Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Nisan '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
10702
 

Hayatla oynama çocuğum

Hayatla oynama çocuğum
 

Hayatla oynama çocuğum; düşün öldürmeden, öldürmeye karar vermeden önce: İstediğin zaman katil olabilirsin ama istediğinde masum olamazsın. Bir canlıyı öldürebilirsin ama bir ölüye can veremezsin. Canın çektiği zaman hapse girebilirsin ama canın çekti diye dışarı çıkamazsın. İstersen kirlenirsin ama her lekeyi temizleyemezsin.

Hayatla oynama çocuğum; hayatı bugünden ibaret sanma. Hayat dediğin değişir. Dikkatli bakarsan görürsün nasıl değiştiğini. Hiçbir şeyi görmüyorsan kendine bak. Daha dün, “off, bir an önce sakalım çıksa da hava atsam” diye geçiriyordun aklından, bak bugün ne kadar da hızla uzuyor yüzündeki o kıllar. Bu defa da kesmekle başedemiyorsun. İnaçların değişir. Bugün doğru bildiğin şeyin yarın o kadar da doğru olmadığını anlarsın. "O zaman ne kadar da cahilmişim!" diye gülersin kendine. Ama bunları düşünüp gülebilmen için yaşaman ve geri dönmenin mümkün olduğu bir yerde bulunman gerekir. Unutma, ölümün çaresi yoktur sadece.

Dostların değişir; tabii düşmanların da.. Bugün dost bildiklerinin aslında sana pek de öyle dost olmadığını görürsün. Öte yandan aslında dünyada hiçkimsenin düşmanın olmayabileceğini de... Ya da bugünkü dostunun asıl düşman, düşmanın asıl dostun olduğunu. Ama bunları anlaman için önce hayatta, masum ve özgür olman gerekir.

Hayatla oynama çocuğum. Kimsenin hayatıyla oynama. Döktüğün ya da dökmeyi göze aldığın o kan öyle çıkmaz bir lekedir ki hiçbir temizlik malzemesinin gücü yetmez arıtmaya. İnanmazsan lafımı unutma da son nefesini verirken ellerine bak, o zaman göreceksin.

Öyle herşeye kolay inanma çocuğum. O reislerin, abilerin, "serok"ların, hocaların, yazarların, şeyhlerin sana bir emir verdikleri zaman onu kendilerinin yapmasını iste mesela. Bakalım yapabilecekler mi?

Kendini dört yanın düşmanla çevrilmiş gibi hissedersen, şehrin dışına çık şöyle bir... Doruğu bulutlarla dans eden dağların heybetine bak. Uzanıp giden bozkırın sonsuz genişliğine bak. Ömrünü kimseyi öldürmeden bitiren ağaçların bir müjde verir gibi çiçek açışına, kimseden bir şey beklemeden meyve verişine bak. Kıpır kıpır devinen masmavi denize bak. İnsanın doymak bilmez açgözlülüğüne bereketiyle karşılık veren toprağa bak. Hiçbir yere çıkamıyorsan kaldır da başını gökyüzüne bak, onun sana vaat ettiği özgürlüğe bak.

Kitaplara fazla inanma çocuğum; o gazeteci - yazar abilerinin her gün köşelerinden üzerine üzerine kustuğu paranoyalara kapılma. Onların geçim kapısıdır paranoya ticareti. “Biz bu kadar tehlikedeysek, siz de bunu bu kadar iyi biliyorsanız siz ne duruyorsunuz?” de mesela. Bakalım kuruldukları köşeden kalkabilecekler mi?

Hayatta hiçbir şeyin kolay cevabı yoktur çocuğum. Sana reçete sunanlara inanma. Onlar kocakarı ilacıdır en yararsızından. Zehirdir hatta, kanına işler, farkında bile olamazsın. Ah bir bilsen, "Beyaz Türklerin Büyük Sırrı"na niçin o kadar kolay vakıf olabildiğini... Basit bir matematik problemini bile çözmekte zorlanırken birden hayatın anlamını kavradığını hissettiren adamlara kanma. İşin püf noktasını bilirler; o kitapları yazarken kaç baskı yapıp ne kadar kazanacaklarını hesaplar onlar sadece...

Hayatla oynama çocuğum, hayatını zindan etme. Zindana düşünce anlarsın ancak sokaklarda başıboş yürümenin değerini. Etrafa baktığın zaman bir duvardan başka şeyler de görebilmenin değerini. Sabah sevdiklerinle kahvaltı yapabilmenin sıcaklığını... Oraya düşünce anlarsın ancak günlerin yıl, saatlerin gün, dakikaların saat kadar yavaş geçtiğini. Ama senin bu yavaşlığın tersine büyük bir hızla yaşlandığını...

Hayatla oynama çocuğum. Öldürdün, bak hepimiz daha kirliyiz şimdi; daha günahkâr, daha zalim. Sen cana kıydığın için; o çok sevdiğin büyüklerin teşvik ve azmettirdiği için; biz de seni onların eline bıraktığımız için... Uğruna gırtlak kestiğin, kurşun sıktığın Allahın huzuruna çıktığında o öldürdüklerinin affına sığınmaktan başka da çaremiz yok aslında.

Hayat değişir, insanlar, fikirler, saflar değişir. Bir gün birine yakın hissedersin kendini bir gün bir başkasına. Devrim için yola çıkarsın. Belki bu yolda ölmeyi öldürmeyi göze alırsın bir bakarsın devrim diye bir şeye aslında gerek de yokmuş. Tanrı için öldürdüğünü sanırsın, ama öldürmekle aslında tanrının en önemli eserini öldürdüğünü anlarsın zamanla.

Kahramanlara fazla inanma çocuğum. Kahramanlığa özenme. Hayal üründür hep Süpermenler, Polatlar... Yine de amacın kahramanlıksa eğer, unutma; yaşatmak en büyük kahramanlıktır. Hem hepiniz kahraman olmaya kalkarsanız hangi birinizi besleyeceğiz biz?

"Hayat"la oynama çocuğum, hayatınla oynama. Kimsenin dolduruşuna gelme; gaza gelme, saza gel. Saz çalmayı öğren mesela. Bu hayatın sekiz notaya bile ne sonsuz bir ezgi sığdırabildiğini düşün de kendi sesinden başka sese tahammül edemediğin için utan...

Foto: http://www.timburtoncollective.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her bir satırınızın anlamını derinden hissederek okuyor insan. Pek çoğunu tecrübe ederek öğrendik. Benim de en son öğrendiğim dostların ve düşmanların, safların değişebileceği. Her şeye rağmen "kötü insan"ın olmadığı ve insanların asıl sorununun kendi algılamaları olduğu. Çok güzel bir yazıydı, teşekkürler, sevgiler...

sufi-su /Emel Yeşilkayalı 
 26.08.2010 13:03
Cevap :
Ben teşekkür ederim sufi-su. Bazı şeyler yaşamadan öğrenilemiyor ama sanırım asıl marifet yaşayanların tecrübelerinden öğrenebilmek. Sevgiler, selamlar...  26.08.2010 16:23
 

" biz " in içinde " sen " ol demenin bu kadar akılcı ve akıcı bir üslupla anlatılışı inanılmaz etkiledi beni ve aslında tüm gençlere okutulması gereken okutmaktan çok bu yola uzanan düşünceleri sindirmelerini sağlamak gerek kesinlikle ki kukla olmanın tutsaklığından kurtarabilelim onları ...hemen pdr servisimizle yazınızı paylaşmak istiyorum ve izninizle öneriyorum.selamlar.

sevtap özkahraman 
 03.06.2010 9:44
Cevap :
Çok teşekkür ederim Sevtap Hanım. Bu blogum birçok sınıfta, okulda okutuldu. Onur verdiniz. Selam ve saygılarımla...  03.06.2010 10:07
 

Bir babanın çocuğuna en büyük nasihatları gibi olmuş...ama biz nasıl büyüklerimizin lafını dinlemeyerek yaşayacağız diye direktiysek inanın :) nasihatı dinleyen de aynı şeyi yapacak..yaşayacak ve hayatla oynanamanın gereğini yaşam ona öğretecek...kaleminize sağlık....selam ve sevgiler gönderdi gelincik size.

B Gelincik 
 30.09.2009 16:26
Cevap :
Haklısınız. Ama bizim görevimiz de mümkün olduğunca testi kırılmadan yol göstermeye çalışmak. Aksi halde her nesil her şeyi sıfırdan öğrenmek zorunda kalacaktır. Çok teşekkür ederim katkınız için. Gelinciğe selam ve sevgilerimle...  01.10.2009 9:58
 

yazının giriş bölümü zaten herşeyi anlatıyor. istediğin zaman katil olmak ve istediğin zaman masum olamamak. Tebrik ederim sizi... Bir sorum olacak. Ben bu yazıyı önermek istiyorum ama nasıl yapılıyor. Biraz acemilik var da :)

ol 
 01.08.2008 21:37
Cevap :
Merhaba. İlginiz ve yorumunuz için çok teşekkür ederim. Önermek için, yazımın linkini seçip kopyalayın (yani http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=37013) Sayfanızda "Bloglarım", "Yorumlarım" diye kutuların sıralandığı kutulardan en alt sağdaki "Önerilerim" kutusuna tıklayın, oradan açılan pencerede "yeni blog önerisi gir" kutusuna yapıştırıp "kaydet" butonuna basın. Sayfanızda çıkacaktır. (linki kopyalamak için klaveyedeki CTRL+C, yapıştırmak için de CTRL+V tuşlarına aynı anda basın) Aslında çok basit ama yazıyla anlatırken biraz karışıyor :) Umarım başarırsınız. Sevgiler, selamlar...  02.08.2008 0:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3544
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster