Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ocak '08

     
    Kategori
    Psikoloji
    Okunma Sayısı
    9888
     

    Hayata olumlu bakmak

    Hayata olumlu bakmak
     

    Dünyada yaşayıp da derdi olmamak var mı? Her insanın kendine göre bir huzursuzluğu vardır.

    Yoksullar zannederler ki huzursuzluklarının sebebi parasızlıktır. Paraları olsa evdeki eşiyle tartışmalarını gerektirecek bir sebep olmazdı. Hanımına evin ihtiyaçlarını temin edebilseydi, hanımı daha sakin, daha sabırlı olacağını zanneder evin erkeği. Hanım ise eşinden fazla bir şey istemediğini düşünür; sadece diğer kadınlar gibi yarın ne pişireceğini düşünmemek ister.

    Maddi durumu biraz daha yüksek olan hanımlar ise çevrelerindeki kadınların sahip oldukları ev eşyalarına sahip olamamaktan yakınırlar. Ne olurdu sanki eşlerinin geliri azıcık daha yüksek olsaydı da, onlarda Fatma’nın aldığı yeni halıdan, Ayşe’nin aldığı yeni fırından alabilselerdi. Beyler ise Hasan beyin otomobiline özenir. Hani Mehmet beyler gibi bir yazlıkları olsaydı, daha ne isterler.

    Zenginlere gelince yatlarım katlarım yerine azıcık huzurum olsaydı derler. Onlar da o albenili görünen hayatlarında manevi yoksulluklarından dolayı derin boşluklar ve başka sıkıntılar vardır. Bakarsınız hem varlıklı, hem de İslâm nimetinden nasiplenmiş insanlar vardır, ancak onlar da hastalıklarla mücadele içindedirler.
    Yani anlayacağınız zengin fakir; herkesin kendine göre sıkıntıları var. Önemli olan nedir biliyormusunuz? Her şeye rağmen huzurlu olabilmenize sebep nedir biliyormusunuz? Sizin olaylara bakış açınızdır. Aklınızdan şu düşünceyi çıkarmayın: ”Burası (dünya), Cennet değildir. ”Ve mutlaka sizin durumunuzdan daha kötü durumda olan insanlar vardır. Ayrıca durumu ne olursa olsun, her insan kendi hesabını verecektir. Sizin mutsuzluğunuza sebep gördüğünüz şey ortadan kalktığı zaman bütün sıkıntılarınız bitip, hiç sorunsuz bir hayat mı yaşayacaksınız? Lütfen dünya hayatından, Cennet hayatı olmasını beklemeyelim.Bu hayatta inişler ve çıkışlar olacaktır. Bunlar yaşadığımız hayatın özelliklerindendir.Biz ise güzelliklerini yaşadıkça şımarmamayı bileceğiz. Sıkıntılarla ise baş etmeyi öğreneceğiz.
    Bir musibetle karşı karşıya mı kaldık; ah, vah ile vakit kaybedeceğine yapılabilecek olanları yapıp, hayatında ki beklenmedik bu yenilikle birlikte yaşamayı en kolay hale getirmek için çaba sarf etmeli. Hele “Neden ve niçinlerle” isyana götürecek düşünce ve sözlerle ahiretine artı getirecek şeyleri, eksiye çevirmemeli. Müslüman şükrünü bilmeli. Çünkü Müslüman sıkıntı ve belalara isyan etmediği ve Allah’ın rızasını gözeterek hareket ettiği sürece, bu sıkıntı onun için bir sevap kapısı olacaktır. Hem Müslüman’ın gideceği yer Cennet’tir. İşte orada sonsuz olarak huzur içinde yaşayacaktır. Varsın dünya hayatında sıkıntılarla mücadele etmek zorunda kalsın. Sonsuz mutluluğa, sonsuz sağlığa, sonsuz gençliğe ve ölümsüzlük için bunlara katlanmaya değmez mi?

    Ya bir de Müslüman olamayanlardan olsaydık? Dünyada çektiğimiz sıkıntılar bir yana; öldükten sonra sonsuz Cehennem azabını düşünebiliyormusunuz???
    Halimize şükredelim. Yaşadığımız kötülüklere ne kadar karamsar yaklaşırsak, o kadar sıkıntılı gelişir olaylar. Şu kap kara gözlüklerinizi bir tarafa atıp, hayata gerçek renkleriyle bakın. Emin olun yükünüz hafifleyecek. Sorununuz insanlar ise, bırakın karşınızdakini değiştirmeyi. Değişse, şimdiye kadar değişmişti.Madem değişmiyor; kendinizi, onun size olumsuz etki yapan huylarını en az etkilenecek şekilde ayarlayın. Yani mermileri tutmaya çalışmaktansa, onun isabet alanından çıkın. İki tarafta huzura ersin.

    Bir de şu var; siz bazı insanların davranışlarına içerlediğiniz halde karşı taraf kayıtsız kalıyorsa, bu sefer sizde taktik değiştirin.İçerlemeyi bırakıp, şakayla karışık düşüncelerinizi söyleyiverin. İnanın rahatlayacaksınız. Üstelik emin olun karşı taraftan da olumlu bir yaklaşım görme ihtimaliniz daha yüksek olacaktır. İncinmiş, belkide ağlayan bir insana yaklaşmak mı daha kolaydır, yoksa şen şakrak konuşan bir insanla konuşmak mı?Ebetteki konuşanla konuşmak daha kolay dır. Gerçi hüzünlü insanın konuşulmaya, dertleşilmeye daha çok ihtiyacı vardır ama böyleleriyle halleşme cesaretini göstermek ‘gönül adamı’ işidir. Oda herkese nasip olmaz.

    Huzurlu olabilmek için elinizdeki malzemeyle yetinin. ”Şuyum olsaydı, bak ben nasıl olurdum. Buyum olsaydı şöyle olurdum” diyerek kendinizi kandırmayın. Karşınızdakine tebessüm edebilecek dudaklarınız mı yok? Sevgi dolu bakabilecek gözlerinizde mı yok? Tatlı sözler sarf edebileceğiniz diliniz, lisanınızda mı yok? İlgilenip oynarken dertlerinizi unutturabilecek bir yavrunuzda mı yok?Bu saydıklarımdan en az bir tanesi her insanda mevcuttur. Bunları yerinde kullanarak dertlerimizle birlikte huzurlu da olabiliriz.Bir deneyin……

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
     
     

    Güzel yazınızı keyifle okudum. Marmara Üniversitesi MYO dan mezun olmuşsunuz. Aynı okuldanız. Ben 1990 lı yıllarda okumuştum İktisadda. Ama MYO çok sık giderdim. Bizim zamanımızda Osman Altuğ vardı. Hanifi Ayboğa gibi hocalar orada görevliydi. Kantininde çok çay içmişliğim oldu. Hala orada geçen anılarımı özlerim. Sevgilerimle.

    Yıldız Nihat 
     16.01.2008 21:21
     
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 1
    Toplam mesaj
    : 1
    Ort. okunma sayısı
    : 9888
    Kayıt tarihi
    : 15.01.08
     
     

    77 istanbul doğumluyum.M.Ü Sosyal.B.M.Y.Okulu bankacılık mezunuyum.Evli ve 2 çocuk sahibiyim.Elişi,ç..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster