Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Eylül '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
6576
 

Hitler'e Nobel Barış Ödülü veriliyordu

Hitler'e Nobel Barış Ödülü veriliyordu
 

Bu bir şaka değil, gerçek. Hitler 1938 yılında Barış ödülüne aday gösterilmişti. Hem de Nobel Barış Ödülü'ne. Yani Almanlar kendi kendilerine karar verip de Hitler'e ödül vermeye kalkmamışlar. Dünyanın en saygıdeğer ! ödül merkezi buna karar vermiş. Ödüle Gandhi de aday gösterilmiş ama ödül Nansen Uluslararası Mülteciler Ofisi'ne gitmişti. Hitler ödülü alamamıştı ama onun aday gösterilmesi bile manidardı.

1 Eylül Dünya Barış Günü'dür. Neden 1 Eylül? Çünkü dünyanın en kanlı tiranı Hitler 1 Eylül 1939'da Polonya'yı işgal ederek tarihin en büyük savaşını başlatmıştı. Bu savaşı başlatana kadar Hitler toplama kamplarında pek çok vahşilik yapmış ama batı bunları görmezden gelerek onu ödüle layık görmüştü.

İşte itibarsız Nobel'in hikayesi şöyle;

Amerikalı yazar Gertrude Stein Mayıs 1934'te New York Times dergisinde Hitler'in bu ödüle aday gösterilmesini şu sebeplerle uygun bulduğunu açıklamıştı; " Bence bu ödülü Hitler almalı. Çünkü muhalefet ve mücadele unsurlarını Almanya'dan söküp atıyor. Yahudileri toplayarak, demokratik ve solcu unsurları bertaraf ederek Almanya'da ve hatta dünya genelinde barışa büyük katkı sağlamaktadır."

1938'de Times dergisi Hitler'i yılın adamı ilan etti ve hiç çekinmeden takdir dolu biyografisini yayınladı. Norveç, Çekoslavakya gibi ülkelerde başlamış olan işgaller de bu ülkelerdeki etnik Almanları koruma amaçlıydı. Yani savaşa barış kılıfı örülüyordu.

Yani Hitler batı tarafından düşman değil bir kurtarıcı olarak görülüyordu. Komünist sistemin batıdaki işçiler üzerinde etkili olarak yayılmasına karşı Nazi sistemi bir kalkan vazifesi görüyordu. Zira Lenin'in yakın arkadaşı Rosa Luksemburg'un 1919'da Almanya'da başlattığı devrim vahşice engellenmeseydi sosyalizm İngiltere ve Fransa'ya da sıçrayacaktı. Spartaküs devrimini önleyenlerin desteğiyle 1933'de iktidara gelen Hitler hemen icraatlarına başladı; Sosyal-demokrat ve Komünist tüm solcular tutuklanıyordu.

Hitler'in sevilmesinin ikinci sebebi o dönemde Avrupa'da yaygın olan anti-semitizmdi. Asırlarca vatansız olarak oradan oraya göç eden yahudiler hristiyanların da hışmına uğruyordu. Ancak farklı ulusların birarada yaşadığı Rusya'daki sosyalist devrimci hareketler yahudilerin burada daha özgür yaşamalarına imkan veriyordu. Zaten yahudi asıllı ateist olan pek çok kişi Bolşevik Devrimi'ne katılmıştı. Hitler de bundan dolayı ahmakça bir yaklaşımla Yahudilik ve Bolşevizmi müşterek görüyordu. Türkiye'de Hitler'in Darwin'in teorisine inandığını iddia edip Darwin'i ve Evrim Teorisi'ni karalamaya çalışan ahmaklar var. Halbuki Nazilerin sembolü gamalı haçtı ve Hitler kendisinin Tanrı tarafından dünyayı Yahudiler ve Komünistler'den kurtarmak amacıyla görevlendirdiğine inanıyordu. Yani Tanrı'nın özel hükümdarı olarak görevlendirildiği inancı, "kut" anlayışına sahipti.

Hitler'in sevilmesinin üçüncü sebebi Çingenelere yönelik soykırımıydı. Göçebe bir hayat süren Çingeneler bu hayat tarzlarından dolayı Avrupa genelinde dışlanıyorlardı. Hitler'in onları da hedef seçmesi batıyı memnun ediyordu.

İngiltere ve Fransa eğer Hitler kendi ülkelerine de saldırmasaydı emin olun ki savaşa sadece göstermelik karşı çıkar ve ama aslında olup bitenlerden memnuniyet duyardı. Fransa zaten işgale direnmedi bile. Hitler Paris'e çatışmasız girdi, teslim anlaşmasını imzalattı ve Eyfel Kulesi önünde karizmatik bir poz verdi. Yıllar sonra General De Gaulle Fransız direnişinin kahraman ! simgesi olacaktı. Hangi direnişse. İngiltere ise Londra'ya bombalar yağınca savaşa girmek zorunda kaldı.

Lenin I. Dünya Savaşı başladığı gibi tüm dünya halklarına "bu sizin savaşınız değil, emperyalist paylaşım savaşıdır, birbirinize karşı değil, hükümetlerinize karşı savaşın" çağrısı yapmıştır. 1917 Bolşevik Devrimi'nin gerçekleşmesindeki en önemli faktörlerden biri de Lenin'in barış yanlısı olmasıydı. İktidara geldiği gibi de tarihin en adil barış önerisini sundu; "tüm devletler ilhaksız ve tazminatsız olarak ateşkes yapmalıdır." Tüm devletler savaştan önceki topraklarına geri dönecek, kaybedenler kazananlara toprak vermeyecek ve savaş tazminatı ödemeyecektir. Bundan adil barış önerisi olur mu? Ama resmi tarih bundan hiç bahsetmez. Fransa ve İngiltere'ye muazzam silah satışıyla iyi para kazanan ABD'nin başkanı Wilson'un prensipleri barış için önemli kabul edilir. Lenin ise batılıların desteğiyle saldırıya geçen Çarlık yanlısı Beyaz ordulara karşı savaş açmakla suçlanır. Zaten kurduğu Sovyetler Birliği de hep savaşçı olmakla suçlanmıştır.

Atatürk "yurtta sulh cihanda sulh der." Bir başka sözü daha var; "savaş zaruri olmadıkça cinayettir." Asıl mesleği askerlik olan biri için ne kadar manidar bir söz. Ama onun söyledilklerinin de pek önemi yok. Zira "bir damla petrol bir damla kandan daha değerlidir" diyen İngiltere Başbakanı Churchill her iki dünya savaşında da aktif rol almasına rağmen dünyada barışı sağlayan önemli bir devlet adamı olarak kabul edilir. Halbuki her iki savaş da bu cümledeki gibi petrol sevdasından Avrupalıların petrol yataklarına,hammadde kaynaklarına hakim olma çabasından çıkmıştı. İngiliz ve Fransızların Ortadoğu petrollerine ulaşma çabası, Hitler'in Azeri petrollerine ulaşma çabası malum. Churchill Barış ödülüne olmasa da Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterildi ve kazandı. İyi ki barış ödülünü almamış.

Nobel Barış Ödülü alan bazı liderler ve barış karşıtı icraatleri şöyle;

1906 yılında Nobel Barış Ödülü'nü alan ABD'nin 26. Başkanı Theodore Roosevelt Panama hükümetini devirmiş, Küba'da İspanyollarla sömürge savaşına girmiş ve Guantanamo Körfezi'ndeki o meşhur askeri üssü inşa ettirmişti. Herhalde bunları da barış için yapmıştı. Ama 1905 Rus- Japon Savaşı'nda arabuluculuk yaparak ilk kez kedi olalı bir fare tutmuş ve bu faydasından dolayı da ödüle layık görülmüş. Roosevelt'in Küba'daki savaşı ve emperyal mücadeleyi öven sözlerinin bulunduğu bir plaka halen ABD Savunma Bakanlığı ofisinde asılıdır.

ABD'nin 28. Başkanı Woodrow Wilson da Versay Antlaşması'nın mimarı olarak ödüle layık görülmüştü. Ne garip ki savaş boyunca yaptığı silah ihracatı İtilaf devletlerini ABD'ye diğer dünya savaşına kadar ödemek zorunda olacağı borç batağına düşürmüştü.

Ve sıkı durun. 2004 yılında ABD Başkanı Bush uluslararası sorunları - burası çok önemli- barışçıl yoldan çözdüğü ve Irak'ın kimyasal saldırı tehditlerini önlediği için  işbirlikçisi olan İngiliz Başbakan Tony Blair ile birlikte Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi. Bunu destekleyen Norveç parlamentosundan sağcı Jan Simonsen " ödülü kesinlikle Bush almalı, çünkü bir diktatörü devirdi" demiştir. Ancak dünya genelindeki protestolar üzerine barış komitesi her iki adayın ismini de listeden çıkardı.

Venezuela'nın ölen devlet başkanı Hugo Chavez Avrupalılara şöyle demişti : " Her iki dünya savaşını da siz başlattınız." Doğru söze ne denir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 30
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1657
Kayıt tarihi
: 28.03.12
 
 

1981 yılında Bursa'da doğdu. İnönü Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster