Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Nisan '07

 
Kategori
Dostluk
Okunma Sayısı
957
 

Her Türk erkeğinin hayali...

Her Türk erkeğinin hayali...
 

Etrafımda beş Rus kızı... Harika bir sofra kurulmuş. İlgi merkezi benim. Bir yandan ciddi olmaya çalışıyorlar, bir yandan da kıkırdıyorlar. Diyorum ki: "Ah kızlar, biliyor musunuz siz şimdi bana her Türk erkeğinin en büyük hayalini yaşatıyorsunuz". Kahkahayı basıyorlar.
Durum Bülent Hanım'ın deyimiyle fevkaladenin fevki. Yerimde olmayı ne çok isterdi düşünsenize!! Alona soğutulmuş şarabı alıp Natalia'ya kaş göz ediyor. Natalia gülüyor ve diyor ki "içer şarap o, yürek rus onun". Şarabı açıyorlar. Masada adını ve tadını bilmediğim yemekler. Hadi diyorlar "Nazdarovya"...
Durum nedir diye merak kurtları dolaşıyor içinizde biliyorum. Hakikaten durum acayip. Çünkü gerçekte bu yemeğin, bu acayip kasabadaki en iyi arkadaşım adına verilmiş bir süpriz doğum günü yemeği olması gerekiyordu. Ama bizim Rus cıvırlar bana yaptılar süprizi. Doğum günü Natalia'nın ama yemek benim için planlanmış bir moral yemeği. Ne acayip değil mi?
Bu beş rus kızı benim arkadaş gurubum. Önce Natalia'yla tanıştım. Natalia dediğime bakmayın, aslında İlayda. Din değiştirip müslüman olunca kocası ona bu ismi uygun görmüş. Ben inatla Natalia diyorum. Hem hoşuna gidiyor hem de kocası duyar diye korkuyor. Çünkü Natalia'lara ruslar Nataşa diyor kısaca. Kocasının yanında İlayda diyorum idare ediyoruz. Pek çok benzer noktamız var. Evime ilk geldiğinde çalışma odamı ve kitaplığımı görüp "sen hangi ülkedensin" demişti bana. Türk olduğuma hala ikna olmuş değil. Annemin Gürcü oluşuna bağlıyor durumu. "Senin kan mavi" diyor. Asil kanmış yani.
Bizim Rus ekürisinin tamamı Türklerle evli. Çat pat, eğlenceli bir Türkçe konuşuyorlar. Dinlemek çok zevkli. Onları seyretmek de zevkli. Enerji dolular. Biri şarabı açmaya çalışıyor, öbürü bardakları yetiştiriyor. Birbirlerine kızıp rusça söyleniyorlar. Çocuklar yarı Türkçe yarı Rusça azarlanıp seviliyor. Gurbet onlara gurbet. Ama sanki yabancı benmişim gibi bana sahip çıkıyorlar. Hepsinin hayatını az çok biliyorum. En sevdikleri şey bana kahve falı baktırmak çünkü. Bildiğiniz kahve fallarından değil ama. Ben fincana bakıp susuyorum onlar ne var ne yok anlatıyorlar. Not deftersiz ve kanepesiz pisikoterapi anlayacağınız. Adımı Güzin olarak değiştirmeyi planlıyorum. Olga'ya soruyorum "Rus gazetelerinde dertlilere çare bulan köşe yazarları var mı?" Tanya'ya dönüp cızır vızır bir şeyler söylüyor rusça. Var diyor Tanya "hem de çokpek". Beni masaya oturtup önüme bilmediğim bir sürü yiyecek koyuyorlar. Hepsinden tatmamı istiyorlar biliyorum. Hem sevmem diye israr etmek istemiyorlar hem de tatmam için sabırsızlanıyorlar. Önce yoğurtla başlıyorum. Hiç bizim yoğurda benzemiyor, daha tatlımsı. Hoşuma gidiyor, kafamı sallıyorum. Güzel. Birbirlerini dürtüp kıkırdıyorlar. Balık çeşitlerine geçiyorum. Çeşit diyorum çünkü 6-7 çeşit tütsülenmiş salamura edilmiş balık duruyor önümde. Palamuttan başlıyorum, tadı güzel ama kokusu dayanılır gibi değil. Somonu tavsiye ediyorlar bir ağızdan. Deniyorum, evet somon daha lezzetli. Herşeyden azar azar tadıyorum. Başka bir kültürün mutfağını bu kadar yakından ilk defa görmüş oldum. Masadaki pek çok şeyi zevkle yediğimi görünce rahatlayıp mutlu oluyorlar.
Şarabın tadı bizimkine benzemiyor, daha tatlı. Eeee diyorum "hani ya rus votkası?" Koşup küçük bir şişe getiriyorlar. Natalia'nın annesi bana getirmiş Moskova'dan. Birşeyler söylüyor. Natalia çeviriyor. "Şimdi içmesin, şarabın tadı bozulur" demiş. Pastayı kesiyoruz. Şarkı söylemeye başlıyorlar sonra. Ben de katılıyorum. Öğretmeye çalışıyorlar. Ben söyledikçe gülüyorlar. Tanya'nın tavsiyesiyle peynir, kiraz reçeli ve kepek ekmeği tostu yapıyorum kendime. Melissa çayı tutuşturuyorlar elime. Yemek bitiyor, ben Natalia'ya hediyesini veriyorum, onlar benim çantamı çikolata, peynir ve balıkla dolduruyorlar. Kapının önünde beni bekleyen kocamın yanına gidiyorum. Bana bakıp gülüyor. Resimlerdeki Ruslara benzemişsin diyor. Yanaklarım ve burnum kıpkırmızı. Motorun arkasına binip kaskımı takıyorum. Kocama sarılıyorum. Yol boyunca ağlıyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hayatın boyu etrafını neşeli kahkahalarla çevreleyen dostların eksik olmasın...Çünkü sende onları bir mıknatıs gibi çeken kocaman bir yürek var benim sevgili dostum...Kucak dolusu sevgiler...

Fulya 
 21.04.2007 13:14
Cevap :
Sen de olsaydın keşke. Yemekler harikaydı:))  09.05.2007 9:15
 

Keyifle okudum yazinizi. Bu guzel arkadasliginiz omur boyu surer umarim. Sevgiler...

Hasan ARSLAN 
 21.04.2007 1:38
Cevap :
Bu arkadaşlığın ilginçliği burada zaten. Ömür boyu sürme ihtimali çok düşük. Herkes geldiği yere dönecek bir gün. Başka ülkelere. Araya mesafeler girecek. Buna rağmen tutunuyoruz birbirimize inatla. Tüm geçiciliğine rağmen...  09.05.2007 9:17
 

Yazınız beni nerelere götürdü...bir biseniz. Benim gelinim Rus. Çünkü oğlum altı yıldır Rusya'da Y.İnş.Müh. olarak çalışıyor ve doğal olarak da yaşadığı ülkeden seçti hayat arkadaşını. O kadar "insan" ki gelinim. "İyi ki var" diye düşünüyorum. Ne zaman onu düşünsem mutlu oluyorum.

madamex 
 19.04.2007 22:30
Cevap :
Gelininin değerini bilen kayınvalideye saygılarımı sunarım. Ne güzel. Oğlunuza ve gelininize selamımı söyleyin:)))  20.04.2007 10:31
 

Dostluklar böyle çeşitli olmalı... sevgi ve saygıyla

Meral Yağcıoğlu 
 19.04.2007 17:34
Cevap :
Evet dostluk çeşitli oldukça hoşgörünüz artıyor gerçekten. Sevgiler:))  09.05.2007 9:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 359
Toplam mesaj
: 78
Ort. okunma sayısı
: 1539
Kayıt tarihi
: 24.07.06
 
 

1972 yılıydı. Doğdum. Evde hep kitap okuyan iki kişi vardı. Büyüdüm, okullar okudum. Birşey öğrenmed..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster