Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Nisan '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
977
 

HDP - Kürt oyları yetmiyor

HDP - Kürt oyları yetmiyor
 

Haziran’daki seçimlerin kilit partisinin HDP olacağına kuşku yok, çünkü %10 barajı geçmesi muhalefetin ve dolaysıyla iktidarın da yeniden şekillenmesi anlamına gelecek. Ancak bu barajı geçmesi için Kürt oylarının da yetmeyeceği ortada - bu açıdan top Türk oylarında. Her ne kadar Türkiye ile ilgili olarak hep “halklardan” bahsedilse de, esas olarak bu topraklarda Türkler ve Kürtler yaşamaktadır. Çerkezler, Rumlar, Ermeniler, Araplar ve diğer azınlıklar ise Kürtler gibi bir siyasi oluşumu meydana getiremeyecek kadar küçük sayıdadır, ondan da öte hepimizin kanında bu azınlıklardan bir miktar akmaktadır. Hepimizin sülalesinde öyle ya da böyle ya Balkanlar’dan ya Kafkasya’dan ya da Arabistan’dan göç etmiş dedelerimiz ve ninelerimiz vardır. Çoğunlukla da bunlar zamanında Türkçe konuşan Türk göçmenlerden oluşmaktadır. O bağlamda Türkler uydurulmuş bir ulus millet değildir. Aynı şekilde Kürtlerle de karşılıklı kan bağımız vardır.

Bunları yazmamın nedeni ise milliyetçilik damarımın kabarmış olması değildir, sadece bazı çevrelerce ısrarla dillere dolanan “halklar” kavramının gerçek manada karşılığı olmadığının belirtmek istediğimdendir. Bu bağlamda hiçbir zaman karışık bir kabile devleti olmadık. Her ne kadar Osmanlıca olsa da, geriye gittiğimizde de yine bariz şekilde Türkçe karşımıza çıkmaktadır. Yunus Emre veya Karaca Oğlan bu konuda en bilinen örneklerdir, sonuncusunun 17’nci yüzyılda kaleme aldığı aşağıdaki satırlarda olduğu gibi:

Meded Allah'ı seversen
Gel imdi dilber gel imdi
Hasretinden ciğerciğim
Delindi dilber delindi

Herhalde bu satırları Almanlar veya İngilizler anlayacak değildir. Bu yüzden de bazı entelektüel çevrelerin “Türkiyelilik” kavramını empoze etmeye çalışmalarını hep gülünç bulmuşumdur. Çünkü Cumhuriyetin kurulmasından bağımsız olarak ortada zaten bir millet ve dili, yani Türkler ve Türkçe vardı. Defalarca yazdığım gibi, sırf onlar öyle yapıyor diye Kürtler de herhalde kendilerine Kürdistanlı diyecek değillerdir.

Yanılıyor muyum?

Eğer bir sorunu çözmek istiyorsanız, bunu uydurma kavramlar ve karşılığı olmayan kulağa hoş gelen sloganlarla yapamazsınız. Böyle yaparak sadece kendinizi bir süreliğine avutmuş ve sorunun üstünü de kapatmış olursunuz.

Tüm bunları yazmamın nedeni ise önümüzdeki Haziran seçimlerinde Türklerin ve Kürtlerin kaderinin çok değişik bir şekilde kesişecek olmasındandır. Bu ülkedeki en önemli azınlığı oluşturan Kürtlerin, çoğunluğu oluşturan Türklerin oylarına ihtiyaçları vardır. Eğer bu oyları alamazlarsa %10 barajı aşmaları zor gözükmektedir. Diğer taraftan bu barajı aşmaları Türklerin tarafındaki muhalefet tıkanmışlığını da giderecekmiş gibi durmaktadır, çünkü ancak dördüncü bir partinin de barajı aşarak meclise girebilmesi genel olarak oyların daha eşit ve adaletli dağılmasını sağlayabilecektir. Genel seçim tablosu değişmese de, oy oranları değişecek ve terazinin tümüyle tek tarafa sarkması engellenecektir.

Öyle zannediyorum ki, bu muhalefet bıkkınlığı yaşayan birçok Türk seçmende farklı bir cazibe kaynağı oluşturacaktır. Çünkü seçmenin örneğin CHP’ye oy vermesi durumunda, seçim sonucunun üzerinde herhangi bir etkisi olmamaktadır. Oysa bu defa HDP’ye oy verirse, başkanlık sistemini engelleme imkânı olacaktır. En azından teorik olarak, tabii bunun karşılığında ülke bütünlüğü olarak hangi bedellerin ödeneceği ise şu an için soru işaretidir.

Buna karşın bu oyları alabilmesi için de HDP’nin ve özellikle de Selahattin Demirtaş’ın söylemleri tüm ülke vatandaşlarını, özellikle de ortalama Türkleri kavrayacak cinsten olmalıdır. Her ne kadar Cihangir solcularının/liberallerinin medyatik etkileri söz konusuysa da, oy oranları semboliktir. Yetmez ama evet derken de onların çoğunluk oyu üzerinde etkileri olmamıştır, sadece çoğunluğun oyuna uydukları için etkili gözükmüşlerdir, o kadar.

Selahattin Demirtaş’ın ailesiyle beraber bu resmini kullanmamın nedeni ise, kibirli Batı taklitçisi boş Beyaz Türkler olarak ilan edilen kesimin sembolize ettiği değerlerin, aslında toplumun bütününde ne kadar kabul gördüğünü göstermek içindir. Bu bağlamda da salt görsel olarak Türk mü Kürt mü ayrımı yapmak zordur. İşin diğer ilginç tarafı, Kürtlerin ileri gelenlerinin de aynı muhafazakâr kesimdekiler gibi, maddi refaha bağlı olarak “ideolojik çözülme” sendromundan şikâyetçi olmalarıdır. Yani kentsel iyi gelirli toplum kesimine dâhil olanlar, kendi değerlerin savaşçısı olmayı bırakıp yaşamın keyfini çıkaranlar kervanına katılmayı tercih ediyorlar. Bu konuda da İstanbul ve İzmir gibi metropollerin kaymak semtleri herkesin gözdesi. Nasıl ki çocukları için iyi bilinen yabancı dildeki kolejler gözdeyse.

Salt bu yüzden bile, Türkiye’den kopmayı kimsenin istemeyeceğini düşünüyorum. Bu anlamda hayatın gerçekleri çoktan teorik söylemleri geride bırakmış durumda. Hem de solcusundan sağcısına ve laiklerden muhafazakârlara kadar her kesimde - sadece uzanılamayan ciğere mundar deniliyor, o kadar.

Diyeceğim, istesek de istemesek, siyaset bizi ayırsa da ayırmasa da, aslında hepimiz sonunda aynı istikamete akıyoruz. Değerlerimiz, yaşam tarzımız ve hatta dilimiz farklı olsa da, hepimiz Selahattin Demirtaş ve ailesi gibi mutlu bir resim vermek istiyoruz. Ve yine istesek de istemesek de birbirimizin desteğine muhtacız.

Biz siyaseti şekillendiremesek de, siyaset toplum gerçeklerine göre şekilleniyor.

İzninizle yazımı gündeme dair twitter mesajlarımla sonlandırmak istiyorum:

Devletin güçlü olabilmesi için kurumlarının güçlü, bağımsız ve dengeleyici olması şart. Aksi takdirde bireylerin birbirine düşmesi kaçınılmaz.

Bugün #Tam100YılÖnceyaşananlar için o kadar minnet doluyum ki, kelimeler gerçekten de kifayetsiz kalıyor. #18Mart1915

Çanakkale'nin destansı zaferinin onda biri Amerikalılarda olsaydı, şu ana kadar bize sayısız roman ve filmle ezberletmişlerdi.

Aday adayların sunumlarına ve kostümlerine baktıkça, yurdum insanında okulda tiyatro koluna katılamamış olmanın özlemi yattığını düşünüyorum.

Diğer açıdan bakacak olursak, aday adaylığı yurdum insanının mesaj iletme konusunda ne kadar yaratıcı ve özgüvenli olduğunu da gösteriyor.

Türk dil kurumu "müsait" kelimesini "flörte hazır kadın" diye güncellemiş. Bu durumda: "Müsait" - "sulanmaya hazır erkek"

Kadınları "flörtöz" diye damgalayan muhafazakâr erkeklerin çoğu, maddi imkânları "müsait" olunca onlardan biriyle evlenmeye can atıyorlar.

Zuhal Nakay

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 92
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 553
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster