Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
632
 

Hüsn-ü Mübarek direnirken.../ Mısır nire, Türkiye nire?.../ ''3000'e Doğru''

Hüsn-ü Mübarek direnirken.../ Mısır nire, Türkiye nire?.../ ''3000'e Doğru''
 

''Başkanın gittiği gün!...'' Böylesine başlıklı bir yazının kaleme alınmasını, Mısır halkının daha ne kadar zaman bekleyeceği şimdilik bir muamma olarak karşımızda duruyor!.. Ancak Tunus'da yaşanan devrimci durumun Mısırda'da ne ölçüde kendini gösterebileceği de belirsizliğini koruyor... 

Mısır'da başlayan ve kimi Türkiyeli aydınlarca ''demokratik devrim'' olarak tanımlanan bu halk hareketinin öncüleri henüz belli olmasa da(!), Türkiye'nin de bu hareketden oldukça etkileneceği, bir ayrı gerçek!... Yararcı açıdan AKP ve önderinin ortadoğudaki imaj kazanım durumları bir yana, bu sıcak dalganın, önümüzdeki aylarda ülkede de önemli siyasi dalgalanmalara yol açabilme ve siyasi su terazisinde dengeleri değiştirebilme olasılığı da, bir ayrı gerçek!... 

Hillary Clinton en sonunda, "Mısır'da barışçıl ve düzenli dönüşüm için, ülke muhalefetinin, sivil toplumunun ve politik gruplarının en geniş ve temsil açısından en yeterli yetkilileriyle hükümet arasında acilen ve ciddi müzakereler yapılması konusunda uyarıyorum" demişti!... 

Ve en son demeçlerinden birinde, Başkan Hüsn- ü Mübarek de, ''yeterince cumhurbaşkanlığı yaptığını ve iktidarı şimdi bırakmak istediğini, ama ülkesini kaosun sarmasından korktuğundan bunu yapamadığını'' belirtmiş ve ardından devam etmiş: ''Benden sonra Müslüman Kardeşler iktidara gelir!..."  

Yani ABD'ye sözümona bir ikaz ışığı da yakmış!...ABD'nin artık onla çalışmak istemediğini anlamamış!... Zaten bundan önceki varolan parlamentoda bildiğimiz kadarıyla zaten son otuz yıldır ciddi bir muhalefet örgütleyen bu örgütün dolaylı seçilmiş onlarca milletvekili vardı!... Bu son seçimlerde muhalefetin hepsi, katakulle içinde sistem dışında bırakıldı!... Bu da iç dinamiğin önemli sıkıntısı olarak Tahrir'de dolaylı ya da yada dolaysız bir şekilde tepkisel yerini gösterdi... 

Ve zaten, son seçimlerde de kendini gösteren, Mısır da başını ağırlıklı olarak ''Müslüman Kardeşler'' in çektiği muhalefetin derin ve sancılı bir süreci var... Ve de Türkiyedeki muhalefete hiç mi hiç benzemeyen kendine has bir niteliği, meziyeti ve marifeti var!... Ve Seyyid Kutup' un katılımıyla evrilen, geleneksel ve felsefi derinliği olan, ayakları yere basan ve biraz da bizim Fethullahçıları andıran, ama onlardan çok daha nitelikli, İslami bir muhalefet!... 

Şimdi, Tunus'dan başlayarak bu devrimci sürece de bir göz atalım: 

1987 yılında Tunus'un diktatörü Habib Burgiba' nın yerine getirilen, Amerikancı başkan, ''President Bin Ali'', 1960 lı yıllarda, Birleşik Devletler'in bir istihbarat okulu olan, ''The Senior Intellegence School at Fort Holabird' de eğitilmişti... Marifetli bir ajandı... Ülkede hızla yükseldi... Ve Burgiba zamanında Tunus'un Ulusal güvenlik Birimi'nin başındaydı!... Sonra İçişleri bakanıydı... Ve de Burgiba, iktidardan gitmeden beş hafta önce onu başbakanlığa getirmişti!. Sözümona Burgiba'yı devirip başa geçti... 

Bu yönetimsel değişikliğin ilk eylemi ülkeye bir şekilde liberalleşmeyi getirirken, ekonomide de ciddi reforların uygulanmasını beraberinde getiriyordu!... (Bizim son on yılımıza ne kadar da benziyor...) Ve Nisan 1989 daki ilk seçimlerde, Zeynel Abidin Bin Ali'nin Anayasal Demokratik İttifak adını alan partisinin kazandığı büyük bir zaferle sonuçlanıyordu. (Bu durum da, bir tesadüf olsa, ne kadar bize benziyor!...) 

Ülkesini kadife bir eldiven içinde sakladığı çelik bir yumrukla yöneten bu President- Diktatör, büyük projeler dahilinde, artık misyonu dolduğu için, halk desteğinde tasfiye edildi!... Yaptığı dünyalıkla birlikte, artık Cidde'de, bundan sonraki yaşamını ne şekilde sürdürebileceğinin planlarını yapmakta!... O da Mısır'daki kardeşi gibi siyaha boyatılmış saçlarıyla, yaşı seksene merdiven dayamış vaziyette!.. Yani sonbaharını yaşıyor... 

Bugün Tunus'da nitelikli bir muhalefetin de içinde olduğu geçici , bir ''Ulusal Birlik Hükümeti'' var. Halkın ayaklanmasını ortaya çıkaran koşullar da, sanki ülkede devrimci bir durum var izlenimini de yaratıyor!.. Ama kimin öncülüğünde?.. Hangi sınıflar bu devrimlere öncülük edecek ve ağırlıklı bir katkı sunacak?.. Bu bizce belli değil!... 

Şimdilik Tunus'lular ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmeye, kendi iç güçlerince ve güçleri yettiğince çalışıyorlar... Ve, ''Her görüşten Tunusluların sesini duyurmak için editoryal çizgiye el koyduk' diyen ve çok uzun yıllar sonra ilk kez duygularını açıklayabilen bir basınları da var!... Bakalım, ikinci dil olarak Fransızca'nın öğretildiği(!) bu ülkede, ülke elitlerinin yaşadığı Tunusun sayfiyesi Kartaca'da, yaşamsal durumlarda ne gibi değişiklikler olacak?... 

Yasemin Devrimi 'nin bölgedeki ilk yayılma belirtileri bölgenin en büyük devleti olan Mısır'da görüldü ve halkın tepkileri kısa zamanda ilk meyvesini vererek, Mısır hükümetinin isifasıyla önemli bir aşama kaydetti... 

BBC, Bu gelişmeler ışığında, Mısır'ı bekleyen üç olası senaryoyu gündeme getirip şöyle sıralıyordu: 

1- Mübarek görevi bırakır. 

2- Mübarek çekilmez, ordu ve polis zor kullanarak gösterileri bastırır. 

3- Mübarek aşama olaraklı çekilmeyi kabul eder ve muhalefet bu süreç de hükümete dahil olur... 

Washington "İktidar değişikliğinini hemen başlatılıp, demokrasiye düzenli geçiş'' den söz ederken, Hüsnü Mubarek'de, Eylül ayında yapılan seçimlerde aday olmayacağını açıklıyarak üçüncü olasılığı öne çıkarıyor, zaman kazanmaya çalışıyordu... Ancak idrak edemediği ya da anlamak istemediği tek şey, ''dönülmez akşamın ufkunda'' olduğuydu!... 

Ancak, Mısır'daki protestocular, Başkan Hüsnü Mübarek'i devirmeye inat ve ısrarla kararlı olduklarını gösteriyorlar!.... Gene bu sürecin nasıl işleyeceği, Hüsnü Mübarek kıliğinin ve rejiminin yerine neyin ikame edileceği şimdilik belirsizliğini koruyor!... Halk üzerinde büyük bir saygınlığı olan Müslüman Kardeşler Örgütü 'nün, adil ve demokratik bir seçimle ülkede nereye gelebileceği de ayrı bir inceleme konusu... ABD'nin bu konudaki yaklaşımı da... 

2009 tahminlerine göre Mısır'ın nüfusunun yalnızca %7 Kıpti ve Yunanlılardan oluşuyor!... Geri kalan nüfus Mısırlı... Ancak, 77. 42 milyon nüfusun bildiğimiz kadarıyla 10 milyonu hristiyan!... Kıpti olarak tanımlanan hristiyan halkın dinsel öncüleri, bu süreçde müslümanlarla birlikte hareket ettiklerini her şekilde göstermeye çalışıyorlar... Müslüman bir ülkede bu denli yoğun hristiyan nüfus da, her açıdan demokratik bir süreç de bir taraf olarak önemlilik arz ediyor!... 

Mübarek'in işi bize göre bitmiştir!... Ancak ülke ekonomisinde önemli bir yeri ve tabanı olan ABD yanlısı bir ordunun, eski hava generali mareşal- başkan'larının apar topar gitmesine de, anlaşılan gönülleri razı değildir!... Bir de artık ceberrut bir polis devleti haline gelmiş, sistemden yıllarca beslenen, bürokrasiyle sarmallanmış, sömürgen bir ucube aygıta dönüşmüş bir yapının ve de Mübarek'in başında olduğu bir yapının da, kansız bir şekilde iktidarı terk etmek istemesi, normal devrimci koşullarda pek de mümkün görünmemektedir!... Zaten bu halk hareketinde olayların çok daha kanlı bir şekilde tırmanmasını engelleyen tek önemli güç olan ordunun halka karşı şimdilik olumlu görünen tutumudur... Şüphesiz ''Müslüman Kardeşler'in de basiretli, deneyimli, duyarlı politik olgunluğu!... 

Tunus'a göre çok farklı ve büyük ve stratejik bir ülkede yaşayan Mısır halkının işi de kolay değildir... Dünyayı yöneten finans oligarşinin, Mısır'ı istediği gibi ama demokratik bir biçimde dizayn etmeye çalışacağı ve herhangi bir belirsizliğe terk etmeyeceği de, beklenen bir başka durumdur!... 

Bu yeni yüzyıl, örnegin; Afrika'da Kahire, Balkanlar'da İstanbul'un başkent olmaya soyundurulduğu, ulus devletlerden kademe kademe vazgeçilip, doğudan gelebilecek büyük heyulaya karşı yepyeni federatif yapıların yer alacağı bir farklı yüzyıldır... 

3. şubat. 2011/ Tarabya,  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kıptilere de değinmişsiniz. Düşündümde; tarihte kimselere yaranamamışlar. Osmanlı dönemi haricinde...Sarı Dev çoktan uyandı öyle değil mi Zeki Bey? Batılı devler de aç bi ilaç...Kim doyuracak bunların karnını? Sadece karın açlığı olsa...Gözleri de doymak bilmiyor. Size katılıyorum; Mısır: Hangi ufuklara yelken açacak; önceden tahmin etmek kolay bir iş değil. İnsanlığın tatmin olmak bilmeyen bencilliği...İnanın üpertiyor. Elinize sağlık; selamlar saygılar.

Alev Meisel 
 13.02.2011 18:47
Cevap :
Çin'de benim bir kez gözlemleme şansını bulabildiğim muazzam bir gelişme hızla sürüyor... Çin halkı da genleşiyor, zenginleşiyor!... Maocu, milliyetçi ve toplumcu politikalar hızla büyüyüp gelişen kendilerine özgü Çin kapitalizmiyle şimdilik çelişse de, emperyal bir güç olarak hızla 2050 'lerde de, Pax China olma yolunda ilerliyor!..Örneğin şimdiden Türkiye'de kırka yakın büyük sektörde, Çin malları egemenliklerini sürdürüyorlar!...Batı onları durdurabilecek mi?... Gidişat o ki, zor mu zor!...Maocu bir politbüro ve bürokrasiden, toplumsal genlerindeki üretme ve ticaret marifetleri olan bir halka verilen tahditli ekonomik özgürlük ve destekle geldikleri yer burası!...Olimpiyatlar da dünyaya çok büyük bir ''imaj'' yaptılar ki, her şeyiyle yerli!... Batı ve dünyayı yönlendiren finans oligarşi dayanmak için, yeni ittifaklar ve yeni coğrafyalar çizerek, bu gücü dizginlemeye çalışıyor...Şimdi büyük film; ''Doğu Yakasının Hikayesi'!'...Sevgiyle ve dostça selamlarımla.  13.02.2011 23:15
 

'İsyan' hele de 'sınıfsal isyan doğaları gereği yoktu! Hakim olan başkanlık sistemleri parlamenter sistemi sahtekarca kullanarak krallık, hanedanlıklar biçiminde süregelmişti. İsyanın ortamını hazırlayan temel etken küreselleşmedir. Ulusal kurtuluş mücadelelerini yapan kadroların devamı niteliğindeki kısman modernist ve kısmen laik yapılar küreselleşmenin dayatmaları karşısında önce özelleştirmeler, ardından 'sosyal devlet' olgusundan verilen dev tavizler toplumları açmazlara sürüklediği gibi liderleri de köşeye sıkıştırmıştır. Olan bite(meye)ne devrim denebilir mi? Bence hayır! Çünkü bir devrimin oluşum sürecini tamamlayabilmesi, toplumsal yapının, ekonomik, siyasi ilişkilerini, hatta egemen öznelliklerini, karşı çıktığı siyasi iktidarın yeniden üretilmesini engelleyecek biçimde dönüştürebilmesine bağlıdır. Gelenlere baktığımızda zaten bunu görmekteyiz. Küresel sermeye isyanları yumuşatıp, gazı alıp arkadan dolaşarak K.Afrika kıyılarındaki varlığını sürdürmeyi deneyecektir! Dost selam

Ersin Kabaoglu 
 12.02.2011 9:54
Cevap :
Benim Afrikam!... Ortadoğum, Balkanlarım, Anadolum ve Kafkaslarım... Ve Çin'e uzanan İpek Yolundaki her yer!..Ortaasya'da bu yüzyılda sürecek egemenlik savaşları!... Bu coğrafyaların çocukları, XIX.yüzyılın modern Kunta Kinte'leri!...O, '' Büyük Oyun''daki o ''Kurşun Askerler''!... Kahire Özgürlük Meydanında söylenen,ulusal marşlar ve anlamlı bir zamanlamayla bir başka yerde söyletilen Harbiye marşları!...Cemal Süreya'nın çevirdiği Alain Peyrefitte'in ''Çin Uyanınca Yer Yerinden Oynar'ından bu güne, Çin G7 ülkeleri için bir büyük heyula!... Ülkede bile, elliye yakın önemli sektör Çin mallarının istila ve biraz da haksız rekabetiyle karşı karşıya!... İşte bu ''Sarı Tehlike''ye karşı, söz ettiğim coğrafyada kademe kademe ''global defans'' işleri... Söylediklerinize de katılmamak mümkün değil... Dostça selamlarımla.  12.02.2011 12:35
 

Değerli Zeki Bey, sizler de deneyimli ve aydın insanlardansınız. Batı'nın (İngiltere-Fransa-ABD) Ortadoğu, Afrika ve Kafkaslar'daki beklentileri ile dün neler yaptıklarını bilirsiniz. Kamuoyuna baktığımızda genelde onların düzenlediği vitrindekiler manşetlere taşınarak tartışılmaktadır. Sizce bölgeyi yaklaşık 3 asırdır sömürenlerin penceresinden gerçek adına ne görebiliriz? Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 09.02.2011 11:13
Cevap :
Mısır halkını HSBC bankın önündeki kuyrukda görünce ,birden geçmişe döndüm!...Bu bankanın sahibi olan Baron Rotschild ve ardından da Skyes-Picot antlaşmasının mimarı Sir Mark Sykes'ın'' Türkiye diye bir şey artık olmamalı, Mezopotamya ve Filistin İngilizlerin olmalı(Mısır'ın yanısıra...)..Ayasoya'da 'TE DEUM',Kudüs Ömer camiinde 'NUNE DİMİTTİS' okuyacağım!...'' şeklindeki sözlerini!... Ve 1920'lerden bu yana, dünyada yayına geçmiş İngilizlerin aynası BBC'yi, yüzyıl Mısır'a egemen olmuş ve bu işi ABD'ye zorunlu olarak devretmiş Paxbritannica'nın finans oligarşisini...İşbirlikçi diktatörler ve çakma krallarla sömürülen,Kuzey Afrika ve Orta doğu halklarını... Dostça selamlarımla.  09.02.2011 16:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 392
Toplam yorum
: 729
Toplam mesaj
: 164
Ort. okunma sayısı
: 4403
Kayıt tarihi
: 12.03.07
 
 

İstanbul doğumluyum. Sağlıklı beslenme, yüzme, doğada yürüyüş ve çevre özel ilgi alanlarım. Şiiri ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster