbir döneminde iyi bir sevgili ya da eş olamadım. Bir gün Yaşar isminde hayatta çok şey başarmış bir beyefendi ile sohbet ediyorduk, beraber geçirilen beş günün ardından dedi ki “Anıl, hayatımda ilk defa senin TÜRÜNDE bir adamın evli olduğunu görüyorum”! Evet, tabiatım itibariyle evliliğe uygun bir insan değilim. İyi bir babayım ama berbat bir sevgiliyim çünkü birisinin sevgilisi olmak, umurumda değil. Umurumda olan her şeyin doğrusunu yapmak ve doğrusunu yapmak da akıl ve usla oluyor yoksa duyguyla değil! Özcesi benim duygum yok, beynim var!

Yıllardır tabiatımı zorlamak konusunda hatalarım var. Ben zannediyorum ki kişilerin bununla ilgisi var, oysaki kişilerin değil benim tabiatımın aykırı olmasıyla ilgili yaşadığım birçok durumlar. Geçenlerde teyzemle konuşuyoruz ve dedi ki “sen doğduğundan beri çok özgür ruhlu bir çocuktun”!

Hatırlarsanız ben bu konuda bir blog yazmıştım: Özgün ve Özgür!

Ahmet beyle tanıştım, birçok konuda ve özellikle beynimizi kullanmak konusunda aynı davranışlara sahibiz. Bir ay gibi sürenin ardından dedi ki ”Tabiatınıza aykırı yaşıyorsunuz; bu da sizde gerginlik yaratıyor”!

Ben hepimizin bu dünyaya bir amaçla gönderildiğimizi düşünenlerdenim. Örneğin Milliyet Blog’ta yazmadığım dönemlerde, neredeyse aynı sıklıkta -kendim için bile olsa- yazardım. Çok düşünen insanlar için yazmak belki de hobi bile değil, bir zorunluluktur!

Bugün kendimle ilgili itiraflarda bulunduğum bir blog yazdım. Ve nihayet sona gelindi. “Müzikholdeki ışık” dışındaki son dört bloğum böylelikle kişisel olmuş oldu. Bana sabrettiğiniz ve dinlediğiniz için teşekkürler. Ben ise kurtçuktan kelebeğe dönüşmeyi başardım. Umarım ömrüm kelebeğinkine benzemez.

Sevgiler, Saygılar

Ersin Kabaoglu, Papatya Tarlası bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Buyten, Osmanlıcanın bulmacamsı yanını sevmek,divan edebiyatıyla getirdiği anlam zenginliğine ulaşmak hoş elbette. Ama bir kültürü yok ettiği görüşüne katılmam mümkün değil. Sevgili Kabaoğlu'na katılıyorum. kültür, halka hiç ulaşmadı ki...Halk bir yana dünyadaki bilimsel, aydınlanmacı yan da umurunda olmadı Osmanlının, diline de yansımadı. Eklektik yapay bir olarak doğdu, Osmanlıyla birlikte can çekişti, devrimle de cenazesi kaldırıldı. Halk ise dilini edebiyatını, tekkelerde, dağlarda, ovalarda, yazıdan uzak yaşatmaya çalıştı. Karamanoğlu Mehmet Bey'in çabaları da Türkçeyi kültür dili yapmadı. Çünkü sünni İslam temelli bir imparatorluk doğuyordu, gücü yetemezdi yetmedi. Neyse uzun bir tartışma gerekiyor galiba. Şunu eklemek isterim: Yapılmak istenen cumhuriyetin eğitimi halka götürme, aydınlanma çabasının dün önü kesilmek istendi, bugün de sona erdirilmek isteniyor. Sünni İslamın ötesinde Arap abecesi, Vahabi kültürü, güdümlenecek kuşaklardır amaçlanan. Saygılar...

Vildan Sevil 
 12.12.2014 0:01
Cevap :
Sevgili Vildan Hanım, Görüyor musunuz nasıl tesadüf ediyor? RTE'yi yakalamak çok zor. Biz bir şey yazıyoruz, yazdığımız şey -tesadüfen- onun bir dümen konuşmasına denk geliyor ve bizi zor durumda bırakıyor! Benim Osmanlıcadan kastettiğim eski Türkçe. Benim İngilizce sözlüğüm olduğu gibi, Osmanlıca da sözlüğüm vardı lisedeyken. Türkçenin yazım dilini zenginleştirelim derken Arap Alfabesine takıldık. Hem Enver Paşa, hem de Kazım Karabekir, daha Osmanlıdayken bu Alfabeyi basitleştirmek için Farsçadan yararlanmışlar. Uzun lafın kısası, kelime zenginliği bir kültür ifadesidir. Azlıkla kullanılmasına karşın, eski Türkçe biz gibiler tarafından sıkça kullanılmaktadır ve bahsettiğimiz bundan ibarettir. Katılımınız için candan teşekkür ederim... Saygılar  12.12.2014 23:09
 

Sevgili Güz Özlemine de yazdığım gibi, böyle bir dostluğa tanıklık etmek, huzur veriyor insana. Sevgiler selamlar.

Adil Serkan SATI 
 11.12.2014 10:40
Cevap :
Bizimkisi tesadüf eseri-askerlik arkadaşıyız! Ama 1995'ten beri devam ettiği için gerçekten ikimiz de çok şanslıyız ve bu durumun da farkındayız. Teşekkürler. Saygılar  12.12.2014 23:11
 

Değerli, cesur ve hümanist dostumuz =Eric V.B. rumuzlu- Anıl bey ; "yazmak, gerektiğinde insanların önünde çırılçıplak kalabilmeyi göze alabilmektir..." şeklindeki sözü (ki yazmanın temel düsturlarından biridir) doğrulayan farklı ve özgün bir yanınız var. Benim sizde gördüğüm ve saygı duyduğum en önemli özellik de budur. Öte yandan bulmacamsı yönü, zenginliği, derinliği ile Osmanlıcayı sevsem de (özellikle Hukuk dilindeki kullanımlarını) orta öğretim kurumlarına zorunlu ders olarak konulma çabalarından, orta vadede Arapça elifba 'ya geçiş, yüce Atatürk'ten -ve ulusumuzun çağdaş kesiminden- bir tür rövanş alma, onu çökertme gayretidir diye işkillenenlerdenim. Belki de, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın ünlü deyişiyle "Güzel Türkçemiz, ses bayrağımız"ı, Arap ve Kürt bayrakları arasında görünmez kılma girişiminin ilk adımlarıdır. Saygı ve selamlarımla...

Ersin Kabaoglu 
 10.12.2014 15:57
Cevap :
Teşekkür ederim Ersin bey! Gördüklerinize layık olmayı ve sürdürülebilir olmaya çalışacağım. Cumhurbaşkanlığından sonra resmen iktidarın maşası haline gelmiş bir Türkiye söz konusu! Öyle davranışlar var ki insan gerçekten Türkiyeyi bölmek istiyorlar diyor. Allah sonumuzu hayır etsin fakat yapılanlar hayra alamet uygulamalar kesinlikle değil! Sevgiler, Saygılar  11.12.2014 5:52
 

İlk defa yorumda zorlandım. Ya kafam çok dolu yada senin aklın karışmış. Yazılarının geneli duygu ve mantık iç içe zaten. Amacın değil sen zaten iyi insansın. Sonradan iyi olunmaz sonradan kötü olunmaz.Kötü hep kötüdür. Sadece hayat iyileri fazla yorar hızlandırılmış büyütür.Ben de bu sefer öyle böyle yapcam dedirtir ama yapamaz:)Ve Allah (c.c.)iyilerin yanındadır.Yazdıklarında kendimden bulduklarım çok oluyor ve bu durumu da seviyorum. Selamlarımla :)

Tülay EKER 
 09.12.2014 15:11
Cevap :
Bu yazıdaki karmaşıklık bazılarına verilen cevaplardan kaynaklanıyor. Anlam bütünlüğü bozulmadan bazı insanlara göndermeler var. Bu yüzden üstüne alınma! İnşallah böyle konularda yazacağım son blog olacak çünkü meramımı anlattığımı düşünüyorum nihayet. Bundan sonra aşktan bile bahsedebileceğim. Doğrusuyla, yanlışıyla bir hayat yaşadım. Gençken çok sosyaldim ve ihanetlere uğradım. 1997 yılında resmen bir kere ruhen öldüm. Sonrasında yepyeni bir hayata başladım ve bu sefer 2013 Ağustos ayında yeniden öldüm. Ve bu sefer üçüncü ve son kısmı yaşıyorum. Ancak şunu net söyleyebilirim ki artık hayatla ilgili hesaplaşmam sona erdi. Bundan sonra yaşama zamanı ve de keyifle! Görüşürüz... Sevgiler, Saygılar  11.12.2014 5:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 613
Toplam yorum
: 1632
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 270
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric küllerinden doğduktan sonra dünyada büyük değişiklikler olsa da Türkiye'de çok fazla şey değ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster