Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Aralık '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
716
 

Hoşaf

Bu sene kış bir türlü gelemedi ama herhalde bünye mevsim değişikliğini hissediyor ki, dün akşam, “yarın bir kuru meyve hoşafı yapayım” dedim. Bir kaseye şekilsiz kuru kayısı ve kuru eriği koyup üstünü suyla doldurdum yani ıslattım. Sabaha kadar şişip büyüdüler. Bugün kayısı, erik, kuru siyah üzümü önce yıkayıp 2-3 karanfil tanesiyle birlikte büyük bir tencerede bol suyla kaynatacağım. Kuru meyveler pişeceğine yakın bir ayvayı küçük küçük doğrayıp ekleyecek, ayva da pişince şekerini koyacağım. Çünkü şekeri önce katarsam ayva sertleşir. Tadına baka baka şeker miktarını ayarlarım. Ateşten indirdiğimde yine bol sulu olmalı. Meyvaların rengini ve kokusunu almış, ayvanın ekşisini... harika bir kış lezzeti.. 

Babamın böreğin yanında favori içeceğiydi bu... Pazar günleri annem mutlaka açma bir börek yapar, yanında hoşafla börek yenirdi. Çocukluğumun mönüsü... Ben bu yemeği hep annemin evinde yiyeceğimi düşünürdüm. Genç bir kız olduğumda, bazen hüzünlenir, “Evlenince özleyeceğim!” derdim, burnumun direği sızlardı. Çünkü bir gün evimde benim de aynılarını yapabileceğimi aklımın ucundan geçirmezdim.  

Annem ne zaman kendi bildiği herhangi bir işi bana öğretmeye kalksa, babam: “Kızı rahat bırak. İleride bunlarla mı uğraşacak, öğrenmeyiversin.” derdi. Bu yalnız yemek değil, her konuda böyleydi. Diyelim ki annem dikiş öğretmek istedi, ben de isteksiz davrandım... Babam hemen araya girer: “Bırak çocuğu, ileride her şey hazır olacak. Dikişi de öğrenmeyiversin...” derdi. Babamdan yüz bulmuş bir asi olarak, ev işi namına ne varsa, bana öğretebilmek için annemin bir sürü taktik geliştirmesi gerekti. “Kızım gel de sarma saralım, öğren.” ; “Aman anne ben sarma mı saracağım işim yok da..” diye cevap hazırdı. Babamdan arka almış, hiç bir işe yanaşmıyordum. Varsa yoksa bulaşık, toz alma... Ütü yaparken babamın pantolonlarını es geçerdim. Niye?... Çünkü benim kocam şişman olmayacak, pantolon ütüsü babamınki gibi zor olmayacak. Zaten kırk yılda bir annem yemek yaptırsa, babam akşam sofrada yemeği beğenmeyip de benim yaptığımı öğrenirse, anneme kızar: “Ben kötü yemek yemeye mecbur muyum? İleride nasıl olsa öğrenecek...” derdi. Annem de bin bir bahaneyle beni işlerin yakınında tutmaya çalışır; herhalde “bari gözüyle alsın...” derdi.  

Evlendikten sonra, özellikle çocuklar büyürken annemin, babama rağmen benim eğitimimde çok başarılı olduğu ortaya çıktı. Evimde, annemin evinde ne gördüysem onları aramaya başladım. Temizlikte, ütüde, ama özellikle yemek konusunda... Yanlış anlaşılmasın, eşimden ya da çocuklarımdan bir talep filan da gelmiyordu. Ben meraklı bir kadın olarak, yeni öğrendiklerim yanında eskileri denemeyi seviyordum. Ama annemsiz... Ona da sorardım bazen ama çoğunlukla yabancı teyzelerden, kitaplardan öğrenip kendim deneyerek... Neden? Kıyaslanmayacak!... Anneminki gibi olmazsa bozulabilirim. ” Bunlar benim tariflerim, farklı...” diyebilmek için. Farketmeden aynı anneminkiler gibi oldu gittiler... Tabii babam şaşkın: ” Sen bunları ne zaman öğrendin?”. Annemin başarısı!... Öyle diyorum fakat şimdi de annem hiç memnun değil: “ Kızım senelerce ben yaptım, yoruldum. Nereden heves ettin bu işlere, bırak, sen de yorulma!” diyor... Geçenlerde arkadaşlarıma açma börek ikram ettiğimde, içlerinden biri çok şaşırdı; ”Tipinden de hiç belli olmuyor!..” dedi. Okul arkadaşlarım arasında tek börek açan benim. Annelerinden tarif alıyor, internettekilerle kıyaslıyor, deniyorum. Sonuç fena olmuyor. Yoklukta herkese iyi geliyor.  

Gerçi hiç bir zaman “Yaa işte kadın dediğin böyle olur!...” havalarına girmiyorum. Okul bittikten sonra madem dışarıda bir iş hayatım olmadı, ev işinde uzmanlaşmayıp ne yapacaktım?... Çalışma hayatının ayrıntılı ev işlerine fırsat tanımadığı muhakkak... Zaten kadınlar hem evde, hem işte kendini tüketiyor... İşinde mi başarılı olacak, evinde mi, yoksa mükemmel çocuk mu yetiştirecek, vs. vs.... Gerçi her hayatın kendine göre zorlukları var ama bu böyle...  

Hoşaftan nerelere geldim... Yarın akşam buzdolabında görünce çocuklar sevinecek; “ Anneee, bunun olduğunu neden söylemedin?... Özlemiştim ne zamandır!...” diyecekler... İçimi ısıtan buz gibi kış içeceği: Hoşaf!!...  

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne kadar güzel bir anı bu böyle,sevgili Tuğba hanım.Daha önce okumuştum,bir daha okudum.Yazmak geldi içimden size...Annelerimiz bizi fazla iyi yetiştirmeye çalıştılar.Eski geleneklere göre...Benim de tipimden anlaşılmaz ama,ben de "ne iş olsa yaparım abi" modunda yetiştirildim :) Ama çalışırken çok zorlandım açıkçası,bazen kolaya kaçtım :) Şimdi de "yaşlandım artık" diye kaytarıyorum:) Amaaaan, marketlerde bile "tembel avrat reyonu" var artık:) Her şeyin hazırı var...Ne edelim,yapabildiğimiz kadarını yaparız,yapamadığımızı hazır alırız gider.Canımız sağ olsun de mi? :) Elinize,yüreğinize sağlık.Sevgi ve selamlarımı yolladım kalbimden...

fisun gökduman kökcü 
 21.05.2018 11:34
Cevap :
Teşekkür ederim Fisun hanım! Yorumunuzu yeni farkettim, geç bir cevap olduğu için özür dilerim. Tabii ki canınız sağ olsun:) Eşimde tip2 diyabet çıkınca ben de yapmaz oldum o güzelim çeşit çeşit hoşafı kompostoyu. Dışarıda çalışanlar, üstelik sizin gibi yoğun bir iş temposu olan anneler için akşam öğününü düzenli çıkarmak bile zordur mutlaka. İçten ve yürekten sesinizi duymak yine beni çok mutlu etti. Selamlarımla sevgili Fisun hanım...  27.05.2018 0:24
 

Şekerin kansere neden olduğunu öğrendiğimden bu yana kesme-toz şekere düşman gözüyle bakmaya başladım! Zaten tatlıyla pek aram yoktur yıllardan beri, şeker gereksinimi doğal yollardan, mevsim meyvelerinden gideririm. Kışınsa, kahveme bal katarım veya şekersiz sütlaç yaptığımda, soğuyunca oluşan kaymağının üstüne bal gezdiririm! Kaysılı, bol çekirdeksiz üzümlü, tarçın ve karanfilli hoşafı düşündüm bu güzel yazınızı okurken. Deneyeceğim. Toz tarçın kullanırım hep; ama galiba hoşafın rengini bozar, değil mi? Emeğinize sağlık, nefis bir paylaşımdı. Teşekkürle, selamla, saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 10.12.2010 6:01
Cevap :
Bence toz tarçın da konulabilir. Ben tarçın çubuğunu Tülin hanım'ın tavsiyesiyle, bugünden sonra ekleyip göreceğim; siz de tozunu denersiniz. Teşekkür ederim! Saygı ve selamlar...  10.12.2010 8:13
 

Ne kadar içten, sıcacık bir yazı bu:) Sanki sizin evde, bir köşede oturmuş sizi izliyordum:) Babalar böyledir, kıyamazlar kızlarına. Benim babam da kıyamaz hiç. Bu yaşa geldim, hâlâ anneme ' Kızın yemekte seni geçti, haberin olsun ' diye takılır:) Hoşafa bayılırım ben de. Tarçın çubuğu da koyun bence karanfille birlikte, harika olur. Börekle hiç denememiştim doğrusu, deneyeceğim:) Isparta'da tandırın yanında bakır taslarda mutlaka hoşaf verirler. Colaya ölüm, yaşasın hoşaf! :) Sevgilerimle...

Tülin Aksoy 
 06.12.2010 23:10
Cevap :
Tarçın çubuğu değil mi... haklısınız! Ben de tam, bloglar arasında geziniyordum. Öyle az zamanım oluyor, öyle yazıp kaçıyorum ki; bir sürü özenle, araştırılarak, emek harcanarak, dilin tüm incelikleriyle, ustaca yazılmış yazıları- tabii sizin yazılarınızı da- görüp zamanında farketmediğime hayıflanıyordum. Yorumunuz için teşekkür ederim! Selam ve saygılar!  06.12.2010 23:39
 

güzeldi, kaleminize sağlık, paylaştım face'te herkes okusun diye :)

shalimar 
 04.12.2010 19:49
Cevap :
Beğendiğinize sevindim... teşekkür ederim shalimar!  04.12.2010 20:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 33
Toplam yorum
: 171
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3775
Kayıt tarihi
: 07.06.09
 
 

İyi bir okurum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster